Cupressaceae (ya da referandum notları)
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Cupressaceae, Akdeniz’den Himalayalar’a kadar geniş bir bölgede yetişen bir bitki familyasının adı. Servi ya da selvi olarak da anılıyorlar. Yaz kış yeşil olup yaprak dökmüyorlar. Bir nevi her mevsime uyum sağlama hali…

2-3 bin yıl yaşayabilen, 30-35 metre uzunluğa ulaşan bu ince ağaçlar rüzgâra göre kolay eğiliyorlar ama sık dikildiklerinde rüzgârkıran olarak da kullanılıyorlar. Cupressaceaeların, servi ya da selvilerin yani, rüzgârkıran özellikleri meşhur da, normalde rüzgâr ölçme gibi bir işlevleri yok.

O işlevi gazetelerde kazanıyorlar… Bazen “Hayır rüzgârı tersine döndü” diye yazıyorlar, bazen “Durdu” diye… Nasıl bir anemometre (rüzgâr ölçer) kullanıyorlarsa; hiçbir rakam, araştırma verisi kullanmadan, kâh yelkenleri erken şişiren Hayır rüzgârının durgunlaştığına, kâh Hayır’ın yeni bir rüzgâr estiremediğine hükmedip duruyorlar.

Bir de, rüzgârı nereden ve nasıl ölçerlerse ölçsünler, bir türlü şöyle estirip gürletip Evet yelkenini şişiremiyorlar. Eski seçimlerde yağmur gibi yağan araştırma sonuçlarının, her gün yaptırıldığı halde, ucunu bile göstermiyorlar.

Benim öyle anemometrik özelliklerim yok. Toplumsal olayları anlamada daha çok gözleme dayanırım.

Referandum çalışmalarını gözlediğimde, bir yanda hiç gözlemeseniz bile gözünüze sokulan Evet var. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, devletin her türlü imkânıyla ve her kanaldan, Çanakkale’de ölen dedelerimize de Evet dedirterek, anayasacı profesör milletvekilleri de Hayır diyecekleri mezarda ters döndürerek canhıraş çalışıyorlar.

Dini, milli her türlü değer Evet’in hizmetinde… Hollanda ve Avrupa ile yaşanan gerilimin nedeni, yükselen milli duyguların Evet rüzgârına dönüşeceği hesabı. Peki, işe yaradı mı?

Alın size bir doğrudan gözlem: Ankara yakınlarında ezici çoğunluğu AKP ve MHP’ye oy vermiş bir kasaba. O kasabada garsonları MHP’li olan bir kahvehane. Televizyonda bir devlet büyüğü Hollanda’ya bindiriyor.
Müşterilerden biri, muhtemelen o da bir sağ partiye oy veriyor, “milliyetçi” garsonu çağırıp, “Başka kanal yok mu ya, sustur şunu” diyor. “Bütün kanalları satın almışlar, hangi kanalı açsan aynı. Ben akşam evde Halk TV açıyorum. Burada da onu açamam ya” diyor şimdiye kadar sadece MHP’ye oy vermiş garson.

İşte Hollanda üzerinden koparılan milli fırtınanın o kahvehanedeki şiddeti!

Referandumda Hayır için koşturan gruplar tanıyorum. Hayatlarının hiçbir döneminde hiçbir politik grup ya da parti ile ilişkisi olmamış bir grup kadın, misal.

Sokak, sokak, dükkân dükkân dolaşıp, yüze yüze konuşarak neden “Hayır” demek gerektiğini anlatıyorlar. Kimseye karşı bir önyargıları, belli bir ideolojik pozisyondan kaynaklanan marjları, kompleksleri yok. “Evet” diyecek biriyle karşılaştıklarında bilhassa memnun oluyorlar…

Onlardan biri anlatıyor: “Caddeyi sağlı sollu bir ucundan başlayıp Hayır broşürleri dağıtıp konuşarak dolaşmaya başladık. Bir büfeye girip broşür bıraktım. Susadığım için bir şişe de su almak istedim. Parayı uzattım. Büfeci iki elini kaldırıp, ‘Lütfen hanımefendi’ dedi, ‘Sizden para alamam. Bırakın bu kadar katkım olsun.’ Birkaç dükkân sonra bir simitçiye girdim. Broşürü bırakıp çıkmıştım ki, sahibi elinde bir simitle peşimden koşturdu. ‘Fırından yeni çıktı’ dedi, ‘Lütfen alın.’ Nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Birkaç dükkân sonra bir oto galeriye girdik. İki genç, kapatıp çıkmak üzereydiler. ‘Bu caddenin esnafı çok ilginç’ dedim, ‘Kim ne satıyorsa para almadan ikram etti.’ Genç espriyi kapıp arkadaşına bağırdı; ‘Ver şu Mercedes’in anahtarını hanımefendiye.’ Bizi içeri davet edip MHP’li olduklarını ama Hayır için çalıştıklarını anlattılar.”

Hiçbir yerden en küçük bir destek almadan, şehir kazan onlar kepçe dolaşan bu kadınlar, Ankara yakınındaki ilçelere de gidiyorlar.

Geçen gün Kızılay’da “Hayır” pulları yapıştırırken iki genç yaklaşmış yanlarına; “Yardım edebilir miyiz?” diyerek. Pullar bitene kadar da birlikte çalışmışlar.

Cupressaceae familyasından bir rüzgâr ölçer değilim ama benim görüp duyduklarım da bunlar!