Bu hikayeler "Bildiğimiz Gibi Değil"
16.06.2017 13:33 KÜLTÜR SANAT

DİREN DENİZ SARI

Yazar ve editör Kemal Kırar, yeni kitabı "Bildiğimiz gibi değil" ile geçtiğimiz günlerde okuyucuyla buluştu. Otuz iki hikaye-anekdotun yer aldığı kitabında az ve yanlış bilinen, ilginç bilgiler yer alıyor.

"Bildiğimiz gibi değil" kitabını, yazarı Kemal Kırar ile konuştuk.

>> Yazarlığın gücü, yaptırımı, etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu soruyu kestirmeden cevaplayabilirim: Alexandre Dumas Père’in Üç Silahşörler’i, Paris’te bir gazetede günlük olarak tefrika edilmektedir. Parisliler, sabah erkenden gazete büfelerine gidip gazeteyi satın almaktadırlar. Romanın gidişatı, o derece merak konusudur yani... Alexandre Dumas -yaz gelince- daha roman bitmeden, "Çok yoruldum, dinlenmeye ihtiyacım var. Tatile çıkacağım" der gazete yönetimine; ama bu isteği, "Bütün Parisliler merakla bekliyor, ara veremezsin" şeklinde bir karşılık bulur! Yazar, kararlıdır kararlı olmasına ama gazete patronu da "Aksi takdirde mahkemeye veririm" diye tehdit etmektedir kendisini. Nihayetinde, Alexandre Dumas mahkemeye çıkar; ama bu sefer de mahkemeni/hakimin akıllara seza kararıyla çarpılır: "Roman bitmeden yaz tatiline gidemezsin; Fransa halkını bekletemezsin; bitirmek zorundasın?!"

Dumas Père, bunun üzerine, "Bana kâğıt-kalem getirir misiniz" diye seslenir mahkeme salonundaki mübaşire. Gelen kâğıda, evvela özenli bir şekilde romanın başaktörünün ismini yazar ve sonra da şöyle devam eder kısacık yazısına: "Ayakları titredi, yere düştü ve öldü!" Evet, roman bitmiştir?! "Al bunu" der, davayı izlemekte olan gazete görevlisine… "Patronuna götür, yayımlasın!"

Tahmin edileceği gibi, patron davasından vazgeçer ve yazarımız da özlemini duyduğu tatile çıkar gönül rahatlığıyla...

Sözün özü: Yazar, kitabının Tanrısıdır!

>> Kitabınızı hangi edebi türe dahil ediyorsunuz?
Bana sorarsanız “Fıkra-Anekdot” derdim.

>> “Deneme” diyebilir miyiz peki?”
Diyemeyiz! Deneme, toplumsal konulardan çok kişisel konulara, soyut dünyalara ve iç hesaplaşmalara daha yakındır. Bu yönüyle “fıkra-anekdot” türünden ayrılır. Fıkralar, toplumsal konulara kişisel yaklaşımlar getirir ama deneme iç dünyanın samimi itirafı gibidir… Bakın burası mühimdir: Deneme, tür ve üslup olarak pek çok türe yaklaşır ve belki de bu yüzden yazılması en zor olan türlerdendir. Bir de deneme'nin (essais) üstatlarına bakınca öyle dev isimlerle karşılaşıyoruz ki: Montaige, Huxley, T. S. Eliot, A. Camus, J. P. Sartre, R. M. Rilke, Voltaire, Julien Benda, Paul Claudel, Paul Valery, Simone de Beauvoir, José Ortega y Gasset, Ralph Waldo Emerson… Ne demek istediğim anlaşılmıştır umarım!

>> Bir internet gazetesi olan Gazeteport’ta da yazılarınız yayımlanıyor… Kitabınızdaki bazı yazıları orada da yayımladınız değil mi?
Evet… Sayfaları rüzgârda uçmayan bir gazete olan Gazeteport’ta yayımlanan yazılarımı bir kitap halinde topladım Bildiğimiz Gibi Değil!’de.

>> Türkçe sözlük sayınızı ve noktalama işaretlerinin kazındığı alyansınızın hikâyesini sizden dinleyelim…
219 adet Türkçe sözlüğüm var (iyi bir sayıdır), yaklaşık 80 adet de Türkçe dilbilgisi (gramer/nahiv) ve dilbilim (lisaniyat/lengüistik) kitabım var. Bunlara 700 civarında tarih kitabını da ilave edersek eğer, kütüphanemdeki kitap sayısı bin-bin iki yüz adedi bulur. Okuduğum-üzerinde çalıştığım kitapların yekûnuna baktığımızda hiç de yüksek bir sayı değil elbette; ama, ihtisas kütüphanesi kurma fikrimden hiçbir zaman vazgeçmediğimi de bilmenizi isterim… Handiyse hepsi kaynak kitap niteliğindedir.

>>Basılı eserlerde yapılan ne tür hatalar gözünüze batıyor genellikle?
Genelde noktalama işaretlerini, özelde ise bu sihirli işaretlerin (bilhassa virgül) edatlarla nasıl kullanılacağını bilen yazar sayımızdaki yüzde -maalesef- bir hayli düşük. Mesela, bağlaçlarda fahiş hatalar yapılıyor; oysa buna çok dikkat edilmelidir. Mühim bir konu da şudur: Bir imla/yazım kılavuzu tespit edilip ona bağlı kalınmalıdır. (TDK'nin ya da Dil Derneğinin yazım kılavuzlarından birini kabul edersiniz olur biter [tavsiyem, Dil Derneği Yazım Kılavuzudur].) Aksi takdirde, anlamın/anlamlandırmanın merkezini teşkil eden bir noktayı editöre-redaktöre teslim etmiş olursunuz ve böylece kitaptaki üslup da sizin olmaktan çıkar!

>>Son surum da şu olsun: Bildiğimiz Gibi Değil!’de neden 32 hikâye/anekdot var? Bu sayının sizin için -bizim bilmediğimiz- bir özelliği mi var?
Öyle denk geldi, diyebilirim. Kitabım yüz-yüz elli sayfa civarında olsun istediydim zaten… “Otuz iki tekmili birden” oldu gördüğünüz gibi!