Cannes’da yuhalanan filmler
ALKAN AVCIOĞLU ALKAN AVCIOĞLU
Sadece kötü filmlerin yuhalandığına inanıyorsanız, bir kez daha düşünün

Filmlerin yuhalanması Cannes Film Festivali’ni hep gündemde tutan olaylardan olmuştur. Filmler prömiyerini gerçekleştirdikten sonra, salondaki izleyici ve eleştirmenlerin filmi alkışlayarak ya da yuhalayarak tepkilerini göstermeleri aslında pek çok festivalin geleneği. Ancak Cannes, bu konuda diğerlerinden daha tutkulu ve keskin bir festival. Alkışlamanın süresi diğer festivallere göre çok daha tutkulu ve uzun, yuhalamaların şiddeti de diğer festivallere göre oldukça sert. Festivalin tarihi de bu kültürü ve Cannes’ın bu konudaki namını besleyen faktörlerden.

Geçen pazar günü sona eren 68. Cannes Film Festivali yine bir yuhalama vakasıyla gündemdeydi. Altın Palmiyeli yönetmen Gus Van Sant’ın son filmi ‘The Sea of Trees’ eleştirmenlerden öyle kötü bir tepki aldı ki daha gösterildiği ilk günde Cannes’ın en kötü filmi olarak nam saldı. Filmin yuhalanışı ve arkasından eleştirmenlerin yazdığı yazılar öylesine acımasızdı ki ilerleyen günlerde bazı gazetelerde Cannes’daki bu linç kültürünü sorgulayan makaleler çıktı. Gerçekten de Gus Van Sant’ın filminin aldığı tepkiler gereksiz derecede sert ve negatifti. Bana kalırsa, yarışmada bu filmden daha kötü filmler bile vardı ve beğenilmese de, Gus Van Sant’ın filmi bu derece kötü tepkileri hak etmiyordu.

Fakat bu talihsiz piyango, Cannes’da her yıl bir filme vurur. Geçen yıl Ryan Gosling’in ilk yönetmenlik denemesi ‘Kayıp Nehir’ (The Lost River) ilk gösteriminin ardından neredeyse karanlıklara gömüldü. Acımasız eleştiriler adeta filmin kaderini etkileyecek düzeydeydi. Peki Cannes’ın kurbanları hep haklı bir şekilde yuhalanmalara mı maruz kalmıştı? Festivalin tarihindeki benzer vakaları düşününce karşımıza çok ilginç bir tablo çıkıyor. Tabii ki Cannes’da yuhalanan her film için geçerli değil -bazıları gerçekten kötü- ancak zamanının önünde olan yenilikçi pek çok başyapıtın ilk gösterimlerinde yuhalandığını görüyoruz. Bunlardan bazılarının hakkı yıllar sonra teslim edildi. Bazılarıysa daha o yıl jüri tarafından ödüllendirildi. Bazılarıysa adın çıkmış dokuza inmez sekize misali kaderlerine karşı koyamayıp gişede battı ve unutuldu. Şimdi gelin, Cannes Film Festivali tarihinde yuhalanan önemli filmlere bir göz atalım.

MACERA (L'AVVENTURA), 1960
Sinema tarihinin tartışmasız en önemli filmlerinden biri olan ‘Macera’ Cannes’daki ilk gösteriminde feci şekilde yuhalanmıştı. Efsaneye göre, filmin başrol oyuncusu Monica Vitti gözyaşları içinde salonu terk etmek zorunda kalmıştı. Aslına bakılırsa, yönetmen Antonioni’nin dönemin sinema dilinin geleneklerine toptan karşı çıktığı bu avangard filmin izleyici tarafından yuhalanması bir sürpriz değil. Film, o yıl Jüri Özel Ödülü’nü kazandı
ve hemen arkasından zaman içerisinde sinema tarihinde katıksız bir başyapıt olarak yerini aldı.

TAKSİ ŞOFÖRÜ (TAXI DRIVER), 1976 cannes-da-yuhalanan-filmler-48469-1.
İnanması oldukça güç fakat bugün artık sinema tarihine mal olmuş Martin Scorsese’nin başyapıtı Cannes’da ilk gösterildiğinde çokça negatif eleştiri aldı. Sadece gösterimlerde değil, o yıl Altın Palmiye’yi kazandığı açıklandığında da salondan bazı yuhalamalar yükselmişti. Filmin daha sonra 4 dalda Oscar’a aday olduğunu ve yüzyılın en iyi filmlerinden biri olarak değerlendirildiğini sanırım hatırlatmamıza gerek yok.

HAYAT AĞACI (THE TREE OF LIFE), 2011cannes-da-yuhalanan-filmler-48468-1.
Terence Malick’in filminin başına gelen; o tipik, acımasız yuhalanmalardan biri değildi. Fakat film biter bitmez küçük bir grup tarafından yuhalanmaya başladı. Arkasından pek çok arthouse filmde olduğu gibi, yuhalamalara cevap niteliğinde bir alkış koptu salondan. Yine de bu olay o kadar enteresandı ki, gösterimden sonra pek çok gazetenin başlığı Malick’in son filminin yuhalandığı şeklindeydi. Film, salonu olduğu gibi eleştirmenleri de bölmeye devam etti. Ta ki ödül gecesinde Altın Palmiye’yi alana kadar. Arkasından pek çok yıl sonu listesinde Yılın En İyi Filmi seçildi ve En İyi Film dalında da Oscar adaylığı kazandı.

KIYAMET ÖYKÜLERİ (SOUTHLAND TALES), 2006
Yönetmen Richard Kelly ilk filmi ‘Donnie Darko’ ile öyle benzersiz bi
r başarıya imza atmıştı ki ikinci filmine dair beklentiler adeta gökyüzündeydi. Belki bu yüzden hayal kırıklığı kaçınılmazdı. Ama kimse böylesine bir kötü tepkiyi tahayyül etmiyordu. Filmin Cannes’da gösterilen versiyonu son kurgusu değildi ve 3 saatten uzundu. Gösterimden sonra film ‘The Brown Bunny’ninkini aratmayacak kadar kötü tepkiler aldı ve bir daha toparlanması imkânsız hale geldi. Yeni bir kurguyla vizyona girdiğinde de gişede batmaktan kaçınamadı. Eleştirmenleri de fena bir şekilde bölen filmin savunucularının sayısı oldukça az. Fakat sinema tarihinde epik başarısızlıklar yaşamış pek çok film gibi, bu filmin de tuhaf bir çekiciliği ve kıymeti yok değil.

VAHŞİ DUYGULAR (WILD AT HEART), 1990
David Lynch’in filminin başına gelenler ilginç çünkü ‘Vahşi Duygular’ gösterimlerden sonra çok da acımasız bir tepkiyle karşılaşmadı. Fakat ödül töreninde Altın Palmiye’yi bu filmin kazandığı açıklandığında alkışlamaların yanında salondan istikrarlı yuhalamalar yükseldi. 1987’de Altın Palmiye kazanan ve salondaki yuhalamalara cevap veren Maurice Pialat’ın başına gelenin bir benzeri diyebiliriz.