PUSLU HAVA FABRİKANIN DUMANINDAN DEĞİL...
HADE TÜRKMEN
Bu ülkede onlarca kere yuvaların ailelerin başlarına yıkıldığını, insanların aç ve açıkta kaldığını gördük. Yıkımın içinde olmayanların gördükleri, çoğu zaman kaçak yapıların yıkılması idi. Yıkım, fiziksel bir olaydı; kaçak ise yıkılması normaldi. Biliyorduk ki, kentleşmemiz sorunlu, yaşam alanlarımız sağlıksızdı. Bunun önüne geçmek gerekirdi, yaşamdan yana durmak da bunu gerektirirdi. Belki birçoğumuz fark etmedik ama yaşanan her yıkımda trajedi vardı. Çaresizliğin kanıksamışlığı, son sığınağın da yok olmamasını isteyen haykırış…
Yaşadığımız dönemin yuva yıkma terimi kentsel dönüşüm oldu. Özellikle büyük kentlerde yaşayanlar bu kelimeyi duymaktan yoruldular, lakin her ne kadar konu etrafında yazılar yazılıyor ve sözler söyleniyor olsa da, ne gündemde olan projelerde azalma oldu ne de yeni proje alanlarının ilan edilme hızında... Bir yandan da, son zamanlarda dilden düşmeyen kavramlar varolan sorunları azaltacakları savıyla ortaya atılmış olsalar da sorun listesini kabartmaktan başka bir işe yaramadılar. Fabrikaların kapatılıp alışveriş merkezlerinin açılması, kamu hizmetlerinin özel şirketlere devredilmesi, vatandaşların müşteri olarak görülmesi, güvenlikli sitelerde hayata karşı güvensiz ve şüphe dolu yaşamların oluşturulması, yoksulluk gözden ırak olunca bitecekmiş gibi yoksulların kentlerin dışına sürgün edilmesi gibi durumlar daha da sorunlu bir kent yaşamını beraberinde getirdi.
Tam da karşımızda duran bu tablo nedeniyle, bugün yıkılan/yıkılmak istenen, konutlar değildir. Bugün, kentlerimizin onlarca yıldır oluşturduğu kültür yerle bir edilmek isteniyor. Hem de yok ediş, soyut bir zaman ve mekânda, soyut öznelerin değiştirilmesi ile değil, yaşadığımız alanlarda, en mahremimizde, arkadaşımızın odasında, komşumuzun salonunda gerçekleşiyor. Doğalgaz parasını ödeyemez ve boş mutfakta su haşlarken, dönüşüm ile çifte kavrulan biber gazı mutfaklarımızın içine doluyor. Yeni bir kültür, yeni bir hayat sokaklarımızda yaratılmaya çalışılıyor.
FABRİKALAR BOŞALIRKEN...
Başta İstanbul, Ankara ve İzmir’de olmak üzere kafaları bir hayli meşgul eden kentsel dönüşüm projelerinin son duraklarından biri de Kocaeli’nin Gebze ilçesi oldu. Gebze ilçesindeki Cumhuriyet ve Adem Yavuz mahalleleri 1 Haziran 2009 tarihinde Gebze Belediye Meclisi’nde oy çokluğu ile alınan kararla “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı” ilan edildi.
Aslında Gebze’deki bu iki mahallenin neden kentsel dönüşüm alanı ilan edildiğini yorumlamak özellikle İstanbul’daki projeleri anlamaya çalışanlar için pek de zor değil. Gerçi “anlamak” kelimesini bir latife olarak kullanıyoruz, keza, hele ki bir de kentin bütünü işin içine girdiğinde, yapılmak istenen projelere akıl sır ermediğini, projelerin uzaydan mı geldiğinin, yoksa ortada patolojik bir durum mu olduğunun sorgulandığını belirtmek durumundayız. Velhasıl, deniz gören bir tepede, otoyol boyunca fabrikalar bulunan bir mevkide yer almak, bugün ekonomik gücünün önemli bir kısmını mekândan sağlayan iktidar açısından çekici olmayı da beraberinde getirmekte. Üstelik yıllarca çalıştıkları fabrikalar artık “sanayi” lejantından -ki üretilen yer olarak da yorumlayabilir, çevresini de çalışan sınıfların ördüğünü söyleyebiliriz- “ticaret” lejantına -yani tüketim yapılan alan- kayıyorsa dönüşümün burada zaten başlamış olduğunu söylemek zor değil.
Türkiye’nin kentleşmesine yönelik bir konut politikası olmadığı için, üretim alanlarının çevresi üretenlerin barınma ihtiyaçlarını giderdikleri gecekondular ile çevrilidir. Tüketim yapılan alanın çevresi ise üretim alanlarından farklıdır; değilse bile farklılaştırılmaya çalışılır. Salt bu noktadan bakınca dahi sorunlu bir çıkarım ile karşılaşılmaktadır ki, üretimin ötelenmesiyle ötelenenlerin o zamana kadar yaşadıkları alanları yaratırken çektikleri sıkıntılar, onlarca yılda düze varan yaşamlar ve sonradan karşılaştıkları yok sayılma süreci göz önünde bulundurulduğunda ortaya çıkan çetrefil yapının çözülmesinin o kadar da kolay olmadığı görülmektedir.
KONUMU, DOKUSU, YAŞAYANLARI HEP AYNI
Bu çerçevede, Cumhuriyet ve Adem Yavuz mahallelerinin haziran ayından beri verdikleri mücadele de, konumları da daha önceden kentsel dönüşüm alanı ilan edilmiş birçok mahalleye benzemekte. İstanbul Maltepe ve Kartal’da bulunan sanayi alanlarında çalışanların yaşadıkları mahallelerin 2004 yılında kentsel dönüşüm alanı ilan edilmesi ve bu mahallelerin de tıpkı Gebze’deki mahalleler gibi şahane manzaralı tepelere kurulmuş olması -ki 30-40 sene önce o tepelere evlerini kuranlar manzara sefası değil, cefayı yaşamıştır- tesadüf değildir. Tam da bu nedenledir ki 29 Temmuz günü Gebze’de yapılan mitinge giderken Maltepe’nin Gülsuyu Mahallesi’nde yaşayanlardan biri hiç bilmediği halde “kentsel dönüşüm mahalleleri şunlar sanırım” diyerek nokta atışında bulunabilmiştir. Çünkü mahallelerin konumu, dokusu, yaşayanları Gülsuyu’ndan, Başıbüyük’ten, Yakacık’tan, Ayazma’dan, Maden’den, Derbent’ten, Mamak’tan, Dikmen’den farklı değildir.
KENTSEL DÖNÜŞÜME KARŞI OLMAK
Cumhuriyet ve Adem Yavuz mahalleleri, kentsel dönüşüm kapsamına alındıklarını duyar duymaz harekete geçen mahalleler. Aslında Cumhuriyet Mahallesi sakinleri, kentsel dönüşüm kararı Belediye Meclisi’nden geçmeden önce dernekleşme çalışmalarına başlamışlar. O zamanlarda başlıca konuları mahallelerindeki uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı mücadele iken kentsel dönüşüm kararının birden karşılarına çıkması ile birlikte çalışmalar farklı bir yöne kayarak hız kazanmış. Kentsel dönüşüm kararının alındığını yerel gazetelerden öğrenen mahalle sakinleri vakit kaybetmeden bir araya gelmiş ve 11 Haziran 2009 tarihinde yaklaşık 2.000 kişi belediyenin aldığı karara itiraz ettiklerini sokağa çıkarak göstermişlerdir. 263.279 m2’lik alan üzerinde uygulanması düşünülen kentsel dönüşüme karşı toplantılar düzenleyen ve evlerini, yaşamlarını savunacaklarını söyleyen mahalleliler haziran başından beri 3 tane yürüyüş ve onlarca toplantı yaparak Gebze Belediyesi’nce görmezlikten gelinememiştir.
Projenin tarafı olan belediyenin söylemlerine bakıldığında, yine kentsel dönüşüm kavramı kadar kulaklara yerleşmiş sözlerle karşılaşılmakta. Belediye Başkanı Adnan Köşker, açıklamalarında, mahallelinin provoke edildiğini, aslında kentsel dönüşüm projesinin herhangi bir mağduriyet getirmeyeceğini, takas usulü ile kentsel dönüşümün gerçekleştirileceğini söylemektedir. Ve eklemektedir de; “Benden duymadığınız sözlere inanmayın”.
Ancak, mevzubahis yuva olunca bu sözler tesir etmeyebiliyor. Savunduklarını belki de biraz daha farklı bir tonda dile getirmek için Adem Yavuz ve Cumhuriyet Mahallesi sakinleri ile bir toplantı düzenlemek isteyen Belediye Başkanı Adnan Köşker, “Müteahhit Başkan İstemiyoruz” ve benzeri sloganlar ile karşılaştığı zor bir durumun içinde kalır. Başkan burada da savunduklarını söyler; “kimse mağdur edilmeyecek, kaliteli konutlar yapacağız”.
Mahalleli tepkisini göstermiş, toplantı yarıda bitmiş ve başkan korumaları eşliğinde salondan ayrılmış olsa da burada birkaç soru daha yöneltmek isteriz: Örneğin, bu toplantı neden kentsel dönüşüm kararı alınmadan önce yapılmadı? Neden hazırlanmış olan bir proje vatandaşa dayatılmaktadır? Neden mahalleler bir anda, bir projenin öznesi (!) haline getirilmektedir? Kentsel dönüşümün aktörleri kimlerdir? Bugüne kadar imzalanmış protokoller uyarınca kentsel dönüşüm alanlarında yaşayanların “takas” usulü ile “kaliteli” konutlara yerleştirildiği görülmemişken Gebze’de bu nasıl iddia edilebilmektedir?
Bu sorular, kentsel dönüşüm sürecinde farklı bir şey söylenmediği için herkese yöneltilebilecek sorular olarak aklımıza gelmekte. Fakat Başkan’ın kentsel dönüşümü savunmak ve ortamı yatıştırmak için verdiği demeçlerinden bir tanesi bu zamana kadar yapılan tartışmalara yeni bir boyut getirecek nitelikte: “Kentsel Dönüşüm aslında imar affı demektir”.
Görüldüğü üzere kentsel dönüşüm projesi için hazırlanan kılıf Gebze’de de farklı bir renkte karşımıza çıkmamakta. Bir yandan bölge fabrikalardan arındırılacakken, öte yanda denize nazır emekçi mahalleleri dururken ve iktidar, mekânın rantını arttırmak ve bunu da nakde çevirmek için uğraşırken kentsel dönüşüme karşı çıkılması da şaşırtıcı olamaz elbet. Lakin, önemli noktalardan biri, bir zamanlar iktidarın söylemleri daha ikna edici, mahalle örgütlenmeleri daha zayıfken şimdi tersi bir durumun gözlemlenebildiğidir. İktidarın mekânsal politikaları o denli can yaktı, trajedi dört koldan öyle bir sardı, şehirler umutsuz vakıa olarak hasta yatağında kıvranır oldu ki hızlı bir şekilde bir araya gelmenin zorunluluğu kaçınılmaz hale geldi. Hem mahallelerin kendi iç örgütlenmelerinde yaşanan gelişmeler, hem de 29 Temmuz Pazar günü Gebze Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan mitinge gelerek Gebzelilere destek veren Dikmen Vadisi halkı ile Marmara depreminden sonra yerleştirildikleri konutlardan çıkarılmak istenen depremzedelerin örneğinde olduğu gibi farklı mekânlardaki benzer mücadelelerin birleştirilmesi tam da bu nedenle gereklidir.
SAĞLIKLI KENTLEŞMEYİ SAVUNMAK
Cumhuriyet Mahallesi Derneği Başkanı Sebahattin Günel bir röportajında, mahallesinde yaşayanların orada tasarlanacak sitelerin aidatlarını dahi ödeyemeyecek, dolayısıyla orada yaşayamayacak durumda olduğunu dile getirmiş. Sayın Günel’in vurguladığı nokta, kentsel dönüşümün uygulandığı birçok alanda karşılaşılan en önemli sorunlardan olup, sağlıklı kentleşmenin sadece binaların yenilenmesi ile olamayacağını gösteren en temel örneklerden bir tanesi.
Birçok kez dile getirildiği üzere kentsel dönüşüme karşı çıkanlar hiçbir zaman sağlıksız konutlarda yaşamayı savunmadılar. Ne var ki, iktidarın mekânı kavrayışı ile projelere karşı duranlarınki temelden birbirinden ayrılmakta. Sadece konut sayısı ve fiziki mekân üzerine yükselen bir bakış açısı ile yaşamı bir bütün olarak gören, ilişkileri önemseyen, bu ilişkilerin gelişmesi için çaba sarf eden ve sorunların kaynağının yok edilmesinin daha büyük değişimlerle giderilebileceğini düşünen bir bakış açısının bir araya gelmesi olanak dahilinde gözükmemekte.