KÜLTÜR & SANAT
DÜNYANIN BÜTÜN EZGİLERİ, BİRLEŞİN!
15:01 12 Temmuz 2009
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kendi deyimleriyle, Etni-ka, sözsüz,  ‘işlenmiş etnik müzik’ yapıyor. Yani, reformist tutumu kendi geleneksel müziğimizle sınırlı görmüyor, onu bir anlamda ihraç ediyor. Haliyle, ‘Pangea’ adlı albümüyle dinlenilmeyi ve anlaşılmayı hak ediyor

Sevinerek söyleyebiliriz ki, bu hafta derin ve nitelikli bir çalışma ile, sözsüz çalgı müziği yapan Etni-ka’nın ‘Pangea’sıyla karşı karşıyayız. Etni-ka (Etnik-Kaos) 2006 yılında kurulmuş bir müzik grubu. Başlangıçta Sinan Ayyıldız (bağlama) ve Serdar Deli’nin (dilsiz kaval) yapmak istedikleri müziğe dair ortak fikirleri üzerinden yola çıkılmış. Daha sonra gruba Özgür Şahin (klasik, akustik, elektro gitar), Ümit Kartal (perküsyon) ve Ersan Ergun (bas gitar) dahil olmuş. Yaklaşık iki buçuk yıllık konser ve stüdyo çalışmalarının ardından geçtiğimiz mayıs ayının sonunda ‘Pangea’ isimli albümleriniÜtopya–Artvizyon’dan çıkardılar.

Albüme adını veren Pangea, bütün anakaraların birleşik olduğu tahmin edilen hali için kullanılır. Bu adı seçmelerinin nedeni, yaptıkları müziğin her ne kadar nüanslar barındırıyorsa da, benzerlikleri farklarından fazla olan kültürlere ait olması. Bunların arasından Azerbaycan, Gürcistan, İran, Yunanistan, Makedonya, Bulgaristan ezgileri seçilmiş. Her ne kadar Gürcistan ve İran müziği arasındaki farkın ‘nüans’tan ibaret olmadığını biliyorsak da, onları bir arada tutabilecek yeni bir formun mümkün olduğunu da bu çalışma ile görebiliyoruz.

Değişmeden Asla!
Son 25-30 yılda inanılmaz bir gelişme gösteren çağdaş bağlama çalış teknikleri, klasik ‘türkü’ formunun Batı müziği teknikleriyle işlenmesine yönelik çabaların yayılmasına ön ayak oldu. Üstelik, bu yapılırken, örneğin bağlamada perdelerin azalmasına yönelik bir evrilme görülmedi, yani bir dönem devrimci müzik yapan grupların çoğunlukla niteliksiz uyarlamalarında görülen müzikal indirgemeye ihtiyaç kalmadı. Armoni için alternatif çözümler bulundu, senfonik düzenlemeler ise daha çok Avrupa konserleri için, genellikle eserin otantik yapısı bozulmadan yapıldı. Dolayısıyla, bir yandan bu müziğin batı formlarına uyarlanması için onun sözkonusu müzik ile en keskin farkı olan ‘koma’ kullanımından vazgeçilmedi; diğer taraftan, armoni için ihtiyaç duyulan reforma şelpe tekniği ile gidildi. Bu sürecin Arif Sağ, Erol Parlak, Erdal Erzincan gibi okullu hocaların ve Hasret Gültekin gibi üstün bir yeteneğin en verimli dönemlerine denk gelmesi tesadüf olmasa gerek. Müziğimizin evriminde geniş kafalı yol göstericilere ihtiyaç vardı, ki ismini saydığımız ustaların belki de en büyük meziyeti, bu sürecin öz asimilasyona doğru değil de benzeşime doğru sürülmesiydi.

Neticede, bu yönlendirme sayesinde, beklenmedik bir yön değişikliği oldu müziğimizde. Uzun dönem şelpe tekniği dersi vermiş biri olarak diyebilirim ki, bugün türkü dinleyen ve enstrüman çalmak isteyen gençlerin büyük bölümü bağlamaya yöneliyor, özellikle de şelpe tekniğine. Fakat, bu yeni ürünler, iyi bir solfej ve armoni bilgisi gerektirdiğinden, genellikle dinleyiciler için anlaşılması zor hatta bazen büsbütün kapalı kalıyor. Dahası, eseri icra etmek isteyen birinin, uyarlayıcının yolunu takip etmesi neredeyse zorunlu. Oysa biliriz ki halk müziğinin en önemli yönlerinden biri, genellikle ozanın yaratımı olan eserin isimsiz (anonim) olarak dilden dile dolaşması, bir anlamda kendi yolunu bulmasıdır. Bu şekilde, esere müdahale mümkün olur, icracı ve dinleyicinin de eser üzerinde payının oluşmaya başladığı bir ‘açık yapıt’tır halk ezgisi. Bunu bahsettiğimiz türden uyarlamalarda görmek zordur; eser, ‘aşağı kültür’ün bir ürünü olmaktan çıkmıştır. Kötümser bir yorumla, bunun ‘türkü’ geleneğini baltalayacağı düşünülebilir; ancak gelenek, Okan Murat Öztürk’ün albüm kapağında söylediği gibi, ‘Ne değişime direnir ne de değişmezlik vasfına sahipti. Tam tersi, gelenek sürekli değişim demektir ve bu değişim, bünyesinde çok sayıda değişken içerir.” Dolayısıyla, otantik çoksesli halk müziğine sahip (örneğin) Gürcü halkının bunu ilahi bir müdahale ile öğrenmediğini kabul edersek, bu reformu kendimiz için de istemenin yadırganır bir yönü olmamalıdır. Fikrimce, Etni-ka üyeleri gibi, bu işi bu kadar iyi yapan müzisyenler yetiştikçe, dinleyiciden taleplerimizin karşılığını daha iyi alabiliriz. Çünkü bu müzik dinlenilmeyi ve anlaşılmayı hak ediyor.

Pangea’ya Doğru
Kendi deyimleriyle, Etni-ka, sözsüz,  ‘işlenmiş etnik müzik’ yapıyor. Yani, sözünü ettiğimiz reformist tutumu kendi geleneksel müziğimizle sınırlı görmüyor, onu bir anlamda ihraç ediyorlar. Bu şekilde, diğer müzik kültürleri ile karşılaşmamız için gerekli müzikal zemini sağladıklarını söyleyebiliriz. Bu işte yalnız da değiller, Ansemble Yaylı Grubu, Erol Parlak (üç telli bağlama), Bekir Sakarya (akordeon), Gürkan Çakmak (duduk) ve Uğur Önür (kemança) enstrümanlarıyla; Okan Murat Öztürk, Muammer Ketencoğlu, Osman Aktaş, Buzuki Orhan Osman, Alihan Samedov, Vural yıldırım, İberya Özkan, Safa Yeprem, Ferhad Shidfar ve Dinçer Serin ise manevi destekleriyle albümde yerlerini almışlar.
Son olarak, albümle ilgili dikkatimizi çeken bir yorumu aktarmak istiyoruz. Değerli müzisyen İberya Özkan, albümün ikinci sıradaki eseri ‘Kartuli Popuri’nin (Gürcü Potpurisi) dördüncü bölümü için şunları söylüyor: “Oldukça hareketli ve sert karaktere sahip olan Kafkas- Gürcü dans ezgilerinin ‘salamuri’ ile büyülenerek dinlediğimiz halinin, bağlamayla bir virtüöz seviyesindeki uygulanışı, kanımca Gürcistan’daki müzik otoritelerini de hayretler içinde bırakacaktır.”
Naçizane tavsiyemiz odur ki, içinizde en ufak bir şüphe bulunmadan Pangea’yı edinin.

Fırat İlim
firatilim@gmail.com


Bu Haber 398 Kez Görüntülendi
12 TEMMUZ 2009 HABER LİSTESİ
KÜLTÜR & SANAT / TEMMUZ 2009 ARŞİV
KÜLTÜR & SANAT / 2009 ARŞİV