‘Başkana Mektuplar’ filmi İran başkanı Ahmedinecad’ın rejimi hakkında gözleme dayalı gerçek bir film. Film; İran Başkanı’nı uluslararası medyanın resmettiğinden farklı bir şekilde tehlikeli bir lider olarak değil, sıradan bir politikacı olarak gösteriyor...
ADNAN TÖNEL
Adana Altın Koza Film Festivali’nde bu yıl farklı bir film izledim. ‘Başkana Mektuplar’ adlı filmin bir sahnesinde başı örtülü iki kadın devlet başkanlarına mektup vermek için sıra beklerken, aralarında konuşuyorlardı. Kadın yanındakiyle, başkan yardım eder de iş bulursa, eline geçen parayla çocuklarına çilek yedireceğini paylaşıyordu. Tüm bu konuşmalardaki acıklı görüntüler İran’da bir kamera ile kaydedilmişti ve bu sahneler bu filme dahildi. Çek asıllı Petr Lom, ‘Başkana Mektuplar’ filminin çekimi için geldiği Tahran’da, kamerasının kayıt tuşuna basıp kısa süreliğine lavaboya kadar gitmişti. Ve kameranın kapalı olduğunu sanan kadınlarda yukarıdaki absürd konuşmayı yapıyorlardı…
Elbette film İran’da köy ve kentler arasındaki ekonomik uçurumu gösterme misyonu içermiyordur düşüncesiyle mikrofonu film sonrası yönetmene uzattım.
»İran’ın iç dünyasını tüm çıplaklığıyla anlatan bu türde bir filmi çekmek için nasıl izin aldınız?
Böyle bir film için Devlet Başkanı bize izin verdi ama elbette tüm çekimlerde yanımızda temsilcileri bulunuyordu. Ancak İran Devlet yetkilileri, çok sözler verdiler ama bunların hiçbirini uygulamadılar. Açıkçası her sahnede bir kontrol ve sansüre uğradık diyebiliriz.
»Yeni seçimlerden önce İran’ın iç yüzünü anlatmak yönünden çok başarılı bir film. Örneğin filmde bir kadın şunu söylüyordu. “Mesih bir Mehdi ile birlikte yeniden dünyaya Camkaran şehrinde gelecek” diyordu. Böyle bir inanç da var orada sanırım. Tüm bunlar bir promosyon mu? Risk mi? Bir mesajınız var mı?
‘Başkana Mektuplar’ filmim, şu anda ABD’de bir televizyon kanalında gösteriliyor. Asıl risk İran’da gösterilmiyor olması, yani halk hâlâ kendi içine bakamayacak kadar baskı altında. Filmin gösterimi de yasak İran’da. Film çekmeden, yönetmen olmadan önce üniversitede hocaydım. Felsefe dersleri veriyordum. Örneğin öğrencilerime onlara bir şey anlatıyordum, kendi fikirlerini bulmalarına yardımcı oluyordum. Genel sistemde insanların düşüncelerle beslemesinden farklı bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Burda biz mesaj vermiyoruz. İnsanların düşünmesini istiyorum zaten filmdeki birçok sahne yoruma açık. Örneğin, en başta dini liderin posteri olduğu bir billboard görüyoruz, sonra da Fossil marka saat reklamını görüyoruz. Amacım nedir derseniz, İran’ı gözlemledim ve İran’da olmak ne demek, İran’ı deneyimlemek ne demek, bunu göstermek istiyorum.
»İnsan hakları üzerine bir makale yazdığı için idam edilenler olduğu söyleniyor İran’da. Siz röportajlarda halkı İran aleyhine konuşturmayı nasıl başardınız?
Aslında ben onları konuşturmadım, onlar zaten konuşmak istiyordu. Yeterince konuşmak isteyen insan vardı yani. Bu da beni şaşırttı doğrusu.
»Film için bir ABD-İran yakınlaşması içeren bir film diyebilir miyiz?
Ülkelerin, insanlarının birbirleri hakkında bilgi alması ve sempati duymasına yardımcı oluyor olabilir ama bunu amaçlamadım. Bu, filmin sonucunda ortaya çıkan bir şey olabilir belki.
»Bu türde bir filmi Küba’da çekmek ister misiniz?
2 yıl önce Çin Uygur’da bir film yapmıştım. Bu kez ise İran hükümetinin ne düşündüğünü öğrenmek istedim. Yakında Küba’da çekmek istiyorum.
»Camkaran şehrine neden giremediniz ?
CNN muhabirlerinin daha önceki bir röportaj çekiminde Camkaran şehrinde yaptıkları çalışma saygısız bulunduğu için, izin vermiyorlar. Tahran ya da diğer bölgelerde insanlar birbirinden şüpheci.
»Filmi Tahran’da çektiniz. Genel izlenimleriniz nedir?
Ahmedinejad oyu son seçimde de kırsaldan aldı. Tahran’da çekimler sırasınca Ahmedinejad’ın 4 gezisine katıldım. Orada Ahmedinejad’ın çok seveni yok. Tahran’daki Merkez Park’taki röportajlar 1 saat içinde gerçekleşti aslında. Çünkü polis gelebilirdi, başımız derde girebilirdi. Gençlerin tatmin durumu bu şehirde yüksek olduğundan daha rahattı çekimler. Hükümeti eleştirebiliyorlardı. Kadınların çekimlerde kameraya bakışlarında da görüyordum bu farklılığı ama kırsalda yalvaran insanlar ellerindeki mektupları başkana iletebilmek için çırpınıyorlardı. Onlarla yaptığım röportajlar kolay olmadı. Çevirmenimle durumu onlara nasıl anlatması gerektiğini konuşuyordum. O yüzden filmde bazı sahneler bazı karakterler de oynuyorlarmış gibi olabiliyorlardı.
»Teşekkürler. Bu filmi yakında bizim televizyon kanallarından birinde de izlersek şaşırmayalım.
Petr Lom kimdir?
Yönetmen Petr Lom, 1968’de Prag doğumlu. Kanada’da büyüdü. 1997’de Harvard’dan siyasal bilimler alanında felsefe diploması aldı. Orada birkaç üniversitede akademisyenlik yaptı. ilk filmini, Kırgızistan’da çekti ve yirmi ülkede yayınlandı. Bu filmle pek çok ödül aldı. İkinci filminde Çin’deki Uygur Müslüman azınlığı hakkında bir film yaptı.