BİRGÜN KİTAP
BİRGÜN KİTAP
13:22 28 Ocak 2012
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KINA

Türkiye'nin biricik yazar menajeri Barbaros Altuğ kaç kezdir yazıp duruyor: Kırmızı Kedi Yayınları ve Radikal Kitap arasındaki yakın ilişki hakkında. Tuhaf bir şekilde hiç yankı bulmuyor... Sanki onun da bir menajere-ihtiyacı var gibi... Yeni manager adaylarına duyurulur.

Pakize YAK

***

Bu ne sanat sevdasıdır üstad?

CEM ORHAN

Dokunaçları istisnasız olarak hayatın her zerresine ulaşmış olan kültürün, onu tekeli haline almış olan anlayışın skolastik kavramsallaştırmalarıyla doldurulduğu, zihnimizde aslında her zaman derin bir yeri olmayan “eşitsizlik” gibi patikalardan ve fikirlerden arındırılmış olduğu imasıyla da kavramın yeniden-kodlandığı, her zaman tetikte olduğumuz bir varsayım değildir. Fransız göstergebilimci Roland Barthes’ın ifadesiyle, “bir şeyin doğal görünebilmesini sağlayabilmek için onu ‘kültür’ olarak kavramsallaştırmak” gerekiyor. Ancak sanat eserlerinden tat alabilmeyi sağlayan ‘eğitimli gözler’in, melodilerdeki inceliği hissedebilecek düzeyde eğitimli bir işitme duyusunun varlığıyla beğeni ve estetik bilincinin oluştuğundan haberdar olunmasına karşın, varlığın özünden gelen doğallıktaki fonksiyonlar gibi görünen bu unsurların aslında eşitsizliğin temel araçları da olabileceğini sistematik bir biçimde anlayabilmemiz için sosyolojinin büyü-bozucu yöntemlerine başvurmamız gerekiyor. Toplumsal uzamın her dokusunda yatan –ve aslında bütün öznelerin katılımıyla da onun üzerine dizayn edildiği temel bir mekanizma olan- “eşitsizliğin” araştırmacısı olan Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’nün, Alain Darbel ve Dominique Schnapper ile birlikte 1969’da yayımladığı Sanat Sevdası: Avrupa Sanat Müzeleri ve Ziyaretçi Kitlesi eseri, eşitsizliğin yeniden üretildiği mekanizmalardan birisi olan kültür alanını soruşturan önemli bir çalışma olarak Türkçeye (titiz bir çeviriyle) en sonunda Aralık ayında kazandırıldı.
 


Müze ziyaretçilerinin yatkınlıklarını, onları diğer insanlardan ayıran nitelikleri ve insanların müze ziyaretini nasıl gördüklerini merkeze alan bu ampirik yönü güçlü çalışmada, bahis konusu edilen kültür çalışmalarının öncülerinden Roland Barthes’ın kültürün ‘doğallaştırılması’ olarak ifade ettiği yatkınlık, Bourdieu tarafından tersine çevriliyor ve sanat sunaklarına giden patikaları birer birer yerleştiren bağlantılar açığa çıkarılmaya çalışılıyor. İnsanların beğenilerini, yaşam biçimlerini, zihinlerindeki karar mekanizmalarının işleyiş biçimini, yani kişinin ‘ne olduğuna’ dair varolan bütün bilgiyi daha çocukluk döneminden itibaren şekillendiren bu devasa yatkınlıklar ağı, yani Bourdieu’nün araç kutusundaki en önemli etmen ile söylersek, habitus, yüksek kültüre ait olan “doğuştan gelen beğeni” efsanesinin de, beğeninin masum olduğu ve eğitim alanındaki eşitsizliklerden bağımsız olduğu basmakalıbının da karşısında ilişkisel düşüncenin önemli bir aracı olarak kullanılıyor ki Bourdieu’nün büyü-bozucu niteliğiyle ön plana çıkardığı sosyolojinin de en etkili söylemlerinden birisini oluşturuyor bu. Pierre Bourdieu’nün, Pratik Nedenler eserinde ifade ettiği gibi, “Gerçekte, toplumsal eyleyiciler, belli bir dalı seçen öğrenciler, çocukları için belli bir kurum seçen aileler, vb mekanik güçlere tabi olan birer parçacık değildirler ve nedenlerin dayatmasıyla hareket ederler; Rasyonel eylem kuramı savunucularının sandıkları gibi, olguların tam bilgisine ve tamamen önceden tasarlanarak eyleyen bilinçli ve bilen özneler de değildirler.” (2006:41). Doğuştan gelen tercihler olarak değil, eğitim ve ayrıcalıklı toplumsal pozisyon ile zaman içerisinde üretilen soylu beğenilerinin ve üst kültüre ait ‘erdem’lerin nasıl edinildiğini, yani Bourdieu’nün bahsettiği “olguların tam bilgisine” doğuştan sahip olunmamasına karşın bu ayrıcalığa nasıl ulaşıldığını, bu eşitsizliğin insan ilişkilerinin bütün o karmaşıklığı içerisinde nasıl inşa edildiğini ve yeniden-üretildiğini anlayabilmek için karşımızda güçlü bir teorik altyapıyla şekillenmiş ve verilerinin toplanması uzun yıllar almış bir ampirik çalışma bulunuyor. Kültürel sermayenin dağıtımındaki eşitsizliklerin, aynen ekonomik sermayenin dağıtımındaki eşitsizlikler için geçerli olduğu gibi, varlığının farkına varmak ve bu eşitsizliğin nesiller boyunca hangi koşullarla üretildiğinin anlayabilmek için Fransa odaklı olmasına rağmen evrensel bir geçerlilik de taşıyan güçlü bir argümantasyon sunuyor Sanat Sevdası.
 


Üst kültürün etkinlikleriyle dinselleştirilen sanat alanının ve onun mimarî ifadesi olan müzenin, eğitim düzeyi düşük kişilerce de çoğunlukla bir “kilise” gibi algılandığını yapılan mülakatlarla sunan çalışma, beğeniyi –ve aynı zamanda ‘beğenmeme’ ve hatta züppe bir ‘hor görme’yi de- içererek dinsel gizemlileştirmeye ve kutsallaştırmaya uğratmış üst kültürü parçalarına ayırıp yeniden çözümlemeye almakta. Burada ekonomik dünyadaki değerleri askıya almasına karşın bir başka ekonomi doğurmuş olan ve iktisadi alandaki eşitsizliklerin gizli destekçisi olarak işlev gören kültürün soylu bir aktivite oluşunu eğitimden bağımsız değerlendirmek imkânsız olduğu için, sanat üzerine yapılan bir çalışmanın –zorunlu olarak– aynı zamanda eğitim üzerine yapılan bir çalışma da olmak durumunda olduğunu gözlemlemek mümkün. Eserin eğitim alanındaki eşitsizliklere olan vurgusu ve tek boyutlu olmaktan uzak oluşu da aslında buradan geliyor. Toplumsal yaşamdaki en küçük kıpırdanmaların bile “öyle oldukları için öyle” değil, insan ve nesnelerin karmaşık “ilişkileri” ile mümkün olduğunu varsayıyorsanız –ki Bourdieu sosyolojisinin temeli budur– sanatın eğitimsel, siyasi, toplumsal veçhelerinin de olduğunu ve hatta bunların ikincil önemde de olmadığını görmeniz gerekir.
 


Fransız müzeleri arasından yüz yirmi üç sanat müzesi (yani resim ve heykel bulunan müze) seçip her müzeyi ulaşım kolaylığı, koleksiyon yöneticisinin etkinliği, sergilenen eser sayısı, sahip olunan eser sayısı, eser türleri (resimler, heykeller, tarihi parçalar, folklorik nesneler vb.) eserlerin evrensel niteliği (0 ila 5 arasında bir not verilerek) ve sunum biçimi açısından değerlendirecek çapta büyük olan çalışmanın ampirik gücünü unutmamak gerekiyor. Bourdieu tek bir kişi değil, daha çok bir kabile gibi çalıştığı için alanında uzman olan büyük bir ekip ile çalışmalarını yürütüyor. Bu çalışma, Bourdieu’nün Türkçeye de yeni kazandırılmakta olan La Distinction eserinin de temellerini atan bir metin olduğu için ilişkisel sosyolojinin tarihçesi açısından da değerli.

Bourdieu’nün kendi ifadeleriyle, “müzelerin turistik rehber kitaplarla” çerçevelenen “resmi” hiyerarşisinin, hem ziyaret sayılarının dile getirdiği “yaşantısal” hiyerarşi hem de “kültür uzmanlarının” belirlediği “meşru” hiyerarşi ile örtüştüğünü görmek ve aslında soylu bir aktivite olan sanatı anaakım doğallaştırmalarından uzak olarak laboratuvar nesnesi gibi incelemek için, önemli bir fırsat doğuruyor bu çalışma.

***

KİTAPHANE
 


Şimdi sıra kimde?

»12 EYLÜL Darbesi'ne giden süreçte, sermayenin sürekli dile getirdiği çeşitli talepler ile darbe sonucunda ortaya çıkan değişim arasındaki yakın ilişkiyi inceleyerek sermaye sınıfının darbede oynadığı rolü saptamaktadır bu çalışma. Darbelerin sadece ordu içine yuvalanmış bazı kötü niyetli generallerin ve "derin devlet"in örtülü faaliyetleriyle açıklanmaya çalışıldığı, tarihsel analizlerin merkezine sık sık "ceberrut devlet geleneği" kavramının yerleştirildiği bir dönemde son derece uyarıcı bir çalışma. Dönemin TİSK Başkanı Halit Narin'in darbe sonrasında sarf ettiği "20 yıl işçiler güldü biz ağladık, şimdi gülme sırası bizde" sözü, aslında sermaye sınıfının o dönemdeki konumunu çok iyi özetliyor. Öyle görünüyor ki, darbeden bu yana geçen yıllarda, belki birkaç an dışında, sermaye sınıfı hâlâ gülmeye devam ediyor.
 


Yoksulluk ve acılı bir coğrafya üzerine...

»BÜYÜK acıları tarih unutamıyor… Unutturulmaya çalışılan Dersim Katliamı son birkaç yıldır ısrarla kendini ortaya sunuyor. Kitaplara sığmayacak acılar ve hikayeler var. Haydar Karataş, Gece Kelebeği adlı ilk romanıyla Dersim’in acılarını Kemal Bilbaşar’ın Cemo’su gibi dışarıdan değil, Dersim’e ait biri olarak yazıyor. Yoksulluğu, acılı bir coğrafyayı, kapanmayan yaraları ve tarihin karanlığını bir çocuğun gözünden anlatıyor.
 


Felsefeye dair...

»KURUCU Düşünceler, kültürün ve düşüncenin belli başlı kurucu uğraklarının doğuşunu betimlemeyi, bu uğrakların kaynaklarına gitmeyi amaçlıyor. Felsefe tarihi alanında pek çok başarılı çalışmaya imza atan Jacqueline Russ yönetimindeki uzman bir ekip tarafından özgün bir yöntemle hazırlanmış olan kitapta, felsefe tarihinin Yunan düşüncesine indirgendiği klasik bakış açısı terk ediliyor ve Doğu düşüncesinin temelleri de gün ışığına çıkartılıyor. Yunan geleneği kadar Çin düşüncesini, Budacılığı ve İslam felsefesini kapsayan bu çalışma, insanlığın düşünsel mirasını oluşturan kültürel biçimler bakımından zenginliği ve farklılığıyla göze çarpan bir sentez sunuyor.
 


Güç dengeleri ve Ortadoğu’yu anlamak

»ABD, son 10 yıldır Ortadoğu'nun, esas olarak Müslüman halklarına karşı sürdürmekte olduğu savaşı daha üst bir düzeye yükseltmiş bulunuyor. Amerikan neo-faşistleri bu yolla, emperyalist rakipleri karşısında daha elverişli bir konum elde etmeyi ve bölgenin petrol, doğalgaz ve diğer hammadde kaynaklarını kendi tekellerine almayı amaçlıyor. Güç dengesizliğine rağmen bölge halkları büyük özverilerle yürüttükleri savaşta ağır darbeler indirdiler. Emperyalizmin insanlığı bir dejenerasyon ve barbarlık batağına çekme girişimine karşı direnişin en ön hattında yer alıyorlar. Acaba Ortadoğu direniş süreci, emekçi insanlığın uyanışına ve onun yeni ve daha devrimci bir rönesansın eşiğine varmasının yolunu açabilir mi?
28 OCAK 2012 YAZI LİSTESİ
BİRGÜN KİTAP / OCAK 2012 ARŞİV
28
BİRGÜN KİTAP / ARŞİV