Siyasal tartışma ve toplumsal araştırmalar alanında bakış açımızı genişletecek, ufuk açıcı metinlere ulaşma olanağına ‘90’ların başından itibaren erişebildik. Seksen öncesi dönemde siyasetin tek yönlü okunmasına sebep veren, çeviri eser eksikliği 1990’lı yıllarda gerçekleştirilmeye başlanan yayın faaliyetleriyle aşılmaya çalışıldı. Bu dönemle birlikte Marksizm’in sınıf indirgemeci ve katı yorumlarının karşısında, iktidar ve ideoloji tartışmalarını yaşamımızın içine sokan metinlerin çevrilmeye başlanması, teorik bir yenilenmeyi zorunlu kıldı. İdeolojik, teorik tartışmaların yaşanmasını ve canlı tutulmasını sağlayacak, bu tartışmaları yayacak, belgeleyecek yayın faaliyetlerine duyulan ihtiyaç bu dönemin eseri olarak ortaya çıktı.
Türkiye’de canlı tartışmaların yaşandığı, farklı ve radikal siyaset tartışmalarının yaratılmasını sağlayacak, politik konumlanışın farklı biçimlerini gözler önüne serecek süreli yayın faaliyetlerinin yeterli olmadığı bir gerçek. Var olan yayınlar ya belirli bir siyasi duruşun ifadesi olarak tek yönlü beslenmeyi önüne koyduğu ya da politik bir duruşu akademik doğruluk adına reddettikleri için yetersiz kalıyorlar. Bağımsız, çok yönlü, eleştirel, çok sesli yazıların toplandığı bir süreli yayına ihtiyacımız var.
Eren Barış ve Emre Koyuncu’dan oluşan Toplumsal Araştırmalar ve Sanat Şebekesi’nin yayına hazırladığı ve altı ayda bir çıkmaya başlayan “tesmeralsekdiz”, farklı bir siyasal ve sanatsal tartışmanın zemini olmaya aday… Yaklaşık iki yıl önce, genel tartışması video sanatı etrafında şekillenen bir bülten olarak yayın hayatına başlayan “tesmeralsekdiz”, daha sonra ifade alanını genişletmek ve yapılan çalışmaları derli toplu sunmak amacıyla bir dergiye evrilmiş. İlk sayısı bahar-2007’de çıkan (Rafet Arslan’ın hazırladığı “Sokak Sanatı” ve Donato Totaro’nun yazılarından oluşan “Gilles Deleuze ve Sinema Teorisi” dosyalarıyla hayat bulan) derginin ikinci sayısı ise, kış-2008’de çıktı.
İkinci (yeni) sayı iki dosyadan oluşuyor: “Queer teori” olarak adlandırılan çalışma alanıyla temas sağlanması amacıyla ilk dosyanın adı; “Arkadan Yaklaşmak” olmuş. Arkadan Yaklaşmak Deleuze’un felsefecilerle ilişkisini anlatmak için kullandığı bir ifade: “Kendimi bir yazara arkadan yaklaşıp ona kendinden türeyen fakat canavar bir çocuk veren biri olarak görmekteydim. Bu çocuğun yazara ait olması gerçekten çok önemliydi, çünkü yazar benim ona söyletmek istediğim her şeyi söylemeliydi.” Eleştiri pratiğini vurgulayan bu ifade, cinsellik ve arzu mevzularına dokunmayı başardığı için dosya adı olarak seçilmiş. Eleştiri pratiğine yeni bir boyut getiren arkadan yaklaşmalar, teorik metinlerin sorgulanması, yorumlanması ve anlaşılması açısından tematik ve metodolojik bir kapsam sunarlar. Dosyayı oluşturan yazılar, cinsellik, arzu politikaları, arzunun özgürleşmesi gibi konularda son dönemde ortaya çıkan tartışmaları yansıtması açısından önemli. Diğer taraftan seçilen yazıların arkadan yaklaşmalara dayanması teorik düzlemlerde birbirini eleştiren yaklaşımları savunmaları, dosyanın tek yönlü bir beslemeyi reddetmesini sağlamış.
Foucault, Deleuze, Derrida, Lacaoue-Labarthe ve Ulus Baker’in ölümlerinin ardından yazılmış taziye yazılarından oluşan ikinci dosyanın adı ise; “Arkadan Yaslanmak” olmuş. Bu taziye yazıları her ne kadar kişisel hikaye ve hatıralarla bezenmiş olsalar da aslında, arkadan yaklaşma pratiğini ölen bir ustanın miras bıraktıklarını aşabilmeyi önüne koyması açısından önemliler. Deleuze’ün “Müzakereler” kitabından alıntılanıp, giriş kapağına konulan sözü bu anlamda önemli: “Bu bir yas çalışması değil, yasta olmamak çok daha fazla çalışma ister”. Guattari’nin –ilgili bölümün çevirisi de yazıların içinde mevcut-, Foucault’nun ölümünden sonra katıldığı bir konferansta yaptığı konuşma da taziye yazılarının içeriği hakkında bilgilendirici oluyor. Guattari, Foucault’nun kavramlarını ve teorilerini kullanırken Foucault’ya ihanet etmekten geri durmayacağını, Foucault’nun mirasına sahip çıkmak istiyorsak yapmamız gerekenin Foucault’nun metinlerine arkadan yaklaşmak olduğunu vurguluyor yazısında. Judith Butler’ın New York Times’ta Derrida’nın ölümünün ardından çıkan bir yazıyı eleştirdiği taziye yazısında, egemenlerin düşünür ve sanatçılara yaklaşımını gözler önüne seriyor. Dosya, hem ölen birinin ardından yapılacak en kötü şeyin, ölen kişinin ardında bıraktıklarını öldürmeye çalışmak olduğunu vurgulaması açısından hem de miras bırakılan düşüncelerin dokunulmaz karakterde olmadığını, geliştirildiği, sorgulandığı ve eleştirildiği oranda, ölen kişinin mirasının sahiplenileceğini vurgulaması açısından övgüyü hak ediyor.
Politik, ekonomik, kültürel ve sanatsal tartışmaların boğulmaya, etkisizleştirilmeye, yüzeyselleştirilmeye çalışıldığı bir ortamda her şeyiyle bağımsız bir dergi “tesmeralsekdiz”. Başka bir dilin, tartışma olanağının, samimi çabanın gerçekleştirilebilineceğini gösteriyor. “tesmeralsekdiz” yeni bir yolculuğun habercisi. İlk sayının arka sayfasında söyledikleri gibi: “Su çatlağını buldu”.
Not: Tesmeralsekdiz bağımsız bir yayın olduğu için herhangi bir dağıtım ağı ile anlaşması yok. Ankara, İstanbul ve İzmir’de bir çok kitabevinde dergiyi bulmak mümkün. Bunun dışında Toplumsal Araştırmalar ve Sanat Şebekesi’ne ulaşmak için,
www.tesmeralsekdiz.org adresini kullanabilirsiniz.