Din ve inanç otopsisi
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ

Şilili genç yönetmen Pablo Larraín, son filmi El Club (Kulüp) ile Katolik Kilisesi’nin korkunç yönlerini sert ve küfürlü bir dille ifşa ederek, insanın kendinden bile gizlediği derin dehlizlerine iniyor. Pedofiliden, çocuk kaçırmaya kadar çeşitli adi suçlar işlemiş olan dört tane orta yaş üstü rahip ve bunlara kol kanat geren koruyucu melek görevindeki rahibe, Şili sahillerinde bir kasabada tövbekârlar evinde yaşamaktadır. Garip bir sakinlikle süren hayatları aralarına beşinci bir günahkâr katıldıktan sonra değişir ve bütün kötü günahları adeta kasabayı sarar. Yeni Kilise'nin araştırmacı rahibi de eve geldikten sonra suç, inanç ve kefaret meseleleri sert bir şekilde ortaya dökülür.

Din ve sapkınlık

din-ve-inanc-otopsisi-105404-1.

Bu sene Katolik Kilisesi ve çocuk istismarı bağlamında söz söyleyen iki önemli film yapıldı. Bunlardan biri Hollywood yapımı olan ve Oscarlarda En iyi film kategorisinde de yarışacak olan, gelecek haftalarda vizyona girecek Spotlight. Bir diğeri ise bu hafta vizyona giren, El Club (Kulüp). El Club, tabulaşmış Katolik Kilise ve ikiyüzlülüğü meselesini ameliyat masasına yatırıp hücrelerine kadar deşen bir film. Gerçi ben bunu, bir ameliyattan ziyade otopsi olarak görüyorum. Çünkü bu mevzu eskiden olduğu kadar üzeri örtülemez bir hal aldı. Kilise üyelerinin ahlaksızlıkları artık Papa’nın dahi dilinde. Hatırlarsanız, Papa Francis, verdiği bir röportajda Katolik Kilisesi'ndeki her 50 din adamından birinin yani yüzde 2'sinin pedofil olduğunu söyledi. Dünya genelindeki yaklaşık 414 bin din adamı var dersek bunların 8 bininin bu suçu işlemiş olduğu düşünülebilir. Ancak Papa’nın bu itirafı sadece bilineni ortaya koymaktan öteye geçmiyor. Kilise bu isimleri paylaşmadığı sürece adalet tecelli edemeyecektir. Bu konuda Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komisyonu’nu takip etmekte fayda var.

Tanrı nerede

65. Berlin Uluslararası Film Festivalinden Büyük Jüri ödülü ile dönen film temelde ebedi ve ezeli olan bir çatışmayı da anlatıyor; bireyin kutsal atfedilen karşısında verdiği benlik mücadelesi ve kendini inkâr etmesi. Din ile ilgili filmlerde yönetmenler ister istemez Tanrıyı ifade eden görüntüler, esintiler kullanır. Kimi filmlerde, akıp giden hareket eden bulut kümeleri, kırmızı duvara asılmış paslı bir haç veya iç ısıtan ışığı ile doğan güneş ile Tanrı hissettirilir. Fakat Larraín’in Tanrısı oldukça farklı. ‘O’ daha çok karakterlerinin cam donukluğundaki gözlerinde, hiç güneş doğmayan manzarada kendini hissettirir. Yönetmenin görüntülerde tercih ettiği soğuk ışık, fululuk; uğursuzluk ve lanet hissini depreştirerek akıllara kiliseyi getirir gibidir. Özellikle adi gerçekler ortaya çıktığında, yakın çekimlerde kullanılan lens bozuklukları ile karakterlerin kaçacak yerleri olmadıklarını hissettikleri anlara şahit oluruz ve bireyin kendini inkâr etmesinin son bulduğu noktayı sezinleriz.

İnkâr

El Club filminin Katolik Kilise ve ülkenin politik yapısını sert dille deştiği aşikar. Filmin içinde, bu minvalde en etkilendiğim an, rahip tacizine uğramış olan karakterin akıl almaz küfürleri saydırırken adeta tanrıya güzel bir dua okuyormuş gibi bağırdığı sahne oldu. Ancak film kesinlikle bu eleştirel konulardan daha fazlasını yapıyor ve Haneke filmlerinde görebileceğimiz, insanın en çiğ, en gizli, en rahatsız edici alanlarına dahil oluyor. Filmin sonlarına doğru yaklaşırken bunu daha net fark ediyoruz. Suçu işleyen ve suça maruz kalanın, aynı merkez sisteminin canavarları olduklarını ve insanın kendini dahi inkâr ederek neleri göze alabileceğini görüyoruz. Bu sert ve unutulmaz filmi kaçırmamak gerek.

din-ve-inanc-otopsisi-105406-1.