Açlık grevi
AYÇA SÖYLEMEZ AYÇA SÖYLEMEZ

Kolay değil. Polis saldırısıyla, gözaltıyla falan karşılaştırılacak gibi de değil. Saatler günlere, günler haftalara devrilirken, aynı dirayetle durmak hiç kolay değil. ‘İlk çare’ değil. Açlık grevi, kimsenin kendini öldürmek amacıyla yaptığı bir şey de değil.

İşlerini geri isteyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık grevinin 69., oğlunun cenazesini isteyen Kemal Gün 81. gününde, malumunuz. Talepler temel insan haklarına dair olmasının yanı sıra kolayca karşılanabilir durumda.
Tüm ömürleri solculukla geçmişken “FETÖ bağlantılı olabilir, olmayabilir de, tam bilemiyoruz” denerek görevlerinden alınan iki eğitimciden, Nuriye’nin durumunu, geçen yıl Eylül ayında BirGün’e yazmıştım:

‘Nuriye Gülmen, bir akademisyen. Eğitim Sen’li, solcu. Bir yıl kadar önce Gezi Direnişi, 8 Mart, 1 Mayıs eylemlerine katıldı diye gözaltına alındı, hakkında davalar açıldı, görevinden atıldı. Mahkeme kararıyla görevine dönmeye hak kazanmıştı ancak bu kez de karşısına OHAL ve KHK çıktı. KHK’nin hükmü, her türlü hukuktan olduğu gibi mahkeme kararından üstün olduğundan, Nuriye Gülmen daha göreve başlayamadan görevden uzaklaştırıldı. Niye? ‘FETÖ / PDY veya diğer terör örgütleriyle bağlantılı olma şüphesi veya ...’ Cemaat’le ya da herhangi bir İslamcı yapılanmayla bağı olduğuna dair ne gibi bir delil gösterilmiş? Hiç. Özetle, üniversitenin solcu olduğu için işten attığı akademisyeni mahkeme göreve uygun buldu. OHAL ise ‘FETÖ olabilir’ diyerek tekrar açığa aldı.’

Yani hukuk işe yaramadı.

Kemal Gün’ün cenazesinin verilmeme nedeni ise bürokratik formaliteler ve kadim devlet nefretinin bileşimi. Devletin ailelere cenaze vermemesi eskiye dayanır, tüm uluslararası ve ulusal kanunlarca tanınan gömme hakkı, uygulamada kaybolur. Buna alışkınız ama bu durumda bir de işin içine kanunen aşılabilecek engeller de girdi.

Nasıl mı? Kemal Gün’ün oğlu Murat Gün, 7 Kasım 2016’da Dersim, Hozat’ın Çat bölgesine yapılan hava bombardımanında bulunduğu sığınakta öldürüldü. Bombalanan sığınak yandı ve çöktü, bütünlüğü kısmen korunmuş cenazeler, Malatya Adli Tıp Kurumu’ndaki otopsinin ardından Malatya Kimsesizler Mezarlığına gömüldü.

Kemal Gün olayı duyunca savcılığa başvurdu, DNA örneği verdi. Ama oğlunun cenazesi, kimsesizler mezarlığına gömülen cenazeler içinde değildi. Avukatları aracılığıyla sığınakta kazı yapılması için başvurdu, kazı yapıldı. Kazıya katılan Kemal Gün, oğlunun kemiklerinin de içinde olduğu kemikleri tek tek topladı, jandarmaya teslim etti. O gün yapılan olay yeri incelemesinde, 165 insan kemiği parçası bulundu. Kemikler Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.

Adli Tıp Kurumu ise rapora, bombalama kaynaklı aşırı ısıdan dolayı kemiklerde DNA eşleşmesi yapılamadığını yazdı. Savcılık da Kemal Gün’e, ‘DNA eşleşmesi olmadığından, kemikleri teslim edemem’ dedi. Kemal Gün ise ‘Onların hepsi bizim çocuklarımız, o kemikleri verin, ben hepsine bir mezar yeri yapayım” dedi. Olmadı.

Tüm yasal başvurularını yaptı, hukuk yine işe yaramadı.

Kemal Gün 70 yaşında. Sadece oğlunun kendi elleriyle topraktan kazıp çıkardığı kemiklerini istiyor, gömecek. Nuriye ve Semih sadece işini istiyor, çalışmak, öğrencileriyle bir arada olmak istiyorlar. Biri aile olarak, diğerleri eğitimci olarak en temel hakları için direniyor, üçünün de sağlığı bozuldu.

Açlık grevi zor, seslerine ses olmak kolay.