Burada zenginler korku içinde yoksullar ise yokluk ve suçla iç içe yaşıyor. Dünya’nın en çok zırhlı otomobili burada kullanılıyor. En çok güvenliğe burada para harcanıyor. Buna karşın günde en az 100 silahlı otomobil kaçırma eylemi yapılıyor. Yoksul mahallelerde ise yılda 10 bin cinayet işleniyor...
Rio gezisini tamamladıktan sonra terminale gidip konforlu bir yolculuğun ardından Latin Amerika’nın sanayisi ve buna bağlı olarak nüfusu en kalabalık kenti São Paulo’ya dünyaca ünlü markaların dev fabrikaları arasından geçerek giriyorum. Otuz milyonluk bu devasa kentin otogarı da nüfusuna yaraşır büyüklükte. Hemen bir turizm ofisi bulup şehirle ilgili gerekli bilgi ve haritaları kaptığım gibi dünyanın en çok yolcu taşınan şehir metrosuyla tanışıyorum. Ofisteki görevlinin hırsızlık uyarılarını dikkate alarak çevremdeki herkese şüpheli gözle bakıyorum. Metro çıkışında yerlerde yatan onca bakımsız kalabalığın üzerine basmamak için yoğun çaba harcıyorum. Şehir merkezine gidip uygun bir otele yerleşiyorum. Republica durağında inerek Carvalio Caddesi’ndeki São Paulo Guest House’ e yerleşiyorum.
Ertesi sabah şehri gezmeye başlıyorum. São Paulo Güney Amerika’nın en kalabalık şehri. Nüfusu banliyöleriyle birlikte 30 milyonun üstünde. Şehir, çevresi ile birlikte, Türkiye yüzölçümünün yüzde 10’undan fazla bir alana yayılmış. Yazılanlara göre, 16. yüzyılın ortalarında iki papaz, yerli halkı Katolikleştirme çabalarını yerleşerek sürdürmeye karar vermişler. Ve o zamanlar yemyeşil tropikal bir bölge olan, bu bir çok nehrin kesiştiği yerde, São Paulo’yu kurmuşlar. 19. yüzyılın sonlarına doğru, kahve üretimi ve ticareti şehre iyice damgasını vurmuş kısa süre sonra da bir sanayi, ticaret ve bankacılık merkezine dönüşmüş. Başka ülkelerden tüccar ve sermayedar takımı, ardından da işçiler São Paulo’ya akmaya başlamışlar. Kent ve çevresinde İkinci Dünya Savaşı sonrasında İtalya, Portekiz, İspanya, Almanya ve Japonya’dan pek çok göçmen gelmiş. Japonya dışında en çok Japon bu şehirde yaşamaktaymış.
Brezilya sanayi ürünlerinin üçte biri São Paulo’da üretiliyor. São Paulo’nun 19. yüzyıldan bu yana sürekli büyümesi gecekondulaşmayı da beraberinde getirmiş. Milyonlarca insan kentin çevresinde, sağlıksız barınaklarda yaşamaya başlamış. Çevre kirliliği ciddi boyutlara ulaşmış. Kent içi ulaşım önemli bir sorun olmuş.
Durmadan yeni yolların yapıldığı ve gökdelenlerin yükseldiği São Paulo, “Güney Amerika’nın Chicago’su” olarak nitelendiriliyor.
En çok göç alan şehirlerden biri olan São Paulo, göçün en dramatik sonuçlarının yaşandığı şehirlerin başında geliyor. Esas nüfus patlaması 1950’ler sonrasında yaşanmış. Şehir, o gün bu gün, fabrikalarla, sanayi parklarıyla, gecekondularla adeta kuşatmaya alınmış. Yüz yıl önce 250 bin nüfusuyla İstanbul’un yarısı kadarken bugün, İstanbul’un iki katından daha fazla bir nüfusu barındırıyor.
São Paulo kendi ülkesi dışında, Bolivya, Paraguay ve Peru gibi yoksul Latin Amerika ülkelerinden gelen göçmenleri de barındırıyor. Bu kişiler işçi ücretlerinin daha da düşmesine neden oluyor, hatta çoğunlukla kölelik koşullarında çalıştırılıyorlar. Bu durum şirketlerin kârlarını daha da artırıyor. Nitekim Brezilya ekonomisinin büyük bir bölümünü bu mega kent üretiyor. Yalnızca üretmekte kalmıyor, bütün Latin Amerika’nın en büyük tüketici piyasasını da oluşturuyor.
Brezilya deyince akla Rio geliyor ancak ülkenin kalbi kesinlikle São Paulo’da atıyor. Burası binlerce küçük kırmızı topraklı futbol sahaları dışında, uçsuz bucaksız bir beton yığını, çelik ve oluklardan oluşan bir teneke denizi, göbeğinde büyük gökdelenlerin bulunduğu koca bir mantar, çelik kapılı ve elektrik verilmiş güvenlik çemberli evleri ve onun önünde eli silahlı robokoplar, geceleri boşalan iş merkezilerinin önünde ve kaldırımlarda yatan binlerce insan, ‘favela’ denilen ve teneke kutusu ile karton ve mukavvalarla gelişigüzel yapılmış yüzlerce gecekondu semtlerinden oluşuyor. Koca şehir yoksulluk içinde yaşıyor ama küçük bir zengin azınlık yoksulların bu yaşamından tamamen habersiz bir şekilde sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş alanlarda yaşıyorlar. Günde 30 milyon insanın trafiğe çıktığı şehirde ulaşım ya metroyla ya da yürüyerek sağlanıyor. Araç trafiğinden dolayı yürümek çoğu yerde daha avantajlı. Zenginler ise tüm bu günlük çilelerden habersiz kendi çözümlerini üretiyorlar. Dünya’da en çok helikopter dolmuşun çalıştığı şehir burası. Zengin ve yoksulun ayrışması toplumsal gerilimi iyice artırmış durumda. Burada ‘orta direk’ diye bir kavram yok. Ya çok zengin ya da açlık sınırında yaşıyor insanlar. Bu durum São Paulo’yu dünyanın en çok suç işlenen kenti haline getiriyor. Brezilya Dünya’nın 11. ekonomik gücü olmasına rağmen Birleşmiş Milletler’in ortalama ömür, eğitim ve yaşam standardı temelinde toplumsal refahı belirleyen insan kalkınma endeksinde 69. sırada yer alıyor. Zenginler korku içinde yoksullar ise yokluk ve suçla iç içe yaşıyor. Dünya’nın en çok zırhlı otomobili burada kullanılıyor. En çok güvenliğe burada para harcanıyor. Buna karşın günde en az 100 silahlı otomobil kaçırma eylemi yapılıyor. Yoksul mahallelerde ise yılda 10 bin cinayet işleniyor. (New York’un 15 katı). Varoşlarda şiddet ve uyuşturucu ticaretinden kaynaklanan çete çatışmaları çok yaygın. São Paulo Belediyesi’nin geceleri şehir merkezindeki kaldırımlarda yatan işsiz ve aç insanları temizleme ve merkezden çıkarma girişimleri ise şimdilerde hem bu ülkede hem de diğer ülkelerde endişeyle izlenmekte.
NÜFUS ARTIŞI VE ŞEHİRLEŞME
São Paulo kentinin gelişim süreci ve buna bağlı nüfus artışı ile onun yarattığı kentsel sorunlar tüm dünyada geleceğin şehirlerini sorgulama gerekliliğini ortaya çıkarıyor.
İsa’dan önce 3000’lerden itibaren ortaya çıkan kentler her zaman önem verilen şeylerin doğal merkezi olmuş. Bir zamanlar büyük kentler insanları heyecanlandırır ve şaşırtırmış. Arap tarihçi İbn-i Haldun 1382’de şimdilerde bir kasaba büyüklüğünde olan o zamanki nüfusuyla Kahire’yi gördüğünde büyülenip “Kâinatın başşehri işte burası” demekten kendini alamamış. Rousseau gibi bazı düşünürler ise kentleri yozlaşma ve kötülüğün kaynağı olarak görmüşler. İlk evrensel ütopyaların kırsal yerlerde kurgulandığını kentlerin ise “günah işlendikten sonra” meydana geldiğini savundular. Kızıl Kmerler’in lideri Pol Phot, şehirlerin günah işleme ve yozlaşmanın merkezi olduğuna kendisini o kadar inandırmış ki; dünyada eşi benzeri olmayan bir uygulama başlatarak 1976 yılında Kamboçya’nın başkenti Pnom Penh’i örgütüyle birlikte ele geçirdiğinde 2 milyonluk koca başkenti bir gecede boşlatma emri verip tüm halkı köylere sürmüş..
Tarihte Dünya’nın ilk büyük şehirleri doğuda kurulmuştur. 13. yüzyılda Londra’nın nüfusu 50 bin iken bugün dünyanın en büyük tapınağı konumunda bulunan Kamboçya’daki Angkor’da 1 milyondan fazla insan yaşıyormuş.
Birleşmiş Milletler’e bağlı ‘Habitat’ adlı kuruluş, dünyadaki şehir nüfusunun büyük bir hızla arttığını ve 2030 yılında dünya nüfusunun üçte ikisini oluşturacak olan 6 milyar kişinin şehirlerde yaşayacağını bildiriyor. Ancak bu durum, şehirlerde yaşam koşullarının iyiye gittiği ve çekim merkezleri olduğu anlamına gelmiyor. Aksine insanlar kırsal alanda karınlarını doyuramadıkları için şehirlere kaçacaklar. Habitat raporuna göre şehirlerin insanları doyurabileceği ise şüpheli. 1950’de dünyada nüfusu 10 milyonu geçen tek bir kent New York’tu.
Nüfusu 10 milyonu aşan kentler mega kent olarak tanımlanır. 1995’te bu tanıma uyan 14 kent vardı dünyada. Günümüzde bu sayı 18’e yükseldi. 2015’te ise 21 olacağı tahmin ediliyor. Bu büyüme büyük ölçüde ulaşım, barınma, su, kanalizasyon gibi altyapı hizmetlerinin yetersiz olduğu gelişmekte olan ülkelerde yaşanacak. Günümüzde dünyanın en büyük kentleri sırasıyla Tokyo, Mexico DF, São Paulo, New York ve Bombay’dır. Onları izleyen diğer mega kentler ise şöyle: Asya’da Dakka, Jakarta, Delhi, Kalküta, Pekin, Şangay, Osaka, Manila, Karaçi; Afrika’da, Kahire, Lagos (Nijerya), Amerika kıtalarında ise Rio, Buenos Aires ve Los Angeles’tır.
Günümüzde büyük bölümü kırsal kesimde yaşayan Asya ve Afrika’da yakın gelecekte şehir nüfusları kır nüfusunu geçecek. Bu durumda gelecekte pek çok insanın yaşam kalitesini şehirlerin niteliği belirleyecek.
MUSTAFA ANDIÇ
mustafa.andic@eyuboglu.com