Eğitim toplumu değiştirebilir mi?
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

Çok tartışılmış ve herkesin bir fikrinin olduğu bu soruya yazının devamını okumadan yanıtınızı vermiş olmalısınız. Yargı organlarını yürütmeye bağlayan anayasa değişikliğinin yargı bağımsızlığının güvencesi olduğunu söyleyen doktorasını Harvard’da yapmış profesörü dinledikten sonra eğitimin toplumu değiştiremediğini düşünmüş olabilirsiniz. Ki haklısınız! Ya da seçmenlerin referandumdaki tercihi ile eğitim durumunu gösteren araştırmanın sonucuna bakıp “Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar” diyen Platon’a hak vermiş olabilirsiniz.

Fransa merkezli Ipsos araştırma şirketinin Türkiye ofisinin referandumdan sonra yaptığı araştırma, Türkiye topluluğunun eğitim durumuna uygun tercihlerde bulunduğunu gösteriyor. Eğitimin bilgiye, bilginin davranışa etkisi Thales’ten bu yana biliniyor olmakla birlikte, araştırma, son durumumuzu göstermesi açısından önem taşıyor.

Araştırmaya göre eğitim düzeyi düştükçe “evet” oranı artıyor. “Hayır” için tersi gerçekleşiyor. 16 Nisan Referandumunda “evet” oyu kullanan seçmenin eğitim durumu şöyle: Eğitimsiz ve ilkokul mezunu yüzde 70, ortaokul 57, lise 42, yüksekokul 39.
“Evet” ve “hayır”ın yaş gruplarına ve yerleşim birimlerinin eğitime erişim olanağına göre dağılımı da eğitim düzeyinin tercih belirlemedeki etkisini doğruluyor: Gençler ve kent kültürüyle tanışanlar demokrasiden yana tutum takınıyor.

Murat Yetkin’in naklettiğine göre araştırmadan haberdar edilen Başbakan Binali Yıldırım bu sonuçtan ders çıkarmak gerektiğini söylemiş. Binali Yıldırım’ın buradan çıkaracağı ders ne olabilir? Eğitim düzeyi arttıkça seçmen kaybeden AKP’nin, eğitim düzeyi düşük seçmenlerin “evet”çi olduğunu gösteren anketten çıkaracağı ders eğitim lehine olamayacaktır. Bireyi dönüştüren eğitimsel içeriklerin tümüyle temizlenmesine hız verileceğini söyleyebiliriz.

Eğitimsel bilgiden yoksun toplumlar, davranış geliştirirken din ve milliyetçilik gibi kolektif değerlere başvururlar. Değiştirilmesi imkansız bu iki değerle beslenen güçsüz insanların grup dışı tutum belirlemesi oldukça zordur. Siyasetini din ve milliyetçilik üzerine inşa etmiş politikacı, ele geçirdiği kitlenin eğitim yoluyla değiştirilip dönüştürülmesine izin vermez.

Erdoğan’ın toplumu kutuplaştırmasının temel amacı, insanların gerçekle karşılaştığında fikirlerini değiştireceğine inanıyor olmasından kaynaklanıyor. Erdoğan için eğitilmiş kişi, hem ikna edilmesi güç hem de güvenilmez seçmendir. Bundan dolayı, elinden geldiğince arkasındaki kitlenin bilgiye ulaşmasını engelleyecektir. Gazete, televizyon, haberleşme aracı olarak kullanılan sosyal medya platformlarının kapatılması; öğretmen ve akademisyenlere yönelik baskının artması bu yönde alınmış tedbirlerdir. Bu konuda arkasında oldukça güçlü bir destek de mevcut; neoliberalizm:, Grup aidiyetini mesele eden birey geçim sıkıntısı, işsizlik, borçluluk gibi kişisel kaygılarını gönül rahatlığıyla göz ardı eder ve neoliberalizm buna hizmet eden politikaları destekler.

Eğitimin en önemli amaçlarından biri de bireyin davranışlarını rasyonel bilgiye dayandırmasını sağlamaktır. Eğitimin bu rolüne baktığımızda yüksekokul mezunu yüzde 39’un akılla izah edilemeyecek anayasa maddelerine “evet” demiş olması fazlasıyla kaygı verici (Bu sonuç eğitimle birlikte nasıl bir eğitim sorusunu gündeme getiriyor). Sevindirici olan, 14 yıllık ağır saldırısına rağmen iktidarın eğitimde arzu ettiği noktaya gelememiş olması.

“Eğitim toplumu değiştirebilir mi?”, eğitim kuramcılarından Michael Apple’ın 12 Mayıs 2016 tarihinde ODTÜ’de yaptığı konuşmasının başlığı idi (Konuşmanın tam metni Eleştirel Pedagojinin 48. Sayısında yayımlandı). Apple, sağ kesimin eğitimle ilişkisine bakarak sorunun çoktan yanıtlanmış ve anlamsız olduğunu söylüyor. AKP ve Erdoğan ailesinin eğitimi ele alış şekline bakarak bile yanıtlanacak basitlikte olduğu için Apple’nin sorusu bizim için hepten anlamsız!