Bilgisayar müzikal zihnimizin uzantısı oldu
18.06.2017 11:46 BİRGÜN PAZAR

MELTEM YILMAZ

Müzisyen ve yapımcı Hakan Kurşun, bu haftaki Pazar Söyleşisi’nin konuğu oldu. “Kütle”, “Kaos” ve son olarak geçen yıl “Kuark” albümüyle dinleyiciyle buluşan Kurşun, müzikal çalışmalarının yanında, Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümünde öğretim görevlisi olarak ders vermeye devam ediyor

» Müziğin hemen her alanında olan bir isimsiniz. Türkiye’de pop müzik, 90’lı yıllarda bir patlama yaşadıysa da, ülke sınırlarını aşamadı. Neden?
Aslında Tarkan bazı bölgelerde ünlü oldu. O yıllarda Türkiye ilk kez Avrupalılar için önemli bir turizm bölgesi olmuştu. Milyonlarca seyyah müziği Avrupa ya taşıdı. Ancak gerisi gelmedi çünkü Türkiye’de kıta ve kıtalar arası müzik pazarlaması yapacak sermaye yoktu. Durum hala aynı. Bir diğer neden de bu coğrafyada müziğin, genellikle eğlence amaçlı geleneksel yöntemlerle yapılmasıdır. Yaratıcı teknoloji, ses tasarımı, kayıt sanatları, deneysel müzik ve telif hakları yönetimi bu coğrafyada çok geç fark edildi. Bu nedenle işitsel estetiğin zayıf olduğu bir çoğrafyadayız. 2000’li yıllardan sonra bu alanlarda çalışmalar başladı. Estetiğin oluşması 20-30 sürecektir. Kompozisyon bakımından pop müzik sadece düğün, meyhane veya cenaze müziği değildir. Bunu anladıkları zaman belki adım atmaya başlayabilirler. Diğer konu dil bilimi. O zamanlar da yabancı dil bilgisi de çok zayıftı.

» Öyleyse bugünün Tük pop müziği için umutlusunuz, bunu mu anlamalıyız?
İlerliyor. Ancak ortak çalışma alışkanlığı geliştirmesi gerek. Özellikle kompozisyon ve söz tarafı çok zayıf. Bu nedenle müzikal zeka bir türlü gelişemiyor. Dil bilgisi bakımından çok ciddi ilerlemeler var. Yeni nesil artık çok dilli yetişmektedir ve bu global müzik bakımından olumludur . Çok çeşitli müzikler ve sanatçılar olmasına rağmen ana akım medya hep aynı sanatçıları öne çıkarmaktadırlar. Bence ilerici Pop müziğin geleceği öncelikle Avrupa kıtasındadır. Yeni nesil bu entegrasyonu sağlayacaktır.

» Son albümünüz Kuark’ta, toplumsal sorunlara değinen şarkıları dinleyiciyle buluşturdunuz. Amacınız, dinleyicide yaratmak istediğiniz duygu neydi?
Kaza Kurşunu şarkısında, parçalanan kemiklerin seslerini aktardım. Kötü Şoför şarkısını, berbat araba kullanan bir millet olduğumuz için yaptım. Amacım, bir aracın sıkıştırması yüzünden ağaca çarpan bir aracın içinde bulunanların düşüncelerini aktarmaktı. Çalışmadım şarkısındaki amacım, insan olmaya çalışırken unuttuklarımızı hatırlatmaktı.

» Bu albümün sizin için ayırt edici özelliği neydi? Nasıl tepkiler aldı?
Kuark 2014-2016 yılları arasında yazdığımı çalışmalarımı içeriyor. Modern, durgun bir göl, dingin bir an, biraz içe dönük bir ruh hali, belki de çekingen veya ürkmüş. Kompozisyon bakımından cesur ve ilerici. Performans bakımından istikrarlı ve sakin kayıtlar oldu. Sözler bakımından biraz eklektik olabiliyorum. Doğrusu, bu hoşuma gidiyor. Doğrusu çok iyi tepkiler aldım. Ara sıra uzaktan “böyle Türkçe şarkı mı söylenir” hikayeleri de duydum tabi.

» Bu sizi incitiyor mu?
Bu sözleri yaklaşık 20 yıldır duyuyorum. Olsun, herkes istediği şekilde şarkı söyleyebilir. Eğer şarkı söylemeyi de kurallara bağlarsak vay halimize. Kuark üçüncü Türkçe sözlü albümündür. Kaos (1996) ve Kütle (2003) albümlerini yayınladığım zamanda aynı eleştirileri almıştım.

» Bu albümü öğrencilerinizle birlikte yaptınız. Öğrencilerinizin size katkısı nedir? Bu etkileşimin yansıması nasıl oldu?
Öğrencilerimle müzik yapabilmekten gurur duyuyorum. Onlarla öğreniyorum, yenileniyorum, her dinlediğimde mutlu oluyorum. Bazen büyük doğaçlama etkinlikleri de yapıyoruz. Borusan Sanat Evinde ve İTÜ Mustafa Kemal Amfisinde “Sınırlı Müzik Yaratıcılığı” ismi altında da yaptık. Çok eğlenceli oluyor.

» Almanya, Avusturya Polonya Türkiye… En çok hangi ülkede kendinizi müzikal olarak buldunuz?
Hepsinde! Her birinin çok özel bir yeri var kalbimde. Kuşkusuz Almanya’nın, Türkiye’nin, Avusturya’nın ve Polonya’nın müzikal kişiliğimdeki izleri derindir. Özellikle Avusturya ve Polonya’da yaşadığım dönemlerde sadece müzik yapıyordum. Almanya rock, Türkiye halk, Avusturya klasik, Polonya caz ve İngiltere ilericilerin müziği ile duysal bağlarımın kuvvetlenmesine neden olmuştur. Sonra tarzlar birbirine karışmaya başladı.

» Türkiye’nin özel sizde özel yeri nedir?
Aşığım!

» Günümüzde bilgisayar adeta bir enstrüman haline geldi. Bilgisayar nasıl bir enstrüman?
Bilgisayar müzikal zihnimizin uzantısı oldu. Her türlü şekli alabiliyor. İster gitar, ister davul. Sadece sesleri üretmekle kalmıyor, müziğin zamanını da belirliyor, çalınanları da düzeltebiliyor. Bugün dinlediğimiz müziklerin arasında bilgisayarlar tarafından çalınan eserlerin oranı çok yüksek. Kontrol arabirimleri ile ilgili birçok yeni tasarım var ve sürekli yenileri ekleniyor. Anlaşılan o ki gelecekte dolaylı müzik gündemi daha da yoğun bir şekilde saracak. Mesela bir akustik piyanoyu düşünelim. O da dolaylı. Siz bir tuşa basıyorsunuz ve onlarca parçayı tetikleniyor. Sonunda bir tokmak tele vuruyor. Tel ile parmak arasında doğrudan bir bağlantı yok. Buna da dolaylı ses üretimi diyebiliriz. Biz piyanonun etkisini tartışırken şimdi bilgisayarlar ile tümüyle yeni bir müzik üretim sistemi karşımıza çıktı. Bildiğiniz gibi işlem kapasitesi ve hızı arttıkça ses örnekleme kabiliyetleri de artmaktadır. Muhteşem bir enstrüman ancak doğrudan müzik sesi üretmek istiyorsanız tek çözüm telli çalgılardır.

» Siz müzisyen kimliğiniz dışında araştırmacı ve yapımcısınız da. Bu farklı kimlikler, sizin müzikal üretiminizi nasıl etkiliyor?
Farklı açılardan, özellikle müzik yapımı ve sanatçı geliştirme süreçlerini incelerken, bazı teorileri de test edebiliyorsunuz.

» Türkiye’de pek çok isimle çalıştınız. Kimleri beğeniyorsunuz ?
Almanya doğumluyum ve 14 yaşıma kadar orada yaşadık. 1981 yılında Istanbul’a taşındığımızda televizyonda ve radyo duyduğum her şeyden nefret ediyordum. Bence o zaman durum feciydi. Sonra Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur, Fikret Kızılok, MFÖ ve Münir Nurettin Selçuk ile tanışınca güzel Türkçe müzik de olabiliyormuş dedim. Zamanla birçok harika müzik buldum.

» İyi ki çalışmışım dediğiniz kimler var ve neden?
Nilüfer… İnanılmaz güzel bir sesi var ve stüdyoda çok rahat. Onno Tunç ve Seze Aksu ikilisi stüdyoda etkileşim bakımından çok hoştu. Erkan Oğur, çünkü olağanüstü bir müzisyen. Kerem Görsev, çünkü muhteşem müzikal kurguları var. Hayko Cepkin çünkü o Hayko Cepkin, Polonyalı Voo Voo grubu çünkü harikalar, Kayahan çünkü müziğin nasıl bir disiplin olduğunu çok iyi biliyordu. Nazan Öncel çünkü o Nazan Öncel, Polonyalı şarkıcı Kayah çünkü öyle bir sesi var ki zihninizin derinliklerine ulaşır. Tomasz Stanko çünkü çok fena Trompetçi. Selim Selçuk çünkü çok fena davulcu…

» Dijital paylaşım kanallarının erişim kolaylığının müziğe etkisini nasıl yorumluyorsunuz?
Şu an bilgisayarımdan telif hakları bana ait olan ve işletme hakları bende olan bir kaydı, dilediğim anda geçerli olan tüm uluslararası müzik satış platformlarına aktarabiliyorum. Bu muhteşem. Eğer ben sürekli üretebilirsem tabii. Sistem açık. Global telif yönetimi ve nakit akışı konuları kolay değil. Bu nedenle Türkiye hızla global müzik telif stratejisini geliştirmeli.