ALMAN SERMAYESİNİN KAZANIMLARI, ALMANYA VE ÇEVRE ÜLKE İŞÇİLERİNİN KAYIPLARI
1- Parasal birlik sıkı maliye politikaları dayatmış, parasal bağımsızlığı kaldırmış ve ekonomik düzenlemelerin işgücü piyasası aracılığıyla yapılmasını zorunlu kılmıştır. İşçiler, sermayeye kıyasla hâsıladan aldıkları payı kaybetmiştir.
2- Alman ekonomisi düşük büyüme, düşük verimlilik artışı ve yüksek işsizlikle şekillenen kötü bir performans göstermiştir. Ancak Almanya enflasyon oranları gibi nominal işçi ücretlerini de düşük tutabilmiştir. Çevre ülkeler ekonomik olarak daha iyi bir performans göstermiş, ancak enflasyon ve emeğin maliyeti bu ülkelerde daha hızlı artmıştır.
3- Almanya’nın Avro Bölgesi’nde rekabet gücü kazanmasının yegâne nedeni çalışanlarını baskılayabilmesidir. Bu durum, kaçınılmaz olarak da çevre ülkelere karşı sürekli bir cari fazla vermesine neden olmuş, bu fazla ise Avro Bölgesi’ne doğrudan yabancı sermaye ve banka kredisi olarak geri dönmüştür.
FİNANS KRİZİ YARATIR VE SONRA KRİZİ FIRSATA ÇEVİRİR
1- Avrupa bankaları 2007’den sonra giderek büyüyen likidite ihtiyacı ile karşılaştı. Bankalar aynı zamanda 2007-2008 krizine yol açan spekülatif balonun etkileri ile de uğraşmak zorunda kaldı. Avrupa Merkez Bankası, bankaların bilançolarını düzeltmesi için olağanüstü boyutta likidite sağladı. Fakat bankaların bilançolarını düzeltmeleri kredilerini azaltmalarıyla mümkün olduğundan, durgunluk ağırlaştı. 2009 itibariyle Avro Bölgesi’ne verilen banka kredileri azaldı ve bankalar uzun vadeli menkul kıymetler satın almakta sıkıntıya düştü.
2- Fakat 2007-2008 döneminde Avro Bölgesi’nin merkez ülkeleri (Almanya, Hollanda, Fransa ve Belçika) çevre ülkelere (İtalya, İspanya, İrlanda, Yunanistan ve Portekiz) kredi vermeye devam etti. 2008’de merkezin çevreden uluslararası brüt alacaklarının tutarı 1.5 trilyon avroya ulaştı ki bu rakam merkez ülke bankalarının sermayelerinin yaklaşık üç katına karşılık geliyordu.
3- 2009’da, kriz nedeniyle çevre ve merkez devletlerin finansal piyasalardan ekstra fon talebi ihtiyacı yaklaşık 1 trilyon avro düzeyindeydi. Resesyon derinleştiği için kamu gelirleri düşerken, finansal sektörü kurtarmak ve talebi korumak amacıyla kamu harcamaları yükseldi.
4- Bu bağlamda devletler, uluslararası finansal piyasalarca ‘en kötü zamanda’ finanse edildi. Bankaların kredi vermedeki isteksizlikleriyle, uluslararası sermayenin kamu borçlarını finanse etmekten sağladığı getiri yükseldi. Finansal sermaye, çevre ülkelerin kamu borçları üzerinden spekülatif ataklara yöneldi. Avrupa Merkez Bankası ise buna seyirci kaldı. Kısacası, Avrupa finans sektörü kurtarıldı, fakat sadece sonuçta dönüp kendini kurtarana saldırmak için kurtarıldı.
ALTERNATİFLER
Çevre ülkeler için üç stratejik alternatif bulunmaktadır.
1- İlki daha fazla liberalleşme eşliğinde kemer sıkma politikası. Avro Bölgesi’nin ve çevre ülke iktidarlarının tercih ettikleri bu seçenek en kötü alternatif. İstikrarın daralma yoluyla sağlanacağı bu seçenek, çalışanların üzerine çok büyük bir maliyet yükleyecektir. Ayrıca verimlilik artışının, liberalleşmenin ardından kendiliğinden geleceği beklendiği için de bu seçenek sürdürülebilir bir büyümenin sağlanabilmesinde çok az umut vaat etmektedir. Asıl önemlisi bu alternatif Avro Bölgesi’nin özündeki yapısal çarpıklığı ele almamaktadır.
2- İkinci alternatif Avro Bölgesi’nin radikal reform yapılması. Bu alternatif üye ülkeler için daha fazla mali özgürlük, Avrupa bütçesinde önemli bir artış, zengin ülkelerden fakir olanlara mali transfer, istihdamın korunması, ücretlerin desteklenmesi ve sürdürülebilir sektörlerde Avrupa Birliği genelinde yatırım yapılmasını gerektirecektir. Bu seçenek ‘iyi avro’ olarak adlandırılabilir. Siyasi sorunları bir yana, devalüasyon nedeniyle bu stratejinin uluslararası rezerv para birimi olarak avronun rolüne tehdit oluşturması muhtemeldir. Bu nedenle bu alternatif parasal birliğin kendisi için de bir tehdittir.
3- Üçüncü alternatif ise Avro Bölgesi’nden radikal çıkış. Bu seçenekte ödemelerin durdurulmasını ve borç yapılandırılmasını takiben devalüasyon olacaktır. Bu yol izlendiğinde bankaların kamulaştırılması ve kamu hizmetleri, ulaşım, enerji, telekomünikasyon üzerinde kamu kontrolünün artırılması gerekecektir. Ayrıca verimlilik artışını teşvik etmek üzere bir sanayi politikası uygulanmalıdır. Bu çerçevede yapılacak altyapı yatırımları ve çevreye duyarlı yatırımlar adil büyümeyi destekleyebilir. Bu seçenek siyasi güç dengesinde emekten yana belirleyici bir dönüşümü gerektirmektedir. Otarşi (ulusal düzeyde kendi kendine yeterli olma) eğilimini önlemek için çevre ülkelerin uluslararası ticaret, teknoloji ve yatırıma erişimlerini korumaları gerekmektedir.
AVRO BÖLGESİ’NDE
KRİZ:
Çeviri:
Yrd. Doç. Dr.
Nuray Ergüneş
Istanbul Univeristesi SBF.
nurayergunes@gmail.com
Elif Karaçimen
SOAS Londra Üniversitesi
Doktora öğrencisi
elifkaracimen@gmail.com
Raporun tamamına www.researchonmoneyandfinance.org adresinden ulaşılabilir.
=