MARAL JEFROUDİ*
Hamaney Cuma Namazı hutbesinde olayları “dış mihraklara” havale etti. “Eski dostlarım” diye hitap ettiği reformculara yasalara uymalarını ve seçim sonuçlarını kabul etmeleri çağrısında bulundu. Rekabetin bittiğini, seçimlerin yapıldığını, tüm oy verenlerin sevap işlediğini ve rejime bağlı olduğunu belirtti. Kollarında siyah bantlarla namaza katılmaları beklenen Musavi ve destekleyicileri ise namaza katılmayarak yeni bir gösteri çağrısında bulundular. İran’da coşku ve hareketlilik devam ediyor. Bu hareketin nasıl bir sonuç getireceği de önümüzdeki günlerde yaşanacaklara bağlı. Olayları sokak zorbalığı olarak niteleyen ve çıkabilecek çatışmaların sorumluluğunu reformculara yükleyen Hamaney’e rağmen ise Ahmedinecad’ı kutlamak için henüz çok erken.
Durum gösteriyor ki, Robert Fisk’in dün Independent’ta yazdığı gibi, seçimlerin ertesinde Rusya’ya giden ve bir daha ortalıkta görünmeyen Ahmedinecad’ın “cumhurbaşkanı” sıfatı gittikçe sorgulanır hale geldi. Dolayısıyla Ahmedinecad’ın zaferini anlamaya çalışmanın ve Ahmedinecad’lı bir İran’ın dış politikasının ne olacağını düşünmenin vakti henüz gelmedi. Seçim sonuçlarına duyulan öfkenin ve haklı şüphenin sebeplerini hatırlamakta fayda var:
1) Ahmedinecad ilk turda 40 milyon oyun 24,5 milyonunu almış gibi görünüyor. Oysa henüz potansiyel bir kurtarıcıyken aldığı oy 5,5 milyondu. Görevde olduğu, enflasyonun ikiye katlandığı, işsizliğin en önemli sorunlardan biri haline geldiği yılların ona oy olarak döndüğünü söylemek pek makul görünmüyor. Seçim öncesindeki münazaralarda “enkaz devraldığını” söylese de İran’ın iktisadi durumunda onun yönetimi altında bir gelişme olmadığı aşikâr. 2005 seçimlerinde ilk turda aldığı 5,5 milyon oyu, ikinci turda tüm muhafazakar kesimin desteğini de yanına alarak 17 milyona çıkaran Ahmedinecad’ın yüzde 80’i geçen bir katılımın gerçekleştiği bir seçimde 24,5 milyon oy alması pek muhtemel görünmüyor (Önceki seçimlerde Nobel Ödüllü Şirin Ebadi dahil geniş bir grup muhalif seçimleri boykot etmişti).
2) Geleneksel olarak kendi kentlerinden en fazla oyla çıkan adaylar bu seçimde hemşerilerinin azizliğine uğramış gibi görünüyor. Örneğin Mohsen Rezai’nin doğduğu Huzestan eyaletinin Lali köyünde 900 oyun 830’unu ve Musevi’nin memleketi Doğu Azerbaycan, Şebester’de 7 bin oyun 5000’ini Ahmedinecad alıyor; Karrubi’nin memleketi Lorestan’da Ahmedinecad 40 bin oy alırken, Karrubi 14 binde, Musevi 9 binde kalıyor.
3) Ahmedinecad’ın %62,6 olarak daha Cuma gecesi duyurulan oy oranı, oylar sayılmaya devam ettikçe bir değişiklik göstermedi.
4) Seçim sonrasında sokaklarda kullanılmış çok sayıda oy pusulasına rastlandı.
Yukarıda saydığımız sebepler oylamanın hemen ardından dış basında yazıldı çizildi; ancak seçim sonuçlarını “veri” olarak alma ısrarı sürdükçe, seçimlerin neden şüpheli görüldüğünü hatırlamak gerekli bir hal alıyor.
SessİzlİĞİn Gücü
Perşembe günü yapılan Yas yürüyüşünde sessiz kalabalıklar ellerindeki kağıtlara yazdıkları sözlerle duyurdular seslerini. Bu kağıtların birinde “Sessizliğim İkrardan Değil” yazıyordu. Musevi’nin çağrısıyla siyahlar giyinerek sokağa çıkan kalabalıklar Pazartesi günü yapılan milyonluk yürüyüşte öldürülenlerin Yas’ı için sokaktaydı. Ortak bir devrim hafızası varsa eğer İran’da, bunu besleyen en güçlü momentlerden biri Yas yürüyüşleridir. Bu yürüyüş ölenlerin “üçü” içindi; bunun “yedisi” ve “kırkı” da var. 1979’da bu gösterilerin “yedisinde” ve “kırkında” katlanarak büyüdüğünü biliyoruz. Kalabalıkların düzenli olduğu söylenemese de gösterilerin bir biçim almaya başladığını görüyoruz. Yeşilin hakimiyeti, zafer işaretleri ve sessizlik.
Bu sessizlik basınımızda Musavi’nin göstericileri sükûnete çağırması olarak yorumlandı. Musavi’nin taraftarlarının Ahmedinejad’ın taraftarlarıyla sokak çatışmasına girmemeye çalıştıkları doğru. Ancak sessizlik yalnızca defansif bir taktik değil göstericiler için. Etkili bir gösteri, harekete coşkulu gençlerin dışındakileri de katabilmenin bir yolu aynı zamanda. Zira “kim bu sokaklara çıkanlar” sorusu bugünlerde oldukça sorulur oldu. Perşembe yapılan gösteriler bir kez daha gösterdi ki yalnızca öfkeli bir kalabalıktan, ya da ABD muhiplerinden bahsetmiyoruz. Sokaklara çıkanlar arasında rejimin önemli dayanaklarından İran-Irak savaşının şehit yakınlarını da görmek mümkün. Guardian Tahran ve Tebriz’de çarşının kepenklerini indirdiğini, kimi dükkân sahiplerinin camlarına siyah bezler astığını yazıyor.
Musevi ne diyor?
Perşembe günkü gösteriye katılan Musavi internete düşen konuşmasında ulusun haklarını savunmak için, İran’ın onurunu, gururunu ve geleceğini geri almak için, yoksulu, muhtacı ve aç olanı temsil etmek için geldiğini söylüyor. %25’e varan enflasyonun cehalet, yoksulluk ve hırsızlık anlamına geldiğini belirtiyor. “Halkımın serveti nerede?” diye soruyor ve bir sonraki hükümetin halk tarafından seçileceğini vurguluyor. İran halkının uluslararası arenada itibarını geri alması vurgusu Musavi’nin kampanyasının da en önemli parçasıydı. Ahmedinecad’la yaptığı tv münazarasında Musavi, Ahmedinecad’ı özellikle Holokost nedeniyle eleştirmiş, bunun İran’ın uluslararası itibarını zedelediğini ve yalnızca İsrail’in işine yaradığını söylemişti. Facebook’taki sayfasından Farsça yayınlanan “Altı strateji” başlıklı metinde Musevi halkın düşmanlarının korku siyasetine karşı taraftarlarını yüz-yüze görüşmelere yönlendiriyor; gerekirse bugünlerde uyunmayacağını, her anın önemli olduğunu belirtiyor. “Bağımsızlığı Özgürlük ve İslam Cumhuriyeti’yle beraber istiyoruz” diyen eski başbakan, yeni başkan adayı uluslararası güçlerin müdahalelerine ve içteki baskıya geçit vermeyeceğini vurguladı. Metindeki en önemli noktalarsa Ulema’ya ve Ordu’ya verilen mesaj. Muhalif ulemanın desteğini almanın önemli olduğunu vurgulayan Musavi, “Ordu ve emniyet güçleri halkın çocuklarıdır” diyor.
Önümüzdeki günlerdeki gelişmelerin seyrini gösterilerin sürekliliği ve emniyet güçleriyle ordunun bu gösterilere karşı takındıkları tavır belirleyecek. Yas’ın yedisini ve kırkını beklemekte fayda var. Dolayıyla Hamaney’i belirttiğinin aksine seçim sonuçlarını rejimin tasdiki saymanın zamanı değil.
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi