Altan Öymen'den Erdoğan'a: Atın üzerindeki adam iftihar edilecek durumda değil
20.04.2017 15:57 GÜNCEL

Eski CHP Genel Başkanı ve gazeteci Altan Öymen, tartışmalı referandum sonuçlarıyla ilgili olarak "Atı alan Üsküdar'ı geçti" diyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı eleştirdi. Öymen, "Herhalde manasını bilmiyor, atın üzerindeki adam iftihar edilecek durumda değil" dedi.

Altan Öymen'in Yurt gazetesinden Ülkü Çoban'a verdiği söyleşi şöyle:

16 Nisan referandumunu birçok soru işaretiyle geride bıraktık. Ortaya çıkan sonuçlar birbirine çok yakın, diğer yandan seçimlerde şaibe olduğu iddiası da önemli. YSK tarafından mührü bulunmayan pusulaların geçerli sayılmasına karar verildi. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

YSK neden mühürlü zarf ve pusula kullanır? O mühür gerekliyse, neden mühürsüzler geçerli sayılıyor?

Türkiye'de demokratik hayatın başlaması sırasında en fazla tartışılan konu, seçim güvenliğiydi. 1950 seçimine giderken CHP ve DP'nin temsilcileri bir komisyon kurdular. Hukukçular da katıldı, sonra Adanan Menderes ve Nihat Erim, üzerinde çalıştılar. Kanun teklifi hazırlanıp meclise geldi.

Meclis Genel Kurulu'nda iki partinin de katılımıyla kabul edildi, oy birliğiyle meclisten çıktı. O zamandan beri seçimlerin temel hükümleri, seçim güvenliği ve güvencesi bu esaslar içinde oluşur. Zaman içerisinde bazen geri gidişler olsa da, söz konusu kanunlar geliştirilmiştir.

Oy çalma ya da oyları tahrif etme gibi bazı hadiseler, kanundaki önlemlere rağmen, bazı seçimlerde yaşandı. Ama bunların tekrar etmemesi için önlemler de alındı. Zarfların, pusulaların mühürlenmesi usulleri, edinilen tecrübelerin ışığında oluştu ve yerleşti.

Uzun zamandan beri artık, bazı seçimlerde yerel bazdaki usulsüzlükler saptansa bile, bunlar seçimlerin veya referandumların genel sonuçlarını değiştirebilecek ölçülere varmadı. O usulsüzlüklere yapılan itirazlarla ilgili tartışmalar da o yüzden uzun sürmedi. Fakat bu referandumdaki bu manzara, şimdiye kadar hiç görülmedi.

İşte sonucu değiştiren dilekçenin metni

Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı'na;

16 Nisan 2017 tarihinde yapılmakta olan halkoylamasında bazı sandıklarda oy pusulalarının veya oy zarflarının ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mühürü ile mühürlemediği yoğun bir şekilde tespit etmiş bulunmaktayız. Seçmenin hiçbir kusuru olmadan bu olay gerçekleşmiştir. Seçmenin iradesinin tam bir şekilde yansıması için kurullar tarafından yapılan bir aksaklığın giderilmesi be söz konusu oy pusulalarını ve zarfları geçerli olması yönünde karar verilmesi, seçmen iradesine saygı anlamında zorunluluk arz etmektedir. Gerekli kurul kararının verilmesini saygılarımla arz ederim.

Recep Özel /Ak Parti YSK Temsilcisi"

Kaç oy mühürsüz? 1 milyon mu, 2 milyon mu?

AKP Yüksek Seçim Kurulu Temsilcisi Recep Özel tarafından verilen dilekçenin, YSK'nın mühürsüz pusulaları da geçerli saymasına sebep olduğu açıklandı. YSK'nın öne sürdüğü "Onlar mühürlemeyi unuttular diye, oy kullananlar mağdur mu olsun?" mantığını nasıl buluyorsunuz?

Olur mu öyle şey? Asıl tehlikeli olan, vatandaşın iradesinin tam tersine bir sonuca yol açacak şekilde sayım yapılabilmesine imkân verilmesidir. Oy kullanan insanların “mağdur” olması, asıl o durumda söz konusudur.

Mühürsüz kullanılan oyların sayılmasıyla, vatandaşın iradesine uygun bir sonuç mu alınıyor? Kim o zarfların içinden çıkan evet oylarının sahte olmadığından emin olabilir? Bu korkunç bir şey. Ben bunca senede böyle bir durum görmedim.

Bütün seçimleri bir gazeteci ve politikacı olarak yaşadım ve böyle bir skandalla karşılaşmadım.

İktidar partisinden birinin alakasız ve hukuki tarafı olmayan bir pusulası üzerine, başka da bir tahkikat yapmadan, YSK böyle bir karar alacak... Hem de seçim gününde... Görülmüş şey değil.

O zaman bunun, “Evvelden hazırlanmış ve uygulamaya konulmuş bir komplo” olduğu şüpheleri ortaya çıkıyor. Bu çok daha vahim bir durum. Böyle olup olmadığını anlamak da mümkün değil. O zaman bu referandumun sonucunu iptal etmekten başka çare görülmüyor.

Kaç oya öyle bir muamele yapıldığı nereden bilinecek? 500 bin mi, 1 milyon mu? 2 milyon mu? Bu nasıl tespit edilecek?

AGİT’ten çık o zaman, ayrıl ve tek başına kal!

AGİT (Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı), raporunda mühürsüz pusulalarla ilgili, hileye karşı alınan tedbirleri boşa çıkarıldığı ve bunun kanuna aykırı olduğu yorumunu yapıyor. Ayrıca idari kaynakların evet propagandası için usulsüz kullanıldığı ifade ediliyor.

Türkiye'nin uluslararası standartlardan uzak bir referandum yaşadığını belirtiyorlar. Erdoğan cevaben "Bu ülke tarihindeki en demokratik seçimler yapıldı. Siz o raporları külahımıza anlatın, eşeğinizi Niğde'ye sürün" diyor. AGİT raporu ile ilgili sizin yorumunuz nedir?

AGİT'in seçim sırasında yanlışlıklar, sahtecilikler yapılıp yapılmadığını kontrol etmek üzere kurduğu bir heyette ben de Türkiye’nin parlamentosunun bir temsilcisi olarak görev yaptım. Bosna Hersek’teki seçimlerin gözlemcisiydim. Şunları unutmamak gerekir:

Bir kere AGİT Türkiye'nin de dahil olduğu bir uluslararası örgüttür. Demokratik bir seçimin, uygun bir şekilde yürütülüp yürütülmediğini kontrol edebilir. Ona böyle bir şekilde hücum edilmesi,Türkiye'nin kurucu üyelerinden olduğu bir kurumla polemiğe girmesi demektir. Sen o rapora "Hayır yanlış, bu iddialar yersizdir, haksızdır" diyebilirsin.

Ama bu, "Külahıma anlat" gibi laflarla olmaz. Diplomatik nezaketi çoktan elden bıraktık ama bu gibi söylemlerin geçerliliği de olmaz. AGİT'ten çık o zaman, böyle örgütlere de girme. Ayrıl, tek başına kal. Şimdi üye olarak ne söyleyeceksen, AGİT’in içindeki mekanizmalarda söz hakkın var. Gider konuşursun.

Örgütün uygulamalarını eleştirirsin. Ne söyleyeceksen söylersin. Bunu yapmıyorsun. AGİT’le hiç ilginin olmadığı bir kurulmuş gibi kavga ediyorsun. Hem de “külahıma anlat” gibi “eşeğini sür” gibi sözler söylüyorsun. Bu davranış hem tuhaf, hem de bir işe yaramaz.