Çokluğun tekinsiz görünümleri
Ali Şimşek Ali Şimşek

Harabenin çekiciliği diye yazar Georg Simmel, “insan elinden çıkmış bir eseri, tabiatın eseri gibi sunmasındadır.” Yapıyı yukarıya doğru bir atılımla dikmiş olan insan iradesidir; ona halihazırdaki görünümünü veren de, aşındırma güçleri aşağıya doğru çalışan doğadır. Ayrıca harabe halindeki yapılar, özellikle 18, yüzyıl insnları için melankolik ruhlara çok çekici gelen eskimişlik fikrini akla getirirler. Melankolikler ise hep genç kalan ve yeniden doğan doğa ile eskiyen ve sonunda yıkıntıdan başka bir görünüm sunmayan insan elinden çıkma en sağlam işleri karşılaştırmayı seviyorlardı. Gerek İngiliz manzara ressamları daha da çok Alman romantikleri harabede farklı duygulanımlar görüyorlardı; doğa bir günahın ya da başka bir anlamın, kutsal mitin nesnesi değil, derin insani duygulanımların alanına dönüşüyordu artık. Romantiklerden modernlere geçişte harabeyi farklı görenlerden biri de İtalyan gravürcü Giambattista Piranesi'ydi. Onun baskıları harabe ve enkazın insanı dolayan, tekinsiz bir düzlük veren bir soğuklukla sarmalanıyordu. İçiçe geçen duvarlar, dehlizler, labirente evrilen merdivenler, sarkan paslı zincirler, ilerde daha da artacak modern bir “kapatılma” korkusunu da hissettiriyorlardı. Piranesi zamandaşı diğer romantik ressamlar gibi koruyucu bir melankoliye de saplanıp kalmıyor; ya da “kavramsız” yüce bir tefekkürün manzarasını da üretmiyordu.

ÜZERİMİZE KIVRILANLAR

Ahmet Doğu İpek'in resimlerini gördüğümde aklıma hep Piranesi gelmiştir. Onun kağıt üzerine kurşun kalemle katlanan çizgileri, tonları, silinen kıvrımları günümüz kentinin inşaa ederken oluşturduğu bir harebeyi gösteriyordu. Güncel sanatın hazır yapım, “hafif” ve kavramsal işleriyle karşılaştırıldığında genç bir sanatçı olarak onun çalışmaları zanaatkarca bir emeği de hissettiriyordu. Ahmet Dubaileşen kentlerin vinçlerinde, gökyüzünü kafeslemeye çalışan finans ve eğlence kulelerinde daha farklı bir harebe duygusunu yakalamaya çalışıyor gibi. Bizi melankoliye ve ruhaniliğe çağırmayacak, günümüz harabe ya da inşaat siluetleri bunlar. Hatta kapitalizmin gayrimenkul kazanını bütün maddiliğiyle duyurmaya çalışan grileşmiş bir sis perdesiyle gözümüze geliyorlar. Resimlerin hiç birinde tamamlanmış bir yapı yok. Ya inşaat halinde ya da konstruksiyonu tamamlanmış ama henüz giydirilmemiş binalar var.  İpek'in çalışmalarında kavramsallığı hemen duyumsamıyorsunuz... Bir kumaşın kıvrımları gibi, füzenin dağılan siyahından yudum yudum sızıyor o; elin her temasını, kağıt üzerinde dolanışını hissettirerek geliyor kavramsal olan... İpek'in 18 Nisan'a kadar Asmalımescit Sanatorium'da izleyiciyle buluşacak olan “Çokluk” sergisi,  çok boyutlu, birlik oluşturan otonom bir çeşitliliğin ifadesi yerine, güruh, kitle, sıkışma, yoğunluk, örtünme, yığın ve yığının işaret ettiği ‘‘olumsuzlama olarak çokluk’’ kavramlarından yola çıkıyor. Yakın zamanlarda ürettiği işlerden oluşan eserlerinde,büyüdükçe daralan bir biçim olarak “çok olma hali”ni irdeleyen sanatçı, eserlerine verdiği “Bina Pornosu”, “Yığın”, “İkinci Hasat” gibi kavramlarla bir yandan gözde kentlerin mimari ve kültürel dokusuna bir yandan da uygarlığın insanları doğadan kopartarak tıklım tıklım dolu bir kent yaşamına hapsettiğine dikkat çekiyor.

AHMET DOĞU İPEK:
Bina Pornosu bunlar

Resimlerin hiç birinde tamamlanmış bir yapı yok. Ya inşaat halinde ya da konstruksiyonu tamamlanmış ama henüz giydirilmemiş binalar var. Tamamlanmış olanları da ben soydum.  Resimlerde, yüzlerce yapının oluşturduğu bina yığınlarının birbirine eklemlendiği bağlantı noktasından, yapısal organlara , iş makinelerinden, cephe iskelesine kadar soyulmuş kentler var. Dolayısıyla dikizlenmeye ve teşhir etmeye çok müsait. Tekniğime gelince, işlerin iki tanesi hariç hepsi kağıt üzerine suluboya. Suluboya dışındakilerden biri baskı-resim, diğeri ise kağıt üzerine füzen ve karakalem. Ağırlklı olarak ham malzemelerle ...

Sanatorium Gallery
Asmalı Mescit Mah. Asmalı Mescit Cd. No 32/A Beyoğlu