KÜLTÜR & SANAT
GELİNLİK YERİNE ÖLÜM GİYİYORUZ
14:14 05 Mart 2009
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


‘Kumalık’ isimli belgesel filmle Mardin’deki kuma yaşamına objektifi doğrultan yönetmen Müjde Arslan, “Kumalık, kadına uygulanan şiddetin başka bir yüzü” diyor ve ekliyor, “bu yüzden kadınlar, kumalığı ölüm elbisesini giyerek yaşamak olarak niteliyorlar’’...



AYSEL KILIÇ

“Halam Emine 16 yaşında kuma gitti. Evlendiği kişi amcasının oğluydu. Kocasından şiddet gördü, her defasında baba evine sığındı, yaraları iyileşince onu evine geri götüren yine babası oldu. Emine halamın, yüzü gözü şiş, yalın ayak köye gelişi ve ağlayarak evine zorla götürülüşü, çocukluğumun hatırladığım ilk anılarındandır. Her defasında ya hamile ya da yüzü gözü şiş gelirdi, bazen hem hamile hem yaralı...”
Bu cümleler Müjde Arslan’a ait. ‘Son Oyun’ adlı ödüllü kısa filmin yönetmeni Müjde Arslan, ‘Kirasê Mirinê: Hewîtî” (Ölüm Elbisesi: ‘Kumalık’) belgesel filmle Mardin’deki kuma yaşamlara objektifleri doğrultuyor. Film, Arslan’ın kuma giden, şiddet gören, felç olan halasının hikâyesini, diğer kadınlarla konuşarak bulmaya çalışmasının hikâyesi. Mardin’in Kızıltepe ilçesi ve köylerinde çekilen belgesel, Türkçe altyazıyla sunuluyor. 8 Mart etkinlikleri kapsamında Batman’da kadınlarla buluşan film, 4-19 Nisan arasında gerçekleşecek İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek. Mardinli yönetmen Müjde Arslan’la filmi ve kumalığı konuştuk.

»Bölgede ‘Kumalık’ yaygın bir şekilde devam ediyor. Mardinli bir kadın olarak, yaşanılanlar üzerinizde nasıl bir etki bıraktı?
Mardin’in bir köyünde doğdum, ilkokuldan sonra oradaki tüm kız çocukları gibi okul hayatım sona erdi; belki Mahmut Dayım ertesi yıl 1991’de genel afla cezaevinden çıkmasa, ne kadar isyan edersem edeyim, bir daha okul yüzü görmeyecektim. Mahmut Dayım 80 darbesiyle cezaevine girmişti, siyasi suçluydu, ailede sözü geçer bir ağırlığı vardı, çıktığında bir şekilde dedemi kandırdı ve böylece eğitimime devam edip kendi yolumu yürüyebildim. Ancak dünyanın öbür ucuna gitsem de, üç-dört üniversite bitirsem de, zincirlerle oraya bağlıyım ve oradaki kadına uygulanan tüm ağır kurallar benim için de geçerli hâlâ.
İstanbul’da kadın özgürlüğü, feminizm üzerine yapılan tartışmalarda hep Mardin’i düşünürdüm. Her defasında içimdeki kızgınlıkla oraya bakmak gerektiğini söylerdim. Bu film bu düşünceden yola çıkarak, 16 yaşına girmeden, çocuk yaşta kuma verilen Emine halamın, şiddet görmüş gözlerinin korku dolu bakışlarına karşı hiçbir  şey yapamamanın sorumluluğu ve vicdan azabıyla yapıldı. Emine, gün be gün aklını yitirdi. Günde 8 ilaç aldığı bir zamanda, bir ilacın yan etkisiyle felç oldu. Bu film Emine’nin ne hissettiğini anlama girişimi benim için.

»Filmde sizinle dertleşen kuma kadınlarla ilişkiyi nasıl kurdunuz?
Bu çok zor olmadı; çoğunu önceden tanıyordum; onlar nenemi, dedemi tanıyorlardı ya aynı aşirettendik ya da aynı aileden, akrabaydık. Benim için ablamla, halamla dertleşmek gibiydi; kaldı ki ben de dertliydim; insan ancak aynı acıyı çektiğini düşündüğü başka kimselerle açılabilir. Ve de aynı taraftaydık, ikimiz de kumalığın ne kadar büyük bir haksızlık, şiddet olduğunu anlatmaya çalışıyorduk. Bu yüzden yaptığımı benimsiyor, bir şekilde yardım etmek istiyorlardı. Üstelik görüşmelerimizde röportajlardan sonra biz erkeklerle bu konuda tartıştığımızda ve belki onları yer yer susturduğumuzda bundan gözle görülür derecede zevk alıyorlardı. Birinin sana yıllarca ‘aptalsın’ dediğini düşün, ya gerçekten aptallaşırsın ya da kızgınlığını biriktirirsin. Erkeklere karşı birikmiş bir kızgınlığın dışavurumu oldu film. Ancak yine de konuşamadıklarının, konuştuklarından fazla olduğunu düşünüyorum, bu yüzden fotoğraflarını koyduk, gözlerini görmek birinin gerçekliğe ulaşmak için en doğru araç çoğu zaman. Filmden sonra ablam arayıp filmi Kızıltepe’de göstermememi söyledi; televizyonda gözükmek kadınlar için bir ayıp kaynağıdır çünkü; bir yandan çok fazla göstermeyi isterken, bir yandan da endişe duyuyorum.

»Sadece kadınlar değil, filmde kumalara ‘sahip’ olan erkekleri de konuşturuyorsunuz? Erkeklerle diyaloga geçmek zor oldu mu?
Erkekleri konuşturdum çünkü öfkemin sebebi onlardı; ayrıca bazen zıttın seni tanımlar; ne olmadığın bazen ne olduğundur. Erkeklerin yarattığı bir sistemde, erkekler zihinlerinde yatan olması gerekeni, olmaya zorladıkları kadını anlatıyorlar. Kamera bir iktidar aracıdır; bunu kullanmak ve kadınları görünür kılmak istedim. Kamera hep gücün, iktidarın aracı olmuştur, en çok erkeğin; kamerayı biz kullanıyoruz ve kadınları konuşturuyoruz. Mardin dünyanın en güzel şehri olsa da gözümde, orayla, cinsiyet ayrımcılığını şiddetle yaşamış olmam sebebiyle öfkeli bir ilişkim vardı hep. Dünyanın neresine gidersem gideyim, ne yaparsam yapayım beni ezik gösteren, kadınlığımı kabul etmeyen, başardığımda ise ‘erkekleştiren’ zalim bir kentti doğduğum şehir.

»Filmin 8 Mart öncesine denk gelmesi tesadüf mü?
Filmi eylül ayının son yarısında çektik; bu kadınların iş zamanıydı; özellikle onları çalışırken görmek, görüntülemek istiyordum; üstelik yaz rehaveti bitmiş, kış rehaveti başlamamış olacaktı. Ancak dört beş ay geçmesine rağmen kasetlere dokunamadım bile; bir sorgu sürecine girdim, sonrasında bir ay öncesinden kurgusuna başladık; bir yayınevinde gündüz çalıştığım için geceleri sadece çalışabiliyorduk ama son derece ölümcül bir yorgunlukla filmi bitirdiğimizi söyleyebilirim.
Böyle bir takvim hesaplaması yapmamıştık ama film tam da 8 Mart’tan bir hafta önce bitmiş oldu: ilk gösterim teklifi de bu kapsamda oldu; Batman’da 8 Mart etkinlikleri kapsamında 3 Mart’ta Yılmaz Güney Salonu’nda gösterildi. Filmin orijinal dili Kürtçe olduğu için orada çok daha rahat anlaşıldığını ve izlenildiğini düşünüyorum: gidip ilk deneyimi yaşama şansım olmadı; ama bundan sonraki tüm gösterimlerde şartlar elverdikçe gidip filmle ilgili soruları yanıtlamayı, ‘Kumalık’, kadınlık üzerine konuşmayı, tartışmayı istiyorum.

***
‘Kendilerini yaşarken ölü sayıyorlar’
Fİlmİn adını kadınlar koydu. Kumalığı, ölüm elbisesini giyip yaşamak olarak tanımlıyorlar; yaşarken ölü olduklarını vurguluyorlar. Bu yeterince özetliyor kumalığı. Aynı zamanda çok imgesel ve şiirsel bir tarafı var.
Bir adam filmin içinde kadınların iki kelimeyi yan yana getiremediğini, o seviyeye ulaşmadığını söylüyor; oysaki kadınların her biri, bir şair, bir yazar kadar derinlikli konuşuyor.
Dışarı hareket alanlarının az olması onları içsel derinliğe götürmüş diye düşünüyorum.


Bu Haber 1446 Kez Görüntülendi
05 MART 2009 HABER LİSTESİ
KÜLTÜR & SANAT / MART 2009 ARŞİV
KÜLTÜR & SANAT / 2009 ARŞİV