Bu eril zihniyet bir gün değişecek
10.01.2017 10:13 KÜLTÜR SANAT
Kadın hikâyelerine Haneye Tecavüz kitabıyla yenilerini ekleyen ve 2016 Duygu Asena Ödülü’nü alan Zehra İpşiroğlu: Babadan kocaya, savcıdan polise kadar tüm toplum eril zihniyet sarmalında

AYFER ÇİÇEK

Anlatmak görünür olmanın önemli araçlarından biri. Kadın hikâyelerinde bunu artık daha sık görmeye başlıyoruz. Bir de anlatan ve bunların aktarıcısı kadınsa dinleyende, okuyanda ve izleyendeki etkisi çok daha farklı oluyor. Kadın hikâyelerine Haneye Tecavüz kitabıyla yenilerini ekleyen ve 2016 Duygu Asena Ödülü’nü kazanan Zehra İpşiroğlu’yla kitabı ve karakterleri üzerine konuştuk.

»Kitabınız belgesel roman. Belgesel kısmı için nasıl bir çalışma yaptınız, hangi malzemelerden faydalandınız?
Yıllarca farklı toplumsal katmanlardan gelen kadınlarla röportajlar yaptık. Zaman içinde bu konuda çok zengin bir malzeme oluştu. Son yıllarda toplumsal cinsiyet temasına yönelik çalışmalarımda hep bu malzemeyi değerlendirmeye çalıştım. Sözgelimi yaklaşık bir yıldır Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda oynanan Ayla Algan’ın sahnelediği “Lena, Leyla ve Ötekiler” oyunum Ukrayna’dan evlenme yoluyla Türkiye’ye gelen bir kadının yaşamından yola çıkarak bir göç öyküsünü anlatıyor. “Haneye Tecavüz”de de yedi kadının yaşamından yola çıkarak öykülerin iç içe geçtiği bir roman kurguladım. Tabii belgelerle kurmacanın iç içe geçtiği bir çalışma söz konusu.
Belgeler sadece çalışmanın hareket noktası olarak ham malzemeyi oluşturuyor. Belgelerle çalışmak kolay iş değil. Çünkü insanlarla konuşurken kendi izlenimlerinizi, düşüncelerinizi, duygularınızı geri plana iterek o kişiye yürekten kulak vermek zorundasınız. Aksi takdirde onu hiç konuşturamazsınız. İkinci zorluk onu, sizinle kurduğu iletişimle, konuşma biçimiyle, beden diliyle, belki tam olarak ifade edemedikleri ya da söylemedikleriyle bir bütün olarak alımlamak zorundasınız, bu da tabii gözlemciliğin ötesinde bir deneyim istiyor. Bizde bu tür çalışmalarda konuşmalar genellikle kaydediliyor, sonra da biraz redaksiyon çalışmasıyla olduğu gibi kaleme alınıyor, içine azıcık kendi duygularınızı da kattınız mı iş bitiyor. Bu nedenle bu alanda belli bir düzeyi tutturan kitaplara az rastlıyoruz.

»Romanda farklı ekonomik, sosyal ve etnik kökenlerden altı kadın ve bir trans yer alıyor. Hepsi şiddetin farklı biçimlerine maruz kalıyor. Aile, sevgili, koca, devlet vs. karakterlerinizin şiddetle başa çıkma yolları nasıl oluyor?
Kimi bunu başarıyor, kimi başaramıyor. Bu biraz geldikleri coğrafyaya bir de yaşadıklarına bağlı. Çilem gibi en dibe vuranların kurtulmaları belki de daha kolay oluyor. Kimi kez olumsuz bir yaşam deneyimi de yol açıcı olabiliyor. Sonuçta bazı şeyleri hep düşe kalka öğreniyoruz, öyle değil mi? Sözgelimi Hemşire Sibel yaşadıklarından bir ders çıkarmayı başarıyor, sadece çevresini değil kendini de sorgulayarak olumlu bir dönüşüm geçiriyor. Bu açıdan bence örnek alınabilecek çok olumlu bir karakter. Trans Yıldız da ilginç bir karakter, Türkiye’de yaşaması olanaksız bile olsa kendine entelektüel düzlemde bir yaşam alanı kuruyor ve geleceğe olan umudunu yitirmiyor. Öte yandan geleneksel yaşamla modern yaşam arasında sıkışıp kaldıkları için ikilem yaşayanlar kadınlar hep gelgitler içindeler, mücadeleleri de zaman zaman çok yıpratıcı oluyor.

bu-eril-zihniyet-bir-gun-degisecek-231663-1.»Romanda kadınları bir araya getiren iki mekân var. Birisi Serpil’in fal baktığı salon, ikincisi Gezi Parkı. Bu iki mekânın romandaki işlevi ve kadınlar için taşıdığı anlam nedir?
Fal salonu kadınların boş hayallerle avutularak sömürüldükleri bir mekân. Hayallerin satıldığı bir yer. Falcı kadın bu mekânda diğer kadınlarla tam bir kedi fare oyunu oynuyor. Kadınların fal kahvesine sığınarak gerçeklerden kaçmaları sömürülmelerine neden oluyor. Taksim Gezi ise tam tersine gerçeklerle yüzleşme mekânı. Bu açıdan umudu gündeme getiriyor. Kadınlar ilk kez burada sorunlarını gündeme getirerek tam bir dayanışmaya giriyorlar, birbirlerinin deneyimlerinden çok şey öğreniyorlar. Bir şeyleri değiştirebilmenin ilk adımı gerçeklerle yüzleşme. Gezi’de bu yaşanıyor. Kısaca fal kahvesi kadının pasif, Gezi ise aktif olduğu bir mekân.

»Karakterleriniz üzerinden bakıldığında kadınların erkeklerle olan ilişkilerinde sevgi kavramına yükledikleri anlamlar ve bu anlamların şekillenmesinde toplum nasıl bir işleve sahip?
Kadınların üstünde genelinde bir baskı var. İyi bir eş olmak, anne olmak, ev hanımı olmak, meslek sahibiyse mesleğini gerektiğinde ikinci plana itmek gibi. Kadın bu baskıya karşı çıktığı oranda izole ediliyor, yalnızlaştırılıyor, uyumsuz damgası yiyor ya da şiddete uğruyor. Eşit olamayan ilişkilerde eğer kadın Falcı Serpil gibi boyun eğmiyorsa giderek büyüyen çatışmalara yol açıyor. Eşit ilişkiler varmış gibi görünen evlilikler de bile bunun böyle olmadığını görüyoruz. Yaşam erkeğe göre kurgulanmış, kadın da buna ayak uydurmak zorunda. Yani kendini ancak erkeğe bağlı olarak var edebiliyor, toplumda onunla bir statü kazanıyor. Bu sistemi sorgulamaya başladığı anda da sorunlar başlıyor.

»Romanınızda her karakter yaşadıklarını anlatıyor. Öncesinde de erkekler konuşacak kadınla ilgili değerlendirmelerde bulunuyor. Burada erkeklerin kadınları görme biçimlerini ve uyguladıkları şiddeti nasıl gerekçelendirdiklerini görüyoruz. Siz kitabınız üzerinden ataerkil sistem içerinde erkek ve şiddet ilişkisi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Önce sadece kadınların üstünde durmuştum. Her kadın kendi öyküsünü anlatıyordu. Sonra öykülerini anlatan kadınların yaşamına giren erkekleri de konuşturursam, sorunların nedenlerine inebileceğimi düşündüm. Tıpkı kadınlar gibi erkekler de farklı toplumsal katmanlardan geliyorlar. Alt katmandan gelenlerin çoğunda kadının bütünüyle ikinci plana itilmesi, dahası hiçe sayılması söz konusu. Ama Doktor Mert gibi aydın ve liberal bir çevreden gelenlerin de kadınlarla büyük sorunlar yaşandığını görüyoruz. Romanda erkek olmanın getirdiği dayatmalara karşı direnebilen, alışılmış erkeklik kavramını sorgulayan ve eleştiren erkekler olsa bile, çoğunluk kendisine dayatılan erkekliği bir an bile sorgulamadan benimsiyor ve yaşıyor. Muhafazakâr bir yaşam biçiminin yaygınlaşmasıyla birlikte bu zihniyet daha da kök salıyor. Böylece babadan kocaya, savcıdan polise kadar toplumun tüm kurumlarında eril zihniyet dal budak salıyor.

»‘İnsanların korkmadan öteki olabilecekleri bir dünya mümkün mü?’ sorusu soruluyor. Sizce kadınların yaşadıkları, bir araya gelişleri, kazanımları yenilişleri, inatları kadınların dünyasında nasıl bir gelecek kurgusu oluşturuyor?
Bir gün değişebileceğine inanıyorum. Sonuçta kadınlar bütün dünyada eziliyorlar. Avrupa ülkelerinde bile haklarını yeterince elde etmiş değiller. Yüzde yüz bir eşitlikten söz edilemez. Ama bu ülkelerde kadın hakları yine de dünyadaki diğer ülkelere oranla çok daha ileri bir aşamada. Dinin etkisini yavaş yavaş yitirmesini bu gelişmeyi destekleyen olumlu bir etken olarak görüyorum. Din, milliyetçilik, militarizmin, gelenekler, töreler kadın haklarının gelişmesini engelleyen temel etkenler. Sorunların temeline inilmedikçe bazı şeylerin değişmesi çok zor. Öte yandan kadınların kendilerini sorgulayarak bir farkındalık yaratmaları çok önemli. Çünkü ataerkilliği sadece erkeklerde değil kadınlar da yeniden ve yeniden üretiyor. Bu romandaki Falcı Serpil buna tipik bir örnek veriyor.

Haneye Tecavüz - Zehra İpşiroğlu
Sayfa Sayısı: 152
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: E Yayınları