SOL LİBERALLER MARX'I VE KEYNES’İ TAHRİF EDİYOR
06 Ocak 2009
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Keynesçilik tabir edilen müdahale politikasını öneriyorlar. Geçmişte bunun başarılı olduğunu zannediyorlar. Oysa öyle bir şey olmadı. Olduğunu söyleyenler burjuva iktisatçıları ve politikacıları Keynesçilik tabir edilen şey dünyada 1930 büyük krizinde uygulandı. İkinci kez ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında devreye girdi. Her iki uygulamada da durumu kurtaran İkinci Dünya Savaşı’dır...

 

Son dönemde Marx ve Keynes üzerinden geliştirilen tahrifatlar bu noktalarda gerçekleşiyor. Örneğin sınıf kavramını sınıflar arasındaki çelişkiyi reddeden, emek üzerinden değil artık birey üzerinden politika yapılmalıdır diyen post-Marksist akımlar var. Bunların Türkiye’de de temsilcileri var ve bunlar Marksistler arasında entelektüel kesimi temsil ettiklerini iddia edebiliyorlar. Somut politika alanında post –Marksistler liberaller ile aynı çizgide siyaset yapabiliyorlar. Neo-liberal politikaların toplumu ve bilimi vurduğu en hassas alanlardan biri olan eğitimin ve üniversitelerin ticarileştirilmesi konusunda diğer sosyalistler gibi bir hassasiyet taşımayabiliyorlar. AKP iktidarını destekleyen noktaya dahi gelebiliyor bu tür post-Marksistler. Aynı şekilde post –Keynes yen bir alt akım da Keynes’in yapısal önermelerini reddederek liberal iktisadın sınırları içine sızabiliyor.

Burada yan yana dizilecek politik özneler Keynesyen sosyal demokratlar ve sosyalistlerdir. Ben sosyalistlerin dönüştürücü gücüne özel bir önem veriyorum. Sosyalistler bu ülkenin vicdanı olmuşlardır. Sosyalistlerin gücünün ne olduğunu sosyalist olmayanlar bu pratiğin içerisinden geçmeyenler anlayamazlar. Türkiye’nin sosyalistleri var. Bunların bir geçmişi var tarihi var, acıları var, sevinçleri var. Sosyalistlerin bir araya gelince oluşturdukları sinerjiyi içerden deneyimlemiş biriyim. Şimdi bu sinerjinin toplumun geniş kesimleri ile ortak somut sahici asgari müşterekler çerçevesinde genişletilmesi büyütülmesi gerekiyor.

 

»Son dönemde ortaya çıkan kriz sonrasında Marx’ın Keynes’in adı sık sık anılmaya başlandı. Tam bir karmaşa ortamı yaşanıyor. Kafalar karıştırılıyor. Siz bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?

Evet, gerçekten tam bir düşünce kaosu yaratılmaya çalışılıyor. Burada bizim yapmamız gereken şey; süreci sadeleştirmek, krizin nedenlerini açıklamak sonra da bu krizden nasıl çıkılacağının yollarını bulmak. Dünyada ve Türkiye’de neler yapılabileceğini ortaya koymak. Süreci sadeleştirmek için öncelikle elimizdeki mevcut teorilerin neler olduğuna bakabiliriz. Elimizde üç adet ana akım var. Liberal iktisat, Keynesyen iktisat ve Marksizm. Liberal iktisadın genel kabulü şudur: Kapitalist sistem kusursuzdur ve stabiliteye sahiptir. Üretim kendi talebini yaratır. (Mahreçler Kanunu)  Buna göre tüm malların, hizmetlerin, emek gücünün ve paranın fiyatlarının serbest piyasa ekonomisi içerisinde belirlenmesi gerekmektir. Bu takdirde ekonominin kendiliğinden otomatikman dengeye geleceği düşünülür. Bu dengeyi bozabilecek şey eksik bilgi, eksik rekabet ve müdahale, en başta da devlet müdahalesidir. Serbest piyasada fiyatı belirlenecek şeylerden ikisi çok önemlidir: Birincisi paranın fiyatının hiç bir müdahale olmadan piyasada belirlenmesidir. Bu da halk arasında bilinen ya da tarihten gelen tanımlamasıyla tefeciliğin serbest bırakılması anlamına gelmektedir. Yani insanların ellerindeki parayı piyasada satarak gelir elde edebilmelerinin serbest bırakılması. Para üzerinden para kazanılmasının serbest bırakılması liberal iktisadın temel önermelerindendir.

İkinci önemli nokta emek gücünün fiyatının emek piyasasında belirlenmesi ve buna hiçbir müdahalenin yapılmaması gerektiği söylemi. Liberallere göre sistemin kusursuzluğunu bozacak şey bu noktada düğümlenmektedir. Liberal iktisatçılar çalışanların ücret taleplerini sistemde geçici nitelikte de olsa, dengesizliğin kaynağı sayıyorlar. Piyasalar sayesinde sistemin özünde stabiliteye sahip olduğunu, piyasaların ayar yapabilme özellikleri nedeniyle stabilitenin ve dengenin güvencesi olduğunu, çalışanların bozmadığı sürece, sistemin bu sayede istihdam sağlayacağını iddia ediyorlar. Buradan çıkan sonuç; ücretlerin artışının, grevli toplu sözleşmeli sendikal düzenin emek piyasasına müdahale anlamına gelebileceği ve sistemi bozacağıdır. Çalışanların ücretlerinin artması için kurumsal yapılanmalarda örgütlenmeleri, örneğin sendikalar kurmaları emek piyasasına bir müdahale olarak addedilmekte ve ekonomiyi krize sokan sebeplerden biri olarak gösterilmektedir.  Emek piyasasında belirlenen ücretin üzerinde bir asgari ücret tespiti de benzer biçimde serbest piyasa ekonomisine müdahale olarak nitelendirilmekte ve karşı çıkılmaktadır. Emek gücünün fiyatının serbest piyasada belirlenmesi gereği, liberal iktisadın bu tespiti, gelir dağılımı eşitsizliği, siyasi baskılar, savaşlar ve her türlü ayrımcılığın kışkırtıldığı bir dünyanın da teorik temelini teşkil edebilmektedir.

Keynes, Genel Teori adlı yapıtında işte tam da bu tespitin yanlışlığını kanıtlamıştır: Sistemde stabilitenin ve erişilebilir dengenin ajanının, kazandıklarını harcayanlar, yani çalışanlar olduğunu ileri sürmüştür. Denge mekanizması sistemde stabiliteye sahip en az bir fonksiyon varsa şekillenebilir demiştir... Genel teoriye göre bu anlamda stabilite şansı talep cephesindedir. Yani kısaca üretilen ürünlerin satılabilmesi için tüketicilerin alım gücünün yükseltilmesine ihtiyaç vardır. Bu iş kendiliğinden piyasa mekanizmalarına bırakıldığında aşırı birikim gerçekleşir.  Bunu çözmenin yolu, talep yaratıcı müdahaleci politikalardır. İşçilerin memurların ücretleri yükseldiğinde, sosyal hakları güvenceye alındığında, talep de yükselir, yatırımların da önü açılır.

Üçüncü ana akımı oluşturan Marksistler’e göre ise, malların üreticilerce tüketilmesi için değil, satılmak için üretilmesi dengesizliklere yol açmıştır. Burada tanımlanan ekonomik sistemin çelişkisi, üretimin toplumsal niteliği ile üretim araçlarının mülkiyetinin ve ekonomik kararların özel niteliği arasındadır. Sınıfsız bir toplum, her türlü iktidar ilişkisinin ortadan kaldırıldığı, insanın emek sürecinde özgürleştiği, çalışmanın bir zorunluluk değil bir ihtiyaç olduğu, insanın nesne konumundan özne konumuna geçtiği bir toplum projeksiyonu sunarlar.

 

»Bu üç ana akımın kendi içlerinde de ayrışmalar var mı?

Bu üç ana akım kendi içerisinde de birçok farklı akımı barındırmakta. Örneğin “neo” eki ile nitelendirilen alt akımlar (neo-liberal, neo-keynesyen, neo-marxist gibi) ana akım teorinin yapısal önermelerine sadık kalırlar ancak o ana akımı geliştirecek birtakım yeni açılımlar getirirler. “Post” eki ile kendini tanımlayan alt akımlar ise ana akımın yapısal önermelerine karşı çıkarlar ve ana akımın ötesine geçtiklerini iddia ederler. Önce bunu açıklamakta fayda var çünkü son dönemde Marx ve Keynes üzerinden geliştirilen tahrifatlar bu noktalarda gerçekleşiyor. Örneğin sınıf kavramını sınıflar arasındaki çelişkiyi reddeden, emek üzerinden değil artık birey üzerinden politika yapılmalıdır diyen post-Marksist akımlar var. Bunların Türkiye’de de temsilcileri var ve bunlar Marksistler arasında entelektüel kesimi temsil ettiklerini iddia edebiliyorlar. Somut politika alanında post –Marksistler liberaller ile aynı çizgide siyaset yapabiliyorlar. Neo-liberal politikaların toplumu ve bilimi vurduğu en hassas alanlardan biri olan eğitimin ve üniversitelerin ticarileştirilmesi konusunda diğer sosyalistler gibi bir hassasiyet taşımayabiliyorlar. AKP iktidarını destekleyen noktaya dahi gelebiliyor bu tür post-Marksistler. Aynı şekilde post –Keynes yen bir alt akım da Keynes’in yapısal önermelerini reddederek liberal iktisadın sınırları içine sızabiliyor.

 

»Peki, son dönemde Marx ve Keynes’in tahrifatına yol açan yaklaşımlar neler?

Bugün Türkiye’de birtakım entelektüeller hem Marx’ın adını kullanarak hem de Keynes’in adını kullanarak liberal iktisadın desteklendiği alanlar yaratmaya çalışıyorlar. Ve bunu büyük bir cüret ile yapıyorlar. Öyle ki son dönemde Korkut Boratav; “ Marx ile uğraşmayın” demek zorunda kalıyor. Öncelikle „ Keynes öldü Yaşasın Marx“ diyen yaklaşıma değinelim.

AKP iktidarını ve liberal iktisadı destekleyen yayın kuruluşlarında bu tür bir söylem yükseltildi. Sol şöyle bir ikilem ile karşı karşıya bırakılmaya çalışılıyor: Ya sosyalizm ya liberalizm. Kapitalizmin tek bir uygulama biçimi olabilir o da liberal iktisattır. Bu önermeyi bu kadar pervasızca gündeme getirmelerinin nedeni aslında çok açık:

Gramsci’nin tabiri ile söylersek, bir toplumda alternatif bir toplum projesi için gerekli ve yeterli koşullar oluşmadığı sürece, toplumun önüne koyduğunuz hedefler, ne yazık ki gerçekleşme şansı olamayacak hedefler olacaktır. Bugün sosyalizm hedefi böyle bir hedeftir. Yani gerekli ve yeterli koşulları ya da en azından belirme ve gelişme yolunda bulunan koşulları henüz var olamayan bir hedefler bütünüdür. İşin acı tarafı, bugün uluslararası finans kapitalin tepesindekilere hizmet eden birtakım çevreler, tam da bu gerçeğin bilincinde oldukları için hedef şaşırtmaktadırlar. Marx şu anda bir tehlike oluşturmamaktadır. Çünkü Marksizm’in hayata geçebilmesi için toplumda gerekli ve yeterli koşullar oluşmamıştır. Kapitalizmi ortadan kaldıracak toplumsal koşullar oluşmadığı için, solu köşeye sıkıştırıp marjinalleştirmeye çalışmaktadırlar.

Bir diğer tahrifat, Keynes’in öldüğünü söylemeden ancak Keynes’i tahrif ederek gerçekleştiriliyor. Örneğin son dönem bankalara aktarılan para transferlerini de Keynesgil olarak nitelendiren yazarlar var. Şimdi Keynes’in teorisinin yapısal özelliklerini bilebilecek insanların sayısının ne kadar az olduğunu düşündüğünüzde, bunun bir tahrifat hem de çok kurnazca yapılmış bir tahrifat olduğunu anlayabiliyorsunuz.  Keynes demiyorlar doğrudan. Keynesgil diyorlar. Yani Keynes’e dair bir dizi farklı akım olduğunu biliyorlar. Keynesgil iktisat bir yelpaze. Ortodoks Keynesyenler’den neo-Keynesyenlerden- post-Keynesyenlere kadar bu adı kullanan var. Zorda kalınca ben post-Keynesyenleri kastetmiştim diyebilirler rahatlıkla. Post-Keynesyenler, Keynes’in öğretisinin yapısal unsurları ile oynamış olanlar. Yani bu yelpazenin liberal iktisat bölümüne de geçmiş olanlar.

 

 

Gerek Keynes gerek Marx üzerinden bu tür oyunlara başvuranlar, bence avuçlarından gitmeye başlayan bir entelektüel hegemonyanın çaresizliği ile bunları yapıyorlar. İnsanlığın 1970 sonrasında karşı karşıya kaldığı iktisadi, politik ve ideolojik saldırı ortamından beslendi bu kesim. Sosyalist Blok un çökmesi ile birlikte sosyalizm çöktü dediler, 1974 krizi ile Keynes’in teorisi çöktü dediler. Elde kalan tek şeyin liberal iktisat olduğu

,nu kanıtlamaya çalıştılar. Liberal iktisadın teorik ve politik düzeyde yeniden üretildiği medya da köşe taşlarını tutarak, sol entelektüel kesimi de etki alanları içerisine aldılar. Liberal iktisadın can damarına basmayan birçok alanda milliyetçilik, ırkçılık, soyut özgürlük ve demokrasi kavramları üzerinden büyük laflar ettiler. İnsanlığın içinde bulunduğu modern ve post-modern paradigma dönüşümünden doğan kafa karışıklığından da yararlandılar.

 

Şimdi liberal iktisadın çöküşünün görünür kılınması dolayımında bu kesimlerin güçleri kaybolmaya başladıkça ve bu kesim sol camiadan tasviye olmaya başladıkça, Marx’ı ve Keynes’i kullanarak ve tahrif ederek bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Bilim insanlarının bu konuda gerçekten uyanık olması gerekiyor. Akademisyenler ile politikanın birbiri ile ilişkisi çok daha sıkı biçimde yeniden kurulmalı. Ağzımızdan çıkan her sözün nasıl bir politik zemini besleyebileceğini çok iyi hesap etmemiz gerekiyor.

 

 

Yani aslında sorunun politik bir sorun olduğunu ve aydınların da bu politik soruna çözüm getirecek yollar önermesi gerektiğini söylüyorsunuz.

 

Evet, bunu söylüyorum. Bizler zor bir süreçten geçmekteyiz. Kapitalist toplum içerisinde bugünden yarına alternatif bir iktisat politikasının temellerini ve bu iktisat poltikasının arkasına dizilecek politik özneleri tarif ederek çözüm odaklı bir süreci örebiliriz. Sermayenin sanayi sermayesi kesimi Keynesyen modelde sermaye birikim sürecinden çok olumlu etkilenecek bir kesim. Ayrıca kapitalist sistemin yeniden üretimi anlamında para sermaye dışındaki bütün kesimler Keynes’in teorisinde kazan kazan biçiminde bir tutum alabiliyorlar. Bu iktisat teorisinde sadece para üzerinden para kazananlar zarar görüyor. Diğer tüm kesimlerin çıkarları en azından bir noktaya kadar uzlaşabiliyor. İşçiler ,emekçiler, sanayiciler, tarımsal faaliyet ile uğraşanlar, ticaret yapanlar bu sistemde pazılın birbirini tamamlayan ve geliştiren unsurları. Dünya uluslarının bir arada yaşamasının ve bir arada gelişmesinin de önünü açacak politikalar sunuyor uluslararası Keynescilik. Buradaki en önemli handikap sanayi sermayesi ve finans kapitalin iç içe geçmiş konumları. O zaman biz de sanayicilere şunu anlatacağız: Para sermayeden elde ettiğiniz tatlı karlardan vazgeçmediğiniz müddetçe, sistem batacak. Aynı gemideyiz. Hep birlikte batacağız. Piyasanın işlevi emek gücünün fiyatının ve paranın fiyatının belirlenmesi noktalarında sınırlandırılmadan, sosyalleşmeden, üretim ve istihdamın gelişmesinden bahsetmenin mümkün olamayacağını sanayicilere ve tüm topluma anlatmalıyız.

 

Bu süreci örecek politik özneler kimler size göre?

 

Burada yan yana dizilecek politik özneler Keynesyen sosyal demokratlar ve sosyalistlerdir. Ben sosyalistlerin dönüştürücü gücüne özel bir önem veriyorum. Sosyalistler bu ülkenin vicdanı olmuşlardır. Sosyalistlerin gücünün ne olduğunu sosyalist olmayanlar bu pratiğin içerisinden geçmeyenler anlayamazlar. Türkiye’nin sosyalistleri var. Bunların bir geçmişi var tarihi var, acıları var, sevinçleri var. Sosyalistlerin bir araya gelince oluşturdukları sinerjiyi içerden deneyimlemiş biriyim. Şimdi bu sinerjinin toplumun geniş kesimleri ile ortak somut sahici asgari müşterekler çerçevesinde genişletilmesi büyütülmesi gerekiyor. Bugün sosyalizm rüyamızın sınıfların ortadan kaldırıldığı bir rüyanın gerçekleşmesinin peşine düşüp, güçlerimizi dağıtmak yerine sosyalistleri ve sosyal demokratları bir araya getiren bir projenin peşine düşülmelidir. Asgari müştereklerin doğru bir siyasi çizgide oluşturulması gerekmektedir.

 

Nedir bu asgari müşterekler?

 

Sosyal devlet, parasız eğitim, parasız sağlık, grevli toplu sözleşmeli sendikal düzen, tam istihdam, çalışma saatlerinin kısaltılması; talep yaratıcı Keynesyen iktisat politikalarının temel önermeleri olarak şu an toplumun ihtiyaç duyduğu iktisadi ve politik hedefler ile örtüşmektedir. Bunlar Keynesyen sosyal demokratların ve sosyalistlerin etrafında birleşip, geliştirebilecekleri talepler. Türkiye solunun bu gücü var. Buradaki en büyük sorun kafa karışıklığına düşme tehlikesidir. Bu kafa karışıklığı hedeflerin netliğini ulaşılabilirliğini, somutluğunu gölgelediğinde, parçalanma gündeme gelir. Bu da tam da karşımızdakilerin liberal iktisattan nemalananların istedikleri şeydir.

 

Türkiye’de somut olarak ne yapılması gerekiyor?

 

Bence şimdi Keynes’in söylediklerini yapma zamanıdır: Yani insan aklını, insanların enerjilerini bir tarafın kesinlikle kaybedeceğinin belli olduğu mali spekülasyonlara yönlendirmek yerine, daha iyi amaçlara yönlendirmek, düzenleyici bağlamlar üzerinde yoğunlaşmak gerekmektedir. Ben Keynes’in yöntemini kullanalım diyorum.  Bir engeli karşımıza alıp ortadan kaldırmaktan ziyade, etrafında dolaşarak engeli aşma yoluna gidelim. Yani, kapsayarak aşma yoluna… Ahlaki bakımdan hoşlanmadığımız kapitalizmi aşmanın da en uygun yolunun bu olduğunu düşünüyorum.

 

DİZİ YAZI VE ARAŞTIRMA DOSYALARI
BİRGÜN DİZİ YAZILAR / ARŞİV
 
BirGün Gazete Ekler
BirGün Pazar
Duvar Gazetesi
BirGün Forum
Araştırma Dosyaları
Latin Amerika
RengAhenk
BirGün Söyleşiler
BirGün Kitap
Eğitim Dosyası
Evimiz Yerküre
BirGün Gazete Portal
Portal Haberler
Fotoğraf Galerileri
Video Galerileri
Mesaj Tahtası
Duvar Yazıları