Dağın zirvesine ulaştığında...
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN

Yeniden merhaba. Geçen ay seyahatlerimin sıklığı nedeniyle yazamamıştım. Bu süreçte ülke gündeminin en önemli pratiği Adalet Yürüyüşü'ydü. Eylemin en önemli başarısı Gezi Direnişi ve referandum sürecinde HAYIR kampanyasında olduğu gibi bu sefer de adalet çatısı altında toplumsal bir konsensus yakalaması ve ona katılanları değiştirme dönüştürme kabiliyetiydi.


Ancak eleştirel akıl, şimdi zamanı değil söyleminden etkilenip susarsa ve geçen salı günü gazetemiz yazarlarından Ali Murat İrat'ın da yazdığı gibi -... dönüştürme gücü kalmayanların dönüşebilmesinin yolu onları eleştirmekten geçiyorsa; geçmişte yaptığımız gibi sözümüzü sakınmayacağız elbet.

Yöntem olarak lafı uzatıp önce Roger-Pol Droit'in, Hep Kitap Yayınları'ndan çıkan 'Filozoflar Nasıl Yürür?' kitabında 'Milarepa Dikine Yürür' başlıklı yazısından bir bölüm paylaşacağım.

Sırtı yaralarla doludur. Tuğlaları, taşlarla dolu küfeleri, kalas ve kirişleri taşımaktan derisi sıyrılmıştır. Günler, mevsimler ve yıllar boyunca, her gün sabahtan akşama kadar kendisine verilen ev inşa etme görevini yerine getirir. Bir, üç, beş ve yedi adet çok katlı ev. Kurtuluşu için bu testi geçmelidir. Bu yüzden tırmanır, sırtındaki yükü bir sonraki basamağa kaldırarak koyar. Sırtı yara bere içinde kalsa ve kanasa bile, o merdiven üzerinde, bir kattan diğerine yükselmeye devam eder. Onun yürümesi yukarıya doğrudur, amudidir.

Niçin? Çünkü Marpa böyle yapmasını söylemiştir. Bu emri ona üstadı verir. Emri yerine getirmek zorundadır. Yukarı doğru yürümeli, yorgunluğa ve acıya rağmen yükünü kendisiyle birlikte üst tarafa taşımalıdır. Vazifesinin inanılmaz ağırlığı nedeniyle bazen umutsuzluğa kapıldığı da olur. Üstadı buna aldırmaz bile.

(...) Yeryüzü ile sema arasında kondurulmuş kartal yuvaları gibi duran, tek başına yıllar süren olağanüstü gayret ve zorluklarla inşa ettiği evleri, daha sonra yıkmak zorundadır. Çünkü uygun değildirler. Binlerce defa taş ve tuğla taşıyarak bir tane daha inşa etmelidir. Bu yeni evler de olması gibi değildir; tekrar yapılmalıdırlar. O bir ev daha yapar.

Bu durumda delirmeyi düşünür. Ama bunu asla başaramayacaktır. Vazifesi nihayetsiz, meşakkatli, bunaltıcı ve faydasızdır. Kelimenin tam anlamıyla beyhudedir. Kurtuluşu hayalden başka bir şey değildir; bir yanılsama veya bir yalandan ibarettir. Hocası Marpa da ne bir üstad, ne de bir bilgedir. O ancak taş kalpli sapkın biri veya bunağın tekidir. (-diye düşünür. yn) Tek çıkar yol intihar etmek; sürekli aşağı yukarı yürümeyi ve her ayak basışta sallanan bu merdiven üzerinde bir aşağı bir yukarı tırmanmayı nihayet bırakmaktır.

Bu yürüyüşün sebebi biraz absürddür; onun nedenini Milarepa'nın çözülmesi gereken geçmişinde aramak gerekir. Mazisinde yaşadığı şeyin icabına bakılmalı ve bunun kefareti dünyada ödenmelidir. Hıristiyanlığa özgü kefaret bundan farklıdır. Böyle bir kefaret, kabahat, günah ve cezalandırmayı varsayar. Fakat burada, Himayalar'da bu farklı şekilde işler. Milarepa işlediği suçların, yaptığı zorbalıkların ve geçmişteki taşkınlıklarının yükü altında ezilmeli ve cezasını çekmelidir.

... Ortada kefareti ödenecek çok şey vardır; ... Yukarıya doğru adım adım, basamak basamak çıkarken taşınan tuğlalar, taşlar, kalaslar ve yara bere içinde kanlı bir sırt, bu ağır yükün ve kefareti ödenmesi gereken (...) eski vakanın karşılığıdır. Üstad Marpa, tüm bu olan biteni daha ilk günden, bir çırpıda anlamıştı şüphesiz.

Hiçbir şey, ne taşınacak son küfe ne de son kalas bu kabusun sona ermesinin müjdecisi değildir. Bunların gelişini görmek de imkânsızdır; çünkü onlar zahmet, gayret, ıstırap ve kederin olmadığı dünyanın diğer yüzüne aittirler; nefesin hararetinin sıcak kalmaya yettiği ve soğuğun olmadığı bir dünyaya.

Arınması ve kurtuluşa erme mücadelesinde bu seviyeye ulaşınca, sırtı kanlı adam artık ismine layık hale gelir; Mila-repa (mila-pamuk), yani pamuktan elbise giymiş Mila. Çünkü artık bundan sonra, yüksek karlı dağların en şiddetli kışında bile ince pamuktan örülmüş bir gömlek (tunik) vardır sırtında. Özgürleşen nefesi, onu sıcak tutmak için yeteri kadar kuvvetli hale gelmiştir.

Çoğu için o artık bir üstad, bilge, mucit veya bir modeldir. (...) Merdiveni yoktur ama o tırmanmaya devam eder; sırtında yükü olmadan ve acı çekmeden.

Anlatıyı burada keselim ve teşbihimizi kuralım. CHP ülke siyasasında yaşanan acı ve zulümlere o kadar sessiz kalmış, doğabilecek toplumsal ivmeleri o denli sönümlendirmiş bir partidir ki ölen, öldürülen devrimcilerin, yakılan, zulmedilen insanların çokca ahını almıştır. Kefaretini "Dağın zirvesine ulaştığında, tırmanmaya devam et," sözünün arkasında durarak ödeyebilir.