Ergenekon iddianamesi temmuz ayında açıklandı. Sayfaları azıcık karıştıran veya aranızda okuyanlar varsa bilirler ki, iddianamenin sayfalarından fışkıran devrimcilere yönelik iftira ve karalamalar, burjuva basın yayın organlarında kendine genişçe yer buldu, günlerdir manşetlerden de düşmüyor. Az çok tecrübeli her gazeteci, iddialardaki çürüklüğü, uydurukluğu iddianameyi ilk okuyuşunda sezebilir. Fakat yıllardır kontrgerilla politikalarına tabi olan ana akım medya, bu iddiaları büyük bir şevkle “haber” haline getirip, psikolojik savaşta “yine” oynaması gereken rolü oynadı. Bu saldırı bugün Türkiye’de muhalif herkesedir. Bunu bilinçli veya bilinçsizce görmemezlikten gelmek kendimizi vuracak oklara göğsümüzü açmak anlamına gelir.En son 5 Ağustos’ta Akşam gazetesi iç sayfalarında Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Ufuk Uras ve babası Hasip Uras hakkında “MİT ajanı” olduklarına dair bir haber yayınladı. Burjuva basın yayın kuruluşları; Ergenekon iddianamesini “kaynak” göstererek devrimci hareketlere ve yöneticilerine karşı sürdürülen karalama kampanyasını sürdürüyor.
Burjuva basının büyük bölümü bugün kontrgerillaya karşı çıkıyor görünürken, psikolojik savaşının hizmetini saman altından yürütüyor. Bunun anlamı ise kontrgerilla adı verilen o mekanizmanın bir parçası olmayı ister istemez kabul etmek!
AKP yağdanlıkları, bu rolü çoktan benimsemiş durumda zaten. Mesela Zaman’ın başyazarı Ekrem Dumanlı, iddianameyi papağan gibi tekrarlayıp şöyle yazabiliyor: “Ergenekon iddianamesi... dedi ki, derin bir güç bazen ulusalcı postuna bürünür, bazen PKK’ci urbanı giyer, kimi zaman Hizbullahcıyım der çıkar ortaya, kimi zaman DHKP’ciyim der. Aslında perde arkasında hep aynı güçler vardır…” -29 Temmuz 2008, Zaman-
Yeni Şafak’tan Tamer Korkmaz iddianameyi, kopyalayıp kendi sütununa yapıştırmış: “İddianamede Ergenekon’un terör örgütü bağlantıları sıralanırken, darbeci yapılanmanın PKK, DHKP-C, TİT, Hizbullah ve İBDA-C ile “yakın ilişki” içinde olduğuna dikkat çekiliyor.” -28 Temmuz 2008, Yeni Şafak-
Taraf yazarı Yasemin Çongar da, aynı ağızdan konuşuyor: “Dava, başta Danıştay cinayeti olmak üzere bir dizi saldırıyı; PKK, DHKP-C, Hizbullah ve İBDA-C gibi örgütlerle Ergenekon arasındaki bağlantıyı... aydınlatma potansiyeline de sahip.”
Fakat yaratılan bu hava, bu tür yazarların dışında geniş bir kesimi de etkisi altına alıyor. Kendi ölçüleri içinde demokrat ve dengeli bir yazar olan Derya Sazak “PKK’den Hizbullah’a uzanan geniş bir ağ var Ergenekon örgütlenmesinde” diye yazabiliyor. -29 Temmuz 2008, Milliyet-
BU BELGEYİ UNUTMAYALIM!
Gazetecilerin kendi kalemlerinden çıkma bir metinden olsun ki, şu yazacaklarım Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC)’nin bütün bilgisayarlarında sanırım mevcuttur. Adı, hani günlerdir medya organlarının her zaman için bildiği ama görmezlikten ve bilmezlikten geldiği o meşhur belge: “Türkiye Gazetecileri Hak Ve Sorumluluk Bildirgesi”
Devamında tam tamına şu ifadeler yazılı; “Yargı: Hazırlık soruşturması sırasında soruşturmayı zaafa uğratıcı, yönlendirici biçimde haber ve yorumdan kaçınılmalıdır. Yargılama sürecinde de haberler her türlü ön yargıdan uzak ve kesinlikle doğruluğundan emin olunarak sunulmalıdır. Gazeteci yargı sürecinde taraf olmamalıdır. Yargı kararı kesinleşmedikçe, bir sanık suçlu ilan edilmemelidir. Haberlerde ve yorumlarda suçluymuş gibi değerlendirmeler yapılmamalıdır…”
Komplo teorilerinin, psikolojik savaşın gönüllü borazanlarına söylenecek fazla bir şey yok; onlar, boğazlarına kadar batmışlardır kirli savaşa. Ama hep söylenildiği gibi “ilkeli, dürüst ve objektif gazetecilik” yapma iddiası olanlara söyleyeceğimiz şudur ki; AKP kontrgerillasının devrimcilere çamur bulaştırma politikasının esiri, aracısı olmayın; çünkü o çamuru taşırken, en başta kirlenen yine siz olursunuz. Kirin, çamurun içinde ise ilke ve dürüstlük kalmayacağı malumdur
CANAN ZEHRA ÖZLEM canan_zehra_ozlem@hotmail.com