BİRGÜN KİTAP
FOTOĞRAFIN İDEOLOJİSİNİ ANLAMAK
16:28 15 Ocak 2010
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fotoğrafla ilgili özellikle Belgesel Fotoğraf ile ilgili kuramsal kitapların bir kaçında anlatılan bir hikâye vardır. İsimleri, mekânları atlayarak kısaca aktarmak istiyorum: Bilinen dergiler için foto-röportajlar üreten bir fotoğrafçı, aldığı sipariş üzerine büyük bir domuz çiftliğindeki yaşamı fotoğraflamaya başlamış. Oluşturduğu foto röportajın ana karakteri de hemen hemen her fotoğraf karesinde de yer alan, çiftliğin tüm işlerini yapan orta yaşlarda bir adammış. Domuz çiftliğinin çalışma şartlarından dolayı da sürekli pisliğin içinde fotoğraflanmış. Bir gece fotoğrafçı - yarın sabah ben gidiyorum. Çok teşekkür ederim yardımların için, benim de sana yardım edebileceğim bir konu olursa lütfen söyle demiş. Bizimkisi de yarın sabah gel beni bir kez daha çek diye yanıt vermiş. Sabah onda buluşma yerine giden fotoğrafçı, sürekli kir içinde gördüğü çiftlik işçisini, çok temiz ve şık kıyafetler içinde karşısında görünce şaşırmış. Fotoğrafçının şaşkın bakışların sebebini anlayan işçi de – Bir de böyle çek de, torunlarım dedelerinin gerçekte nasıl biri olduklarını bilsinler demiş.
“Gerçek”in nasıl olduğuyla, nasıl gözükmesini istediğimiz arasındaki seçimlerimiz en çok fotoğrafta gün ışığına çıkıyor, görüldüğü gibi. 
 Bu hikâyedeki işçi gibi siz de, çektirdiğiniz vesikalık fotoğrafın hiçte kendinize benzemediği savunduğunuzda fotoğraf ve gerçek üzerine kafa yormaya başladınız demektir. İşte fotoğrafçı-yazar Murat Yaykın’da Fotoğraf İdeolojisi, “Algıda Gerçeğin Bozulumu” adlı kitabıyla, fotoğrafın gerçekliği algılamamızdaki belirleyiciliğini gözler önüne seriyor. 
Seyrettiğim bir süper kahraman filminden aklımda kalan bir sahne var: Beyin dalgalarıyla metalleri hareket ettirebilen kahramanımız boşluğa doğru adımlarına atarken etraftaki tüm metaller, o adımını atar atmaz ayaklarının altına geliyor ve kahramanımızın düşmesini engelliyor. Sanki gerçek böyle bir ‘şey’.
Gerçeklik var mı yok mu varsa bile bunu algılayabilir miyiz diye şüpheler besleyenler bile, ayaklarının altını dolduracak ve gündelik hayat içinde kalmamızı sağlayacak nesnel olgular olduğunu bilir bir şekilde boşluğa adımlarımızı atıyorlar bence. Nasıl olsa gerçeklik  zemini onların düşmelerini engelliyecek… Onlar istemese bile… onlar inanmasa bile…
Fotoğrafçılığın en etkili dallarından biri olan Belgesel Fotoğrafçılık, zaman zaman tarihin akışını bile değiştirebilecek bir gücü olduysa, tamamen gerçeği yansıttığı ön kabulünden kaynaklanıyordu. Peki, sonra ne oldu? İktidar, her zaman yaptığı gibi kavramların içini boşaltma yöntemini kullanmaya başladı. Tüm iletişim araçlarıyla yaymaya başladığı ise şuydu; aslında gerçek diye bir şey yok,. belgesel fotoğraflarda diğer iletişim biçimleri gibi yalnızca yayanın öznel dünyalarını yansıtabilir.. Tamam fotoğraflardaki insanlar açlıktan ölüyor olabilirler ama bu biraz da nereden baktığınıza bağlı değil mi? Zaten sanal ortamlar varken niye açlıkla ilgileniyorsun ki !
Bu “gerçek yoktur,” bombardımanına, Murat Yaykın Fotoğraf İdeolojisi “Algıda Gerçeğin Bozulumu” adlı kitabında iktidar karşıtı bir yerden yanıt veriyor. 
Murat Yaykın, kullandığı kavramlara bakışının altını çizdikten hemen sonra, insan belleğinin nasıl çalıştığından başlayarak bu belleğin oluşumunda fotoğrafın özellikle Belgesel Fotoğrafın nasıl bir rolü olduğunu anlatıyor. Kitap, hemen her türlü ideolojinin fotoğrafik görüntü üzerinden nasıl meşrulaşmaya çalıştığını, görüntüye sahip olanın aslında çağa dolayısıyla zamana sahip olduğunu anlatıyor. Murat Yaykın’ın verdiği örneklerle iktidarın her yerde görüntüler üzerinden kurulduğunu, güçlendiğini, iktidarların görüntüleri kontrol edemediği zamanlarda ise aslında gerçek diye adlandırılacak bir şey olmadığı, öznel gerçeklik dışında kalan bir gerçeklikten bahsedilemeyeceğini iddialarını canlandırdığını tüm çıplağıyla görüyorsunuz.
Bunun karşısına da Yaykın, fotoğrafın özellikle Belgesel Fotoğrafçılığın, fotoğrafçının etik tavırlarıyla beraber insanlık belleğinin oluşmasında ne kadar önemli bir yeri olduğunu örnekleriyle ispatlıyor.  “Bellek için verilen mücadele, tarihsel gerçekliğin doğru okunması içindir ve yüksek teknojinin yol açtığı bellek yitimine karşı da verilen bir mücadeledir.”
Büyük Birader’in gözünün her zamankinden daha fazla üzerimizde olduğu günümüz dünyasında, hiçbir görüntünün yalnızca görüntü olmadığını şüphe götürmez bir şekilde ispatlıyor Murat Yaykın. Fotoğrafın İdeoloji ‘algıda gerçeğin bozumu” adlı kitabının yeni tartışmalarda bir referans kitabı olacağına hiç şüphe yok.
ALTAN BAL


Bu İçerik 194 Kez Görüntülendi
15 OCAK 2010 YAZI LİSTESİ
BİRGÜN KİTAP / OCAK 2010 ARŞİV
29
21
15
BİRGÜN KİTAP / 2010 ARŞİV