Maral Jefroudi*
Bugünlerde İran’ın sokakları kalabalık, öfkeli, coşku dolu. Cuma günü yapılan seçimlerin ardından insanlar her gün sokaklarda. Ortak sloganları “Oyum nereye gitti?” İnsanlar sokakta verdikleri oyun hesabını soruyor, vazgeçmeye de pek niyetli değiller.
Batı basınının uydurmaları değil olanlar. İran’da devrim sonrası doğan kuşak kendi devrimi için sokaklara dökülüyor. Cuma gününden itibaren Tahran uzun süren umutsuzluk uykusundan silkiniyor. Cumartesi günü polis motosikletleri yakıldı, gece damlarına çıkarak “Allahü Ekber!” diye bağırdı insanlar, Pazartesi günü Tahran sokakları otuz yıldır görülmedik bir kalabalığa sahne oldu. Tüm tehditlere rağmen iki milyona yakın kişi sokaklara döküldü. İnsanlar vuruldu, ama kalanlar sokakları terk etmedi.
Olaylarla ilgili çok net haberlere ulaşamadığımız doğru. Zira cep telefonlarına ulaşmak ilk iki gün imkânsız, ertesinde de oldukça zordu. Yabancı gazetecilerin bir kısmı sınırdışı edildi, çoğuna haber yapma yasağı getirildi. Olaylarla ilgili birçok haberin Facebook ve Twitter gibi ağlar aracılığıyla duyurulduğunu biliyoruz.
Musavi de Facebook’tan Kargozaran Partisi yetkilileri aracılığıyla taraftarlarına bildiriler yayınlıyor. Birçok bilginin güvenilirliğinin meçhul olduğu da doğru. Ancak ne olursa olsun, bilebildiklerimiz İran’da ciddi anlamda bir isyan başladığını söylememize yetiyor. Bankalar yakılıyor, üniversitelerde toplu istifalar yaşanıyor (İran’ın en önemli üniversitelerinden Şerif Üniversitesi’nden 140’ı aşkın öğretim görevlisi istifa etti), devlet televizyonu önünde yoğun katılımlı, sessiz bir protesto gösterisi gerçekleşiyor; genel grev çağrıları yapılıyor.
Ahmedinecad şüpheli zaferini duyurur duyurmaz onu kutlayan Hamaney bile geri adım atıp, “Seçimlere hile karıştığı söyleniyorsa incelenmesi gerekir” diyor. Yıllarca ev hapsinde olan Ayetullah Montezari açıklama yaparak seçim sonuçlarına inanmanın imkansız olduğunu söylüyor. Kum’dan itiraz sesleri duyuluyor.
Dolayısıyla iki gün önce BirGün’de yayınlanan Selami İnce’nin “İslam devriminin has çocuğu “reform” yapmaya kalkışınca …” başlıklı yazısındaki başlığın üç noktasını “devrim ateşini yakıverdi” diye tamamlamak işten bile değil. Dünyanın birçok yerinde destek gösterileri düzenlenirken, bizdeki bu karamsarlık, memnuniyetsizlik neden?
Musavi’nin kim olduğu sorusu aslında bugün hiçbir önem taşımıyor. Çünkü sokaklar öfkeli, coşkulu, kararlı kalabalıklarla dolu. Ama kısaca şunu söylemekte de yarar var, Musavi İran’da savaş dönemini oldukça iyi yönetmiş, halkı en zor yıllarda bile aç bırakmayan, ekonomiden anlayan, dürüst bir siyasetçi olarak tanınıyor. Ve bugünün liderlerinden bahsedeceksek eğer, Musavi’nin yanı sıra eşi Zehra Rahnavand’den de bahsetmemiz gerekiyor. Biz onu seçim çalışmalarında eşini yalnız bırakmayan fedakar eş olarak tanısak da Rahnavand aslında mitinglerde en az Musavi kadar destekçisi olan, yalnız İran’da değil birçok ülkede eşi benzeri görülmemiş bir biçimde siyaset sahnesinde coşkun kalabalıklara seçim konuşmaları yapan güçlü bir kadın. Rektör, yazar, insan hakları aktivisti, heykeltıraş. Ama bugün bizim için asıl önemli olan ne Musavi, ne Rahnavand ne de diğerleri.
Selami İnce’nin yazısı’nı okuyunca “Devrimi kim yapar?” sorusunu sormadan edemiyor insan. Bu sorunun cevabı ne Hatemi’dir ne de Musavi; sokaklara çıkan iki milyona yakın insandır. “Öldüreceğim, öldüreceğim, kardeşimi öldüreni!” diye babalarının, annelerinin, teyzelerinin, amcalarının otuz yıl önce bağırdıkları gibi sokaklarda bağıranlardır. Yani tepedekiler değil, adları ve dolayısıyla geçmişleri bilinmeyen aşağıdakilerdir. Seçimleri Musavi kazansaydı büyük bir değişimden bahsetmek mümkün olmayabilirdi. Ama olabilirdi de. Ancak şimdi ümitvar olmanın sırasıdır, zira sistemin çatırdadığı yerde duruyoruz. Tam da bu nedenle “darbe oluyor” diyordu İran’dakiler Ahmedinecad seçim galibiyetini duyurunca. Darbeyi yapan Ahmedinecad kampındaki ulema-dışı köktenciler; devrim muhafızları, istihbaratçılar; yani rejimin “dünyevi” güçleri. Ve tabii ulema da bundan rahatsız.
Şimdi biz ulema rahatsızsa biz rahat olmalıyız diye düşünebiliriz; hani batı Musavi’yi destekliyor diye bizim karşı çıkmamız gerekiyor diye düşündüğümüz gibi. Ya da geceleri damlarına çıkıp Allahü-Ekber diye bağıran binleri bizim meydanlarda Tekbir getirenlerle kıyaslayabiliriz.
Ama işin aslı öyle değil. Zira şimdi İran’da dama çıkma vakti ve İslam Cumhuriyeti’nde düzeni protesto etmenin en akıllıca yolu Allahu-Ekber diye bağırmak. Olayların yalnızca Tahran’la sınırlı kalmadığını, Tebriz, İsfahan ve Şiraz’da da benzer nitelikte gösteriler olduğu düşünüldüğünde önümüzdeki günlerde farklı seslerin çıkması da kuvvetle muhtemel.
Boğaziçi Ünüversitesi Öğretim görevlisi