Çöpte anılarını arayanlar zulmü meşrulaştırmayacak
21.03.2017 07:29 GÜNCEL
Referandum sonucunu şehrin kırgınlığı ve öfkesi belirleyecek. İnsanlar burada geçmişlerini yitirdiler. Çöplerde anılarını, duvara astıkları fotoğraflarını aradılar

ERK ACARER

Diyarbakır’da kırgınlık, kızgınlık elle tutulacak kadar somut bir biçimde görülüyor. Sur’daki çatışmalar nedeniyle sadece buradan yaklaşık 30 bin kişi göç etmiş durumda. Şehirde kime dokunsanız dramatik hadiseler paylaşıyor. “Binlerce kişi öldü. İnsanlar yakınlarını, evlerini, işyerlerini kaybettiler. Dahası geçmişlerini yitirdiler. Çöplerde anılarını, duvara astıkları fotoğraflarını aradılar.”

Bu durumun referandum sonucunu etkileyeceği anlatılıyor: “Yaşananları kim görmezden gelebilir? Çöpte anılarını arayanlar zulmü meşrulaştırmayacak.”

Hâlâ polis barikatlarıyla çevrili Dağkapı’da esnafla konuşuyoruz. Yine hepsinin ağzından benzer cümleler dökülüyor. Aslında çatışmanın iki tarafına da öfke duyuluyor. Bununla birlikte devletin şefkati sorgulanıyor. “Şehir yıkıldı, insanların yaşamı yıkıldı. Diyarbakır en az 20 yıl geri gitti. Pek çok kişi kepenk kapadı, iflas etti. Ayakta durmaya çalışanlar var. Nasıl toparlanırız bilmiyoruz.”

Sabah saatlerinde görece hareketli olan Hasanpaşa Hanı’nda akşam saatlerinde, anlatılanları teyit etme olanağı buluyoruz. Hanın içerisi boş, kafeler ve yerel ürünler satan dükkânlar kapalı. Bir yıl öncesinden, çatışmalar başlamadan önceki umut, canlılık ve ruh halinden eser yok.

Boykot yok ama...
İşte Diyarbakır ‘anayasa paketi’ oylamasına bu havada gidiyor. Hemen iki şeyi ifade edelim. STK’lerin ve siyasi partilerin yaptığı çalışmalar, halktan aldığımız bilgiler Diyarbakır’da yüzde 60’ın biraz üzerinde ‘hayır’ oyu çıkacağını gösteriyor. Aslında bölge genelindeki özet kısa: “Kürtlere zulüm devam etti, yaşananlar unutulmaz.”

Bölge’de sandığa gitme oranının diğer yerlere göre daha düşük olacağı da aktarılanlar arasında. Katılımın az olacağının gözlemlenmesi ‘boykot’ gibi bir düşünceyle ilgili değil. Bunun fiziksel koşulları var. Şehrin içinde bile hâlâ korku ve endişe seziliyor. Akşam saatlerinde herkes erkenden sokakları boşaltıyor. Karanlık çöktükten sonra caddelerde, eski dönem Toros’larının yerini almış Ranger ve Land Crusier marka özel tim araçları dolaşıyor.

Provokasyon korkusu
Operasyonların yeni bittiği Lice’de sandığa gitmenin zor olacağına şüphe yok. Bismil, Silvan, Kayapınar gibi ilçeler de her türden tehdide açık, provokasyon yaşanması mümkün. Sur yıkıldıktan sonra halkın bir bölümü Elazığ yolundaki TOKİ ve Beşyüzevler çevresine yerleştirilmiş durumda. Yine mağdur olan kişilerin büyük bir bölümünün de Bağlar ilçesine göç ettiği biliniyor. Refaranduma kadar Bağlar gibi yerlerin dikkatle izlenmesi gerekiyor. İktidarın herhangi bir çatışma üzerinde, Türkiye’nin farklı yerlerinde yaşayan milliyetçilere göz kırpıp, “Terör hâlâ bitmedi, biraz daha işimiz var, istikrara destek olun” algısı yaratması mümkün.

Alan zayıf
Söylendiği gibi Kürtlerin, sandığa diğer bölgelere oranla daha az gidecek olmalarında başka olumsuz koşulların olduğu da biliniyor. Vekilleri tutuklu, 5 bine yakın siyasetçisi cezaevinde olan HDP’nin alanda olamayışı doğal. Bu boşluğu, bir diğer ‘hayır’ kanadı CHP doldurmaya çalışıyor. Özellikle Sezgin Tanrıkulu’nun özverili çalışmalarına tanık oluyoruz. Diyarbakır’ı ziyaret edenler ve alanda olanlar arısında CHP vekilleri Gürsel Tekin, Enis Berberoğlu, Mahmut Tanal, Barış Yarkadaş, Murat Emir, Necati Yılmaz ve Ali Demirçalı da var. Halk ve esnaf ziyaretinin ‘hayır’ açısından olumlu geri dönüşleri olduğu belirtiliyor.

İş dünyasındaki durum dikkat çekici

copte-anilarini-arayanlar-zulmu-mesrulastirmayacak-261419-1.
Referandum özelinde Diyarbakır’daki iş dünyasına da ayrı bir parantez açmak lazım. AKP’nin korku, sindirme, algı yönetme taktiklerinin dışında kalan başka endişeler de var. Önemli temsilcilerle bir araya geldiğimizde, neden ‘hayır’ sorusunu yöneltiyoruz. Cevap çok basit ve anlaşılır: “Bölgede yaşatılan zulüm bir yana iş dünyasının kendine has endişeleri var. Örnekleri olduğu için ‘mallarımıza el konur’ kaygısı yaşıyoruz. Bu nedenle iş Diyarbakırlı patronların yüzde 95 oranında ‘hayır’ diyeceğini öngörüyoruz.”

Kısaca toparlamak gerekirse; yaşadığı yıkıma öfkeli Diyarbakır’ın referandumda yüzde 60’ın üzerinde ‘hayır’ diyeceği yinelenebilir. Yine şehir boykot düşüncesiyle değil ama tehdit ve sindirme operasyonları nedeniyle sandıkla istediği oranda güçlü bir bağı kuramayacak. Bu nedenle özellikle Diyarbakır ilçelerinde sandığa gitme oranı Türkiye ortalamasının altında kalacak!

***

Elçi ve Sur’un referandumla ilgisi...

Şehirdeki en büyük burukluklardan biri Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin yokluğu ve Sur’un yıkımı. Referandumda oy kullanmak için kabine girecek Diyarbakırlıların her birinin mutlaka bir yanlarında bu iki yıkımın hassasiyetini taşıyacağı hissediliyor. Konuştuğumuz hiç kimse Tahir Elçi ve Sur’daki yıkıma dokunmadan edemiyor.

Devletin defalarca tanık olduğumuz uygulamaların bir benzeri Sur’da da karşımıza çıkıyor. Bir taşla iki kuş vuruluyor. Hem demoğrafi değiştiriliyor hem de mahalleler üzerinden büyük bir rant kapısı aralanıyor. ‘Yık, devret, yeni nüfus yarat’ politikası elbette yine tarihin ve şehrin gerçek sahiplerini vuruyor. Devlet halka seçenek sunmuyor. “Buradaki yaşam alanlarınızı verecek, sizi gönderdiğimiz yeni yerlerde yaşayacaksınız” diyor. Bu ‘zor’ halkı doğal çevresinden koparıp, kendi yaşadığı yerde yabancı olmasına neden oluyor. Diyarbakırlı kendi memleketinde sürgün. Öte yandan ilçenin yeniden imarının ardından burada inşa edilecek binaların fahiş fiyatla satılacağı biliniyor. Halkın, bu artı değerden yararlanması da mümkün değil.