BES’e ‘Hayır’ yüzde 63
Atilla Özsever Atilla Özsever
Mart sonu itibariyle zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi’ndeki (BES) cayma oranı yüzde 63’ü buldu. İlk aşamada otomatik olarak sisteme dahil edilen 1 milyon 800 bin çalışanın 1 milyon 131 bini, iki ay içinde sistemden çıktı

Yılbaşından bu yana ilk üç ay içinde zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi’nde (BES) cayma hakkını kullananlar, yani BES’e “Hayır” diyenler yüzde 63’e yükseldi. Hazine Müsteşarlığı bünyesinde kurulu Emeklilik Gözetim Merkezi’nin 31 Mart 2017 tarihli verilerine göre, 1 milyon 800 bin çalışanın sadece 669 bin 126’sı sistemde kaldı. 1 milyon 130 bin 874 çalışan ise cayma hakkını kullanarak sistemden çıktı.

1 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren BES’e ilk aşamada 1.000 kişi üzerinde çalışanı bulunan özel sektör çalışanlarından 45 yaşın altında olan 1 milyon 800 bin kişi zorunlu (otomatik) olarak dahil edildi. BES ile ilgili yasaya göre çalışanların iki ay içinde sistemden çıkma, yani cayma hakları var.

Memurlar 2’nci turda
1 Nisan’dan itibaren de 2.5 milyon memur ile 1.5 milyon özel sektör çalışanı sisteme dahil edilecek. Memurlar, 15 Nisan tarihi itibariyle sisteme zorunlu olarak giriş yapacak. 250 ile 1.000 çalışanı bulunan özel sektör işyerlerindeki çalışanlar da sisteme girişe başladı.

BES’e zorunlu olarak dahil edilen çalışanın brüt ücretinden yüzde 3’lük bir kesinti yapılıyor. Aslında cayma hakkı tanınan kişinin daha baştan itibaren sisteme girmeme hakkına sahip olması gerekir. Mülkiyet hakkını savunan burjuva hukuk sistemine göre; kişinin parasal kazancından bir kesinti yapılmadan böyle bir sözleşmeyi sonlandırma hakkına sahip olmasının son derece doğal olması icap eder.

BES uygulamasına göre, çalışanın bireysel emeklilik şirketini seçme hakkı yok. Çalışanın işvereni bir şirketle anlaşıyor ve şirket çalışana bildirimde bulunup parasını kesiyor. Çalışan bu uygulamadan sonra iki ay içinde sistemden çıkma, yani cayma hakkını kullanabiliyor.

Şirket, BES kesintisini varsa getirisini çalışanın hesabına 10 gün içinde yatırıyor. Yani işverenin bu parayı 10 gün kullanma imkânı mevcut.

Vekiller kapsam dışı
BES’le ilgili yasa, 10 Ağustos 2016 tarihinde çıktı. Yönetmeliği ise 17 Aralık 2016 tarihinde yayımlandı. Yasa ile yönetmeliği karşılaştıran CHP İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın danışmanı Dr. Oğuz Topak, milletvekillerinin BES kapsamı dışına çıkarıldığını söyledi.

Oğuz Topak’ın verdiği bilgiye göre, yasada milletvekilleri de Emekli Sandığı’na tabi olanlar gibi 4/C kapsamında kabul edildiği halde, brüt ücretlerinin yüksekliği nedeniyle kesintinin fazlalığı dikkate alınmış olacak ki yönetmelikte kapsam dışına çıkarıldılar. Bu durum açıkça yasaya aykırı, yönetmelik yasayı delmiş oluyor.


Yasa, BES kesintisi ile ilgili tüm çalışanları esas aldığı halde yönetmelikte memurların kesinti miktarı daraltıldı. İşçilerin BES kesintisi için prime esas kazancı, yani çıplak ücretin yanı sıra yan ödemelerin tümü dikkate alınırken, memurların sadece çıplak maaşları üzerinden bir kesinti yapılacak. Eşitlik ilkesine aykırı bir durum söz konusu.

Yine yönetmeliğin 22’nci maddesine göre, çalışanın BES birikimleri yasada yer almamasına rağmen standart fonuna dahil edilip Varlık Fonu’nda yerli ve yabancı sermayeye kaynak olarak kullandırılabilecek.

***

Sendikacılığı hapisle susturmaya da HAYIR

bes-e-hayir-yuzde-63-271383-1.
Türk-İş’e bağlı Tüm Taşıma İşçileri Sendikası’nın (TÜMTİS) 14 yöneticisi, “Üye sayısını çoğaltmak, bu şekilde aidat gelirlerini artırmak” ve tatildeki işyerinin “iş ve çalışma hürriyetini engellemek” suçunu işledikleri gerekçesiyle 1.5 yıl ile 6.5 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı.

Yargıtay’ın da bu kararı onaması üzerine sendikanın 7 yöneticisi halen hapiste. Diğerleri de sırayla cezaevine girecek. Gerçekten akıllara durgunluk verecek bir karar. Anayasa’ya, sendikal yasalara ve ILO sözleşmelerine aykırı bir durum. Olayın gelişimi özetle şöyle:

Horoz Kargo’da işçiler TÜMTİS’e üye oldukları için işten çıkarıldılar. Bunun üzerine sendika, işe iade davası açtı. Dava, işçiler lehine sonuçlandı. Bu kez işveren TÜMTİS yöneticileri hakkında şikâyette bulundu.

2007 yılının Kasım ayında sendikal örgütlenme yapan 7 TÜMTİS Ankara Şube yöneticisi gözaltına alındı, daha sonra tutuklandı. 6.5 ay tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldılar. Dava 5 yıl sürdü ve sonuçta sendikal faaliyet, “suç örgütü” olarak tanımlandı, yöneticiler de hapis cezasına çarptırıldı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi de bu kararı onadı.

İşin ilginç yanı, sendikacılara hapis cezası veren Özel Yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hâkim heyetinin tümü, FETÖ suçlamasıyla meslekten ihraç edildi. Halen 3 hâkim, “Paralel Yapı” davasından tutuklu bulunuyor.

TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk’ün verdiği bilgiye göre, sendikanın Ankara Şube Başkanı Nurettin Kılıçdoğan, örgüt lideri olarak 6.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve halen Kırıkkale Sulakyurt Cezaevi’nde yatıyor. Diğer yöneticiler de farklı cezaevlerinde bulunuyorlar.

Sendikaya üye kazandırmanın suç olması gerçekten akılla izah edilebilecek bir durum değil. Aslında Türk Ceza Kanunu’nun 118’inci maddesi, işverenin sendikal bir faaliyeti engellemesi halinde bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırılmasını öngörüyor. Bu hüküm değil, sendikal faaliyet “çalışma hürriyetini engellemek” olarak görüldüğünden cezalandırılıyor.

TÜMTİS Başkanı Öztürk, bu kararın tüm sendikaları tehdit ettiğini, bundan böyle sendikaların işten atılan işçiyi koruyamayacaklarını, sendikaya üye yapamayacaklarını belirterek tepki gösterdi.

Kenan Öztürk, Yargıtay Başsavcılığı’na yargılanmanın yenilenmesi konusunda talepte bulunduklarını, konunun Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gitmesi halinde yüzde yüz beraat edeceklerine inandıklarını söyledi.

Başta Türk-İş olmak üzere tüm sendikaların bu olaya sahip çıkması, öncelikle kendi varlık nedenleriyle doğrudan ilgilidir. O nedenle tek adam rejiminde yargının tamamen siyasallaşmasına ve hukuksuzluklara karşı referandumda HAYIR demek bir kez daha gerekli hale geliyor…

***

Nazım’ın vefası

bes-e-hayir-yuzde-63-271386-1.
Yukarıdaki başlıktan insanın aklına önce Nazım Hikmet’in gelmesi, son derece doğal. Ancak o Nazım, Hikmet değil, Alpman’dır. Nazım Alpman’ın son kitabı “Dostlar Bizi Hatırlasın” henüz çok yeni. Aslında kitapta Nazım Hikmet de var.

Nasıl mı? Nazım Hikmet’in “En çok sevdiğim kadın” dediği eşi Piraye Hanım, tam 18 yıl Nazım Alpman’ın kapı komşusuymuş. İşte Alpman, onunla yaptığı bir söyleşiye de kitabında yer veriyor.

Kitap, Türkiye’nin yakın tarihinde önemli roller oynamış insanların arkasından yazılmış veda yazılarından oluşuyor. Kimler var bu insanlar arasında? Yaşar Kemal, Vedat Türkali, Can Yücel, Tarık Akan, Turhan Selçuk, Bedri Koraman, Çetin Altan, Hasan Pulur, Sebahat Türkler, Nail Güreli, Duygu Asena, Mete Akyol, Metin Göktepe ve Fidel Castro…

Toplam 44 kişi. Nazım Alpman, bunların hemen hemen hepsiyle yakınlık kurup ortak anılar biriktirmiş. Bu nedenle kitap bir “vefa yazıları” niteliğini de taşıyor. Nazım, tanıdığı insanların pek bilinmeyen kişilik özelliklerini de bir psikolog duyarlılığı ile gözlemleyip anlatmaya çalışıyor.

Kitapta aforizma niteliği taşıyan birçok hayat dersi de var. İşte, bir, iki örnek: Tanıdığı bir hekim arkadaşı diyor ki; “Hastalanmakla ölüm arasındaki süre ne kadar kısa olursa o kadar kendine iyi bakmışsın, demektir.”
Büyük karikatür sanatçısı Turhan Selçuk için “Bilge insan” denmesini ise şöyle açıklıyor: “Yumuşak bir ses tonuyla konuşur, tespitlerini açıklarken karşısındaki kişilere de sorular yüklemeyi ihmal etmezdi. Böylece onların da bir şeyler söylemesinin yolunu açardı. İşinde ve ilişkilerinde saygıyı en öne koyardı…”

Nazım Alpman’ın kitabını bir solukta okuyup ustaların yaşamlarından aldığınız hazla düşüncelere dalacaksınız…