Dünyaca tanınan Filozof Judith Butler: Bir demokrasi, farklı düşüneni eziyorsa vasfını yitirmiştir
13.08.2017 11:20 BİRGÜN PAZAR

Halis Yıldırım

Siyaset biliminden feminist kurama kadar birçok alanda önemli eserler veren Judith Butler BirGün Pazar’a konuştu. Butler, hem Türkiye’de hem dünyada yaşanan politik dönüşümler hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

>>Türkiye’de en çok baskı yaşayan kesimlerin başında kadınlar gelirken, yine en çok direnen kesimleri de kadınlar oluşturuyor. Kendine güvenen kadınlar birçok toplumsal mücadeleye öncülük ediyor. Bu gelişme dışarıdan nasıl algılanıyor?
Bildiğin üzere dışarıdaki algılarda sadece bir açı yok. Aslında bazıları, Amerika ve Avrupa Solu'nda bile, bir kesim, Türkiye’de neler olup bittiğine yakından dikkat ederken, diğerleri odaklanmadan uzak kalıyorlar. Erdoğan rejiminin gittikçe artan otoriter konumu, Kürtlere karşı savaşı sürdürmesi, fikir özgürlüğü, eleştiri ve muhalefeti cezalandırması bilinen bir durum; Muhaliflere yönelik gözaltı ve sindirme operasyonları sürüyor. Kamu çalışanları ve akademisyenleri işlerinden etmek, seyahat özgürlüğünü yasaklamak ve yaşam standartları imkânlarını zayıflatmak AKP’nin bu dönem attığı adımların başında geliyor. Evet, Erdoğan seçildi ama o, bu durumu gücünü genişletmek, kuvvetler ayrımına meydan okumak, yargıyı kontrol altına almak ve halka baskı uygulamak için kullandı. Olağanüstü hal ve onun sınırsız kullanımından doğan otoriter yapı şimdi artmaya devam ediyor.

Bu durum Türkiye’ye de özgü değil. Yürütme organı üzerinde gücün tekelleşmesi ayrıca ABD’de de meydana geliyor, çünkü Trump iktidarını yargı üzerinden basın özgürlüğünü susturmak ya da çürütmek gibi ve seçmenin katılımını engellemek adına ‘’sahte seçmen’’ – oylarını illegal olarak kullanma - çağrısı yapıyor. Ayrıca, Erdoğan’ın Avrupa Birliği’ne karşı mülteci sorununu tehdit unsuru olarak kullandığını açık bir şekilde görüyoruz. Erdoğan’ın artık AB’ye ihtiyacı yok. O, AB ülkelerine mülteci akımı gönderme tehdidiyle, AB’yi kontrol altına almaya uğraşıyor. Kürtlerle olan savaşın büyük çoğunluğu gözden kaçmış olabilir ama Türkiye’de güçlü bir feminist ve LGBTQ hareketinin devletin bu militarist tarafına karşı olduğunu ve Erdoğan’ın, Suriye savaşından kaçan mültecileri araçsal bir şekilde AB’ye karşı istediklerini yaptırma kozu olarak kullandığını biliyoruz. Bu tür hareketler, kadınların yaşadıklarına karşı, sokakların kadın ve trans insanlar için güvenilir olmasını isteyen insanları kapsar ve bu insanlar; suyun, ağacın (yeşil alanın), toprağın özelleştirilmesine karşı olan insanlarla ortak zeminde hareket eder zaten. Dolayısıyla Türkiye’de bir süredir, Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde yapılan acımasız-sert sokağa çıkma yasaklarına ve onların kültürel mirasını temsil eden tarihi yapılarına olan saldırılara karşı güçlü bir ittifak söz konusudur.

Elbette Erdoğan’ın, IŞİD’e karşı nasıl savaşılacağını iyi bilen Kürtlerin İŞİD’le savaşmasından beri, bir sıkıntısı var ve bunu IŞİD’e karşı savaşan kendi ittifaklarıyla çözmeye uğraşıyor. Muhtemelen kendini bir köşede tuzağa düşürülmüş olarak görecek ya da sokakların alınması için bedenlerini ve geleceklerini riske atmış cesur insanlar mücadeleye devam edecek.

» Türkiye’de Ermeni Soykırımı ve Kürdistan kavramları kamusal olarak yasaklanmış durumda. Bu durumu nasıl yorumluyorsun?
Ermeni Soykırımı konusunda herhangi bir söz yasaklanırsa sahiden bazı gerçekleri de ortadan kaldıracaklarını mı düşünüyorlar? Ya da “Kürdistan”ın kamusal alanda söylenmesine izin vermezlerse, böyle bir yasağın Kürt hareketini özerk bir devlete kavuşturmaya ya da kendi kaderini tayin haklarını kullanarak siyasi özgürlüğü gerçekleştirmeye son verebileceklerini mi düşünüyorlar? İlk başta yasak olarak görünen şey özünde bir tehdittir. Bu konuyu kamuoyuna açacak olan herkes cezalandırılacaktır. Zira son dönemlerde yapılan tutuklamalar ve işten çıkartmalar üzerinden cezanın ağır olduğunu görebiliriz.

» Akademisyenler Türkiye, Macaristan ve Hindistan’da tehdit ediliyorlar. Böyle bir durum için bize Trump dönemini anlatabilir misiniz?
Elbette bunlar farklı durumlar ama bazı ortak özelliklerini tanımlayabiliriz. Macaristan’da güçlü bir antientelektüelizm mevcut.

Yabancı öğrenci ve akademisyenlerin, Central European Üniversitesi gibi uluslararası merkezlerin ve fakültelerin ulusal değerleri tehdit edeceği ya da Irkçı Orban hükümetinin giderek artan otoriterleşen hükümetini derinlemesine sorgulayacağı, toplumsal ve siyasal hareketler üreteceğine dâhil bir korku var. Polonya’yı da bu listeye eklemekte yarar var. Hindistan’da, aktif şekilde Hindu milliyetçiliğini sorgulayan insanların bu tavırlarından dolayı zarar gördüğü oldukça açık ve hem gazeteler hem de entelektüeller temel siyasi görüşleri üzerinden sansürlenmiştir. Şimdi Türkiye’de binlerce insanın yaratılan algılar ya da siyasi görüşleri nedeniyle konumlarını kaybetmiş olması bir skandaldır. Bu hükümetin niteliğini gözler önüne seren bir durumdur.

ABD’de, Filistin’in hakları için açık destek ya da açıktan yapılan İsrail devletine uygulanacak boykot, destek çekme ve yaptırım hareketine (BDS) verilen destek birçok kişiyi işinden edebilir. ABD’de BDS’ye verilen suçları cezalandırma amaçlı yeni yasama önerisi onaylanırsa, o zaman birçoğumuz gözaltı ya da hapis cezası için de uygun bir aday haline geleceğiz. Lakin ABD’de siyasi görüşleri nedeniyle cezalandırılma ya da hapsedilme yeni bir şey değil. Örneğin terörist ya da tehlikeli bir örgüt gibi gösterilmek istenilen ‘’Siyahların Yaşamı Değerlidir’’e (Black Lives Matter) çamur atma çabası, ırkçılığa karşı ABD’de adalet arayan bu insanlara kökleri geçmişe dayanan uzun ve korkunç yasal ceza verme anlayışının sürmesi anlamına gelmektedir. Bu tür durumlarda altını çizebileceğimiz ilk sonuç, düşüncelerin bilhassa konuşulduğunda, yazıldığında ve yayıldığında hâlâ tehlikeli olarak görülmesidir ve bunun anlamı; temel özgürlüklerin, elinde güç bulunduranlar, sansürle tehdit edenler ya da vahşi cezalar uygulayan kişiler için tehlikeli olduğudur. Bu konuların çoğu üzerine farklı görüşlere sahip olabiliriz ama eğer demokrasi içinde yaşamak istiyorsak açık toplumsal tartışmaya sahip olmalıyız. Bir demokrasi, haklar ya da protesto ve farklı düşünme hakkı olmadan demokrasi olma vasfını yitirmiştir.