Altın Palmiye’yi kim alır?
ALKAN AVCIOĞLU ALKAN AVCIOĞLU
Sinemanın kalbi Cannes’da atıyor. 68. Cannes Film Festivali’nde ödüller bu pazar sahiplerini bulacak. Yarışma filmlerini eleştirmenlerin nasıl bulduğuna kısaca bir göz atalım

Cannes Film Festivali son yılların en heyecan verici yarışmalarından birine sahne oluyor. Filmlerin yarısından fazlası gösterildi. Sonlara doğru gelinirken Altın Palmiye’yi hangi filmin alabileceğine dair beklentiler de yavaştan şekillenmeye başladı. Todd Haynes’in son filmi Carol eleştirmenlerin gönlünde taht kurarken, Macar yönetmen László Nemes’in Son of Saul’u en fazla ses getiren filmlerden biriydi. Bu yazının yazıldığı tarihte henüz gösterilmeyen Hou Hsiao-hsien’in filmi The Assassin ise Altın Palmiye için en güçlü adayların başını çekiyor.

Festival, hem izleyicileri hem eleştirmenleri memnun eden Mad Max: Fury Road ile açıldı. Altın Palmiye için yarışan filmler ise geçen yıllara göre oldukça tatmin edici bir düzeydeydi. Japon yönetmen Hirokazu Koreeda’nın Our Little Sister’ı beğenilen filmlerdendi. Bu filmi seneye Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adayları arasında görmemiz muhtemel. Matteo Garrone’nin ‘Tale of Tales’i görsel anlamda dikkat çekse de eleştirmenleri tam anlamıyla tatmin etmedi. Dogtooth, Alps gibi filmleriyle sinemaseverlerin gönlünde taht kuran Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un İngilizce filmi The Lobster festivalin ilk dikkat çekenlerindendi. Önceki filmleri kadar güçlü bulunmasa da The Lobster özellikle Cannes Film Festivali’nin jürisi göz önüne alındığında, ödül şansı olabilecek filmlerden. Yarışmanın ciddi anlamda ilk ses getiren filmi ise Son of Saul oldu.

Cannes’da ana yarışmaya bir ilk filmin seçilmesi çok nadir bir olaydır; usta yönetmen Bela Tarr’ın asistanlığını yapmış olan László Nemes’in ilk filmi yarışmaya seçildiğinde hemen hemen herkesin beklentisi iyi bir film olacağı yönündeydi. Ancak sanırım hiç kimse bu kadarına hazırlıklı değildi: Film gösterildikten kısa bir süre sonra eleştirmenler tarafından sinema tarihinde soykırım üzerine çekilmiş en önemli filmlerden biri olarak nitelenmeye başlandı. İzleyicisine cehennemi adeta yaşatan türden bir deneyim olarak değerlendirilen film kulaktan kulağa yayılmaya başladı. Daha önce Cannes’da jüri başkanlığı yapmış olan Nanni Morretti’nin filmi Mia Madre de beğenilen filmler arasındaydı. Ancak Oğul Odası ile Altın Palmiye kazanmış yönetmenin filmi bazı eleştirmenler tarafından vasat bulundu ve filmin ödül şansı çok yüksek olarak değerlendirilmedi.

Gus Van Sant’ın son filmi Sea of Trees ise şimdiden yarışmanın en kötü filmi olarak nam saldı. Altın Palmiyeli yönetmenin yeni filmi, neredeyse haksız derecede ve gereğinden fazla acımasız eleştirilere maruz kaldı. Filmin üzerine yapışan “kötü film” damgası kolay kolay çıkmayacak türden. Bu filmden sonra gösterilen ve bir önceki filmiyle Cannes’dan Jüri Özel Ödülü ile dönen yükselişteki Fransız yönetmen Maiwenn’in filmi Mon Roi da eleştirmenlerin gazabına uğradı. İzleyicilerin beğenisini kazanmakta zorlanmasa da, eleştirmenleri memnun edemeyen filmin hala küçük dallarda bir ödül şansı var olarak değerlendiriliyor. Todd Haynes’in son filmi Carol ise gösterildikten sonra yarışmanın eleştirel anlamdaki favorisi haline geldi. Bu film gösterilene kadar The Lobster, Son of Saul üzerinden konuşulan yarışmada Carol her kulvarda ön plana geçti. Neredeyse tüm eleştirmenler tarafından başyapıt olarak nitelenen Carol, Cate Blanchett ve Rooney Mara’nın oyunculuk performanslarıyla da çok konuşuluyor. Bir önceki filmiyle Oscar ödülü kazanan Paolo Sorrentino’nun filmi Youth ise zaman zaman mest etse de yönetmenin önceki filmleri kadar güçlü bulunmadı. Stéphane Brizé’nin The Measure of a Man’i beğenilenler arasındaydı ve başrolündeki Vincent London’a ödül kazandırması oldukça yüksek bir ihtimal.

SÜRPRİZ KARAR ÇIKABİLİR
Son yıllarda yükselişte olan iki yönetmen Joachim Trier ve Dennis Villeneuve’nin filmleri Louder Than Bombs ve Sicario ise eleştirmenleri bölen filmlerden oldu. Her iki yönetmenin de potansiyellerini tam olarak kullanamadıkları aşikâr. Beklentiyi karşılayamasalar da, her iki yönetmene de önümüzdeki yıllarda dikkat etmekte fayda var. Bazı hayranlar edinse de, Valerie Donzelli’nin filmi de eleştirmenlerin gazabına uğrayan filmlerden oldu ve yarışmanın en beğenilmeyen filmlerinden biri olarak Sea of Trees’in yanına yerleşti. Bu üç film ana yarışmaya seçilmişken, bir önceki filmiyle Altın Palmiye kazanan, günümüzün tartışmasız en önemli yönetmenlerinden biri olan Apichatpong Weerasethakul’un son filminin neden Belirli Bir Bakış bölümünde yer aldığını sorgulamamak mümkün değil. Günümüzün yaşayan en iyi yönetmenlerinden bir başkası olan Jia Zhangke’nin yarışmadaki filmi ise eski başyapıtları seviyesinde bulunmadı. Ancak Pazar günü bir ödül alması kuvvetle muhtemel.

Yarışmanın son günlerine doğru girerken gösterilecek filmler arasında iki ağır top bulunduğunu belirtmekte fayda var. Jacques Audiard’ın filmi Deephan ve Hou Hsiao-hsien’in The Assassin’i. Hou Hsiao-hsien’in ne kadar iyi bir yönetmen olduğu su götürmez bir gerçek. Dolayısıyla yarışmanın bu film, eleştirmenlerin tartışmasız favorisi Carol ve sinema tarihinde özel bir yere sahip olacak Son of Saul arasında geçeceğini söyleyebiliriz. Ancak bu seneki jürinin oldukça sürpriz kararlara imza atma potansiyeli olduğunu belirtmekte fayda var.