SÖYLEŞİLER
KIBRIS’TA ÇÖZÜMÜN YOLU İNGİLTERE’DEN GEÇİYOR
16:41 05 Ocak 2009
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

Kıbrıs sorunu üzerine kitapları ve çok sayıda makalesi bulunan Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Mehmet Hasgüler"le yeni çıkan ve Ulus Baker’e adadığı “Kıbrıslılık” kitabı üzerinden Kıbrıs Sorunu’nu konuştuk. Hasgüler"e göre Kıbrıs, "Coğrafyasına teslim olmuş bir ada"; bütün çözüm önerileri coğrafyanın konumu üzerine kurulmuş, tarih ona göre şekillenmiş, yaratılmış; ama coğrafyaya bu teslimiyet hem yurtseverlik bağlamında, hem de siyaseten ciddi bir zemine oturmamış... Hasgüler’e göre büyük güçler ve hükümetlerarası müzakerelerde gündeme gelen ve pazarlık konusu edilen sorunların çok dışında bir Kıbrıs var ve Kıbrıslılığın böylesi birçok renkli temel üzerine yükseldiğini unutmamak gerekiyor. Hasgüler 2004 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Güney Kıbrıs’tan bağımsız aday olmuştu. Hasgüler, önümüzdeki Haziran ayında yapılacak AP seçimlerinde yeniden aday olacak.

 

»Kıbrıs’ta kapsamlı müzakereler çerçevesinde başlayan görüşmeler devam ediyor. Haftalık görüşme sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Görüşmelerin bu haliyle bir çözüm getirmesi pek mümkün görünmüyor. Bir kere her iki liderin tüm tarihi geçmişlerine rağmen ortaya koymuş oldukları söylemlerde terminolojik anlamda bir uyumsuzluk var. Çünkü birisinin federasyon dediğine öbürü başka bir şey söylüyor. Birisinin tek devlet dediğine öbürü başka bir şey söylüyor. Bu terminolojik uyumsuzluk çözümsüzlüğün önündeki en büyük engelmiş gibi duruyor. Bir terminolojik birliktelik sağlanamadı. Bu bence en büyük sıkıntıdır. Çözümlenmemiş olması da aslında görüşmelerin ne kadar sağlıklı gitmediğini de gözler önüne seriyor. Anlaşıyorlar görüşüyorlar deniliyor yönetimde güç paylaşımı geçtiler deniliyor fakat burada benim söylemek istediğim, bir defa ortak bir terminoloji tutturamıyorlar. Güzel güzel görüşüyorlar sonra iki tarafın sözcüleri karşılıklı taciz atışları yapıyorlar. Satırların arasını okuduğunuz zaman bunların taciz atışları ile aslında halkları milliyetçi bir politikayla zehirlediklerini görüyoruz.

Talat ile Hristofyas bir dönem aynı kabeye - Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği- dua ediyorlardı. Oradan ideolojik olarak birbirlerini tanıyorlardı.  Dolayısıyla insanlarda her iki liderin sorunu çözeceğine dair büyük bir beklenti oluştu. Başlangıçta her iki lider benzer açıklamalar ve bildiriler yayınladı. Bu durumu doğal karşılıyorum yani olması gereken iki Sol Parti"nin Kıbrıs"ta çözümün kalıcı bir şekilde sürdürülmesine katkı sunması.

 

»Son dönemlerde yapılan açıklamalara bakıldığında Talat ile Erdoğan’ın bir çözüme vardığı izlenimi ediniliyor. Kapalı kapılar ardında gizlice anlaştılar mı? Gizli bir pazarlık mı söz konusu?

Evet, bu ihtimal da var belki bizi kandırıyorlardır. Bana göre Türkiye 2009 Aralığına kadar bir sonuç almak istiyor. Türkiye AB sürecinde Kıbrıs’ı bir pazarlık unsuru olarak elinde tutmak istiyor. 2009"da Türkiye artık bir karar verecek, ya adaylık için tarih alacak yada bu işe bir son verilecek. 

Kıbrıs sorununun ister birlik temelinde isterlerse ayrılma temelinde bir şekilde çözümlenmesi gerekiyor. İki taraf eğer birleşemeyeceklerini kararlaştırılırsa bile bu büyük bir ilerleme olur ama birleştireceklerinde anlaşırlarsa eğer bu daha da mükemmel bir sonuç olur. Fakat birleştiremeyecekleri halde oyalamaya, zaman çalmaya, onun rantını yemeye devam ederlerse bu kabul edilemez. Talat bir bakıyorsun seçilmeden önce muhalefet lideriyken bizim anavatanımız Kıbrıs"tır diyordu. Şimdi ise öyle demiyor.

 

»Bugün AKP, Talat ve AKEL arasında bir alt çözümün gerçekleştirildiğini buna rağmen görüşme maratonları ile halkın oyalandığını mı söylüyorsunuz?

Hayır, öyle kesin bir şey söylemek istemiyorum, fakat öyle bir görüntü çıkıyor ortaya. Bunu da dillendirmek gerekiyor. Bunlardan bir tanesi Hristofyas"ın geliş nedeni Papadupolos’un beceremediğini yapmaktı. Kıbrıs"ı birleştirme amacıyla iktidara geldi. Aynı şekilde Talat"ta o iddia ile geldi. Fakat o dönem söyledikleri ile bugün söyledikleri arasında çök büyük bir fark var. Talat bugün söyledikleri ile Denktaş"ın sözcüsü de olabilir rahatlıkla. Terminolojik bir uyumun olmamış olması görüşmeler sürecine olumsuz etkiliyor. Bu nedenle 2003-2004 yıllardaki hareketlilik de yok oldu. Mitingler, yürüyüşler tepkiler bitti çünkü iki tarafın karşılıklı taciz atışı insanlara bu sorunun çözümlenemeyeceğini düşünmelerine neden oldu.

 

»Çevresel-dış faktörler sorunda ne kadar etkili oluyor?

Çok önemli tabii ki. Müzakereler sürerken İngiltere’nin konuşulmaması konusu önemli. 2009 Aralık ayında Türkiye AB’den üyelik tarihi alabilmek için AB Temsilcisinin de Ankara’da altını kaba çizgilerle çizdiği gibi Kıbrıs konusunda bir ilerleme göstermesi zorunlu. Ama bu tabii ki tek Türkiye’nin elinde olan bir şey değil Rumlarında görmesi gereken bir gerçek var, artık dünyada mikro devletler diye bir şeyin kalmadı. Yani Kosova olgusu gibi artık küçük devletlerin de uluslararası sistem içersine alınabileceği Abhazya ve Güney Osetya olaylarında görüldü. Dolayısı bu konu Talat’ın değil de Hristofyas’ın üzerinde düşünmesini gerekli kılıyor. Ama Türkiye buna ne kadar hazır, bu yamuk ilişkilerle yani Denktaş ile Türkiye arasında ki ilişki yamuktu ve Talat ile AKP arasında ki ilişkiler de yamuk. Bu yamuk ilişkinin düzeltilmesi gerekiyor öncelikle. Talat, Ankara’nın vali yardımcısı gibi duruyor orada öyle bir görüntü veriyor. Sanki kendi karar veremiyormuş ve irade sahibi gibi değilmiş gibi bir görüntü var.

»İngiltere’nin Kıbrıs konusunda ki rolü nedir? Bunu açabilir misiniz?

İngiltere bence Kıbrıs’ta bir türlü analiz edilemeyen bir konudur. İngiltere Kıbrıs adasının yüzde üçüne sahip bir durumda ve Kıbrıs’taki toprakları üzerinden Doğu Akdeniz’in egemenliğini de kontrol ediyor. Mesela biz garantörlük konusuna çok önem verdiğimiz halde İngiltere garantörlük konusuna fazla önem vermiyor. Kıbrıs askeri üs olarak İngiltere açısından önemlidir ve bunu zaten katılım anlaşmasında İngiliz üslerini garanti altına almıştır.

Rumlar iki anlaşma imzaladı; bir tanesi Avrupa Birliği katılım anlaşması, ikincisi ise adadaki İngiliz varlığını AB dışında tutma anlaşması. Bu neyin göstergesi diye sorarsanız bu gelişme İngiltere’nin Ada’da uzun yıllar bulunacağını gösteriyor. Bu bir nevi 1919’da Manda içine alınmamış sonra 1945 sistematiği için de de tam bağımsızlık alamamış olan Kıbrıs’ın özel konumuyla alakası vardır. Böyle bir evrim geçirmemesi de yine adanın stratejik konumuna İngiltere’nin verdiği özel önemle yakından ilgilidir.

 

»Kıbrıs İngiltere için neden bu kadar önemli?

Fakat baktığınızda Türkiye’nin Kuzey’deki etkisi konuşuluyor, Güney’de Yunanistan’ın etkisi konuşuluyor ama hiç kimse Kıbrıs’taki İngiltere’nin etkisini konuşmuyor bu tuhaf değil mi sizce? Niye konuşmuyoruz? Halbuki İngiltere’nin Kıbrıs’taki birlikleri tüm Ortadoğu’yu denetliyor. Bütün Orta Doğunun istihbaratını alıp hem ülkesine hem de ABD’ye satan bir konuma sahip. Yanı şu anda Kıbrıs İngiltere’nin büyük kulağı olmuş durumda. İngiltere Kıbrıs’tan tüm Ortadoğu dinliyor. Hepimizi dinliyor oradan. Doğu’dan Güneye doğu Akdeniz’deki güvenliğine ve çıkarlarına ilişkin projeleri var. Hâlbuki İngiltere’nin konumunu artık tartışma zamanı gelmiştir. Kıbrıs’taki çözümsüzlüğün dolaylı ve doğrudan faktörüdür ve bu konuda çözümsüzlük de İngiltere’nin bence yararınadır. Çünkü Kıbrıs’ın Kuzey’indeki bu tartışmalı pozisyon İngiltere’yi bir şekilde orada hep hakem rolünde tutuyor. Ama bu hakem düzgün ve adıl bir hakem değil. Bu hakem kendi çıkarlarına hakem.

Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin esas harcını da atan İngiltere’dir. Türkiye’de Ecevit’in Amerika ile papaz olduğu bir dönemde bu müdahale yapıldı.  Soğuk Savaş koşullarında adanın bölünmesi Batı dünyası için gerekliydi. 1990’dan itibaren ise Kıbrıs’ın bölünmesi değil birleştirilmesi esas sayılmaya başladığı için bugünkü müzakereler başlatıldı. Elbette bu birleştirme işi de kati değildir. AB, Türkiye ve Ortadoğu denklemi içerisinde misyonu ne olması gerekirse Kıbrıs onu yerine getirecektir. Zaten bugün İngiltere’nin pozisyonunu sağlıklı ele alamıyorsak bunun altında yatan en önemli neden ideolojik bir tahlilin bulunmamasıyla yakından alakası vardır.

 

»Kıbrıs’taki çözümsüzlüğün maddi boyutu da var biliyorsunuz?

Tabii ki. Kıbrıs’taki Türkler biliyorsunuz ki Osmanlı İslam politikası çerçevesinde aileleriyle birlikte zeytin ağaçları ile hayata bağlanacak bir iskan politikasıyla Kıbrıs’a getirmişlerdi. Şu sıralar büyük bir çevre katliamını yaşıyoruz. Zeytin ağaçları kesilip yok edilerek yerlerine anlamsız inşaatlar dikiliyor. Bu bir nevi 1964 ve 1974’deki insani soykırımlara çevresel soykırım olarak gösterilebilecek düzeylere yaklaşmıştır. Zeytinyağının aynı zamanda bir ülkenin çök bereketli bir meyvesidir ve bunlar yok ediliyorlar ve bu CTP -Talat döneminde oluyor ve Rumların mallarının bir o kadar daha tartışmalı hale gelmesine neden oluyor. Bu durum geçtiğimiz günlerde Orams davasının Rumlar lehine sonuçlandığı da düşünüldüğünde işin boyutların ı kestirmek güçleşiyor. Şimdi o tartışmalı Rum arazilerinde havuzlu bir yığın villalar yapılmakta ve sorun içinde çıkılmaz bir hal almaktadır. Dolayısıyla bizim bunlarla ilgili kendimize çeki düzen vermemiz gerekiyor ve bu görüntüden kurtulmamız gerekiyor.

 

»Kıbrıs üzerinden sürdürülen insan tacirliği hakkında neler diyeceksiniz?

Bildiğiniz gibi Avrupa Konseyi bir rapor yayınladı. Kıbrıs, AB’ye girdikten sonra, Kuzey’den mülteciler getirilip adanın güneyine bırakılıyor. Resmen insan tacirliği yapılıyor. Bu çok önemli bir problem. Avrupa konseyi bu konu hakkında Eylül ayının başında bir rapor yayınladı ve KKTC’yi Türkiye’nin alt yönetimi saydıkları için suçu Türkiye’ye yükledi ve Türkiye’yi sorumlu tuttu. Mültecilerin çoğunluğu Türkiye’nin üzerinden geliyor. Bu yüzden Türkiye’nin önlem alması gerekiyor. İlerde Türkiye’nin üyeliği tartışılmaya başlandığında Rumlar bir Kuzeyi idare edemiyorlar bunlar, o kadar mülteciyi Güneye aktırıyorlar. Mülteci sorunu Türkiye’nin başını çok ağrıtacak. 5 bini buldu şu anda Kuzey’den Güneye geçen mülteci sayısı ve bu insan tacirliğin yarısı Türkiye üzerinden geliyor.

 

»Kıbrıs gelecekte nasıl bir konum elde edecek?

Şu günlerde Obama’dan büyük umutlar besleyenlere İsrail’in çoluk çocuk demeden gerçekleştirdiği insanlık dışı saldırıların yaşandığı coğrafyada Kıbrıs’da bulunmaktadır. Yani Orta Doğu bu katliamlarla şekillenmiş bir bölgedir. Kıbrıs bütün farklı dinamiklerine rağmen Orta Doğu gibi bir alt sistemin içindeki mikro düzeyde bir sorundur. Elbette Kıbrıs’ta iki toplum uzun yıllardan beridir çatışma yaşamamaktadır. Belki bu yönüyle soruna çözüm bulmak Filistin sorununa göre daha kolay olabilir. Ama her şeye rağmen Kıbrıs’ta da büyük çoğunluk yollara dökülüp yaşanan şeylerle ilgili bir kitlesel sivil özür dileme ve mahçupiyet de yaşamamaktadır.  Taraflar birbirlerinin üzerinden rant sağlama gibi bir özel kabiliyet de geliştirdi. İki tarafın belli çevreleri arazi mafyası şeklinde örgütlendi ve kolkola işbirliği yapmaktadırlar. Başka bir deyişle belli alanlarda arazi mafyası başta olmak üzere Rum-Türk ortak ittifaklar kurabiliyorlar. Henüz sol ve barışçı değerleri paylaşanlar bu mafyalar kadar özverili olamıyorlar…Onlar kendi çıkarları için Rum-Türk işbirliği yaparken esas toplumsal çevreler ise bu yetkin ve anlamlı işlere girişememektedir. Bunun sebepleri arasında bir süre daha iki tarafın mafyaların ekmeğine tereyağı sürmekle sınırlı olacağa benzemektedir.

 

»Sayın Hasgüler 2004 AP seçimlerinde aday olan tek Türksünüz. 2009 seçimleri içinde adaylığınız söz konusu mu?

2004’te birlikteliği vurgulamak ve dönemin politikalarını eleştirmek için bağımsız olarak aday olmuştum. Güney Kıbrıs’a geçerek seçim çalışmaları yaptım. Sıfır bütçe ile hatırı sayılır ölçüde oy aldım. Fotokopi yoluyla propaganda yapmak ve dolmuş kullanarak seçmenlere ulaşmak gibi orijinal yönleri olan bir seçimdi. Yaklaşık 700 civarında Kıbrıslının oyunu aldım. Önümüzdeki Haziran ayında gerçekleşecek yeni seçimlere yönelik şimdilik bir şey söylemek istemiyorum.

 

İBRAHİM VARLI - ZEYNEP KURAY

 

***

Mehmet Hasgüler kimdir?

 

KIbrIs doğumlu Mehmet Hasgüler, ilk ve orta öğretimini Mağusa’da tamamladı. Lisans ve yüksek lisansını Anadolu Üniversitesinde tamamladı. 1998’de Ankara Üniversitesi’nde “Bağlantısızlık Hareketinin Yükselişi ve Düşüşü” konusunda doktorasını verdi. Kıbrıs konusunda “Kıbrıs’ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu, Kıbrıs’ın Turuncusu, Coğrafyasına Teslim Olan Ada: Kıbrıs” gibi birçok kitabı yayınlandı. Ayrıca “Devletlerarası ve Hükümetler dışı Örgütler ve Kriz Üçgeninde Türkiye-Ortadoğu-Kafkasya” isimli ortak bir kitabı da var. Birikim, Akis ve Kim dergilerinde yayınlanmış çok sayıda makalesi de bulunmaktadır.

Ocak 2009 SÖYLEŞİLER
SÖYLEŞİLER / ARŞİV
 
BirGün Gazete Ekler
BirGün Pazar
Duvar Gazetesi
BirGün Forum
Araştırma Dosyaları
Latin Amerika
RengAhenk
BirGün Söyleşiler
BirGün Kitap
Eğitim Dosyası
Evimiz Yerküre
BirGün Gazete Portal
Portal Haberler
Fotoğraf Galerileri
Video Galerileri
Mesaj Tahtası
Duvar Yazıları