Erdoğan’ın dönüşümü
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Rüzgâr, ‘Hayır’dan yana esiyor.

Rüzgârın ana kaynağı ise ‘sağ’ seçmendeki Erdoğan imgesinin dönüşmeye başlaması.

RTE, 15 yıldır ilk kez propaganda üstünlüğünü kaybetmiş durumda. Erdoğan, 2002 seçimi dahil neredeyse tüm seçim ve halkoylamalarında kendi iddiasını seçmenin beklentisiyle eşitleyebilmişti. Siyasal stratejisini birbirini besleyen iki yanılsama üzerinden başarıyla kabul ettiriyordu. İlkin halkın istediğini halka vermeye hazır olan lider imgesi olarak kendisini dolaşıma sokuyordu. Bu imgeyi besleyen ikinci yanılsama ise rakiplerinin halka karşı olduklarıydı.

Erdoğan, ‘milletin adamı’ydı. Rakipleri ise milletin düşmanları! Erdoğan hep çok güçlü, rakipleri ise güçsüz, çapsız, defolu, halka yabancı kişiler olarak gösteriliyordu.

Halkın, milletin sınır, kapsam ve içeriği önemsizleştiriliyor; aslında azınlık olan, kendisini çoğunluk olarak yutturuyordu.

Bu strateji sadece 7 Haziran seçimlerinde tökezledi. Selahattin Demirtaş’ın “seni başkan yaptırmayacağız” sloganı, zihinlerde belki de öngörülmemiş bir sonuca yol açtı: Erdoğan’ın bu kez halk için değil kendisi için bir şey istiyor olabileceği fikrine. 7 Haziran seçiminde RTEakp cephesinin ana stratejisinin, “400 vekil verin başkanlığı getirelim” olduğunu hatırlayalım.

Başarısızlıkla sonuçlanan strateji bu kez halkoylaması sürecinin kaçınılmaz ana sorusu haline geldi. Seçmen, halkoylamasında Erdoğan’ın bizatihi kendisi için bir güç istediğini anlamış durumda.

Milletin istediğini millete verecek adam iddiası, milletten kendisi için bir şey isteyene dönüşüverdi.

İçimizden çıkma, senin benim gibi biri imgesi çöktü. Yerine; erişilmez, tartışılmaz, dokunulamaz, bizim gibi olmayan, bizden aldığıyla bizden farklı bir güce sahip olmak isteyen biri yerleşti. Üstelik istediği güce kavuşursa yapamayacağımız şeyleri isteyebileceğini daha şimdiden gösteren biri.

Bu algının önemli bir örneği Avrupa ülkeleriyle çıkardığı kriz. Avrupa’da yıllardır, öyle ya da böyle yaşadıkları ülkelerin sosyal güvencelerinden yararlanan bir AKP seçmen kitlesi var. Yaşadıkları ülkelerde sosyal demokrat partileri destekleyerek hayat koşullarını garantiye alıyor, Türkiye’ de ise sağcı, dinci, muhafazakâr AKP’yi destekliyorlardı. Erdoğan, ilk kez onlardan Avrupa’da yaşadıkları konforlu hayatı riske atmalarını talep etti. Çifte vatandaşlık hakkının sorgulanması riski bile orada yaşayan insanların hayat koşulları için ciddi endişelere neden olabilecek bir hal.

Erdoğan, artık vermeyi vaat eden değil, kendi konforu ve gücü için fedakârlık isteyen birine dönüşmüş durumda.

Bu algının oluşması kaçınılmazdı. Daha doğrusu bu gerçeğin ortaya çıkması kaçınılmazdı. Şimdilerde yavaş yavaş zihinlerde “elimizi verelim dedik kolumuzu kapacak” hissiyatı yeşeriyor. Hemen her dilde, gördüğü ilgi ve sevgiden, olduklarından farklı davranmaya başlayan insanlarla ilgili onlarca deyim var.

Üstelik bu hissiyat en çok AKP cenahında yaygın. Bakanından vekiline, üyesinden yöneticisine, ihale cukkalayanından rantiyecisine kadar “dönen tekerleğe çomak sokuyor” diyen, Erdoğan’ın kendi bekası için partiyi de riske attığını düşünenler sanılandan çok.

Erdoğan, ilk kez Türkiye sağını, muhafazakârını, dincisini, dindarını bir şemsiye altında toplayamaz oldu. Türkiye sağını oluşturan gruplar, yapılar, halkoylamasından ‘Evet’ çıkarsa Erdoğan tarafından yutulup, yok edileceklerini anlamış durumda.

Bahçeli’nin biat etmesi, Kılıçdaroğlu’nun lider vasfı taşımaması, Demirtaş’ın kapatılmış olması Erdoğan’ı yalnızlaştırdı. Birden fazla lider adayı olduğunda diğerlerinden daha üstün olduğu propagandasını yapabiliyordu. Şimdi bu yalnız kalmış hali, bu kadar tantanayı sırf kendi çıkarı için çıkardığı düşüncelerini daha çok besliyor.

Ömrü boyunca Atatürk’ün gücünü eleştirmiş birinin Atatürk’ün yerine, gücüne talip olması gibi bir durum oluştu.

Zurnanın zırt dediği yer ise bütün bu duyguları harekete geçiren temel yatak. İnsanlar, son altı-yedi yıldır giderek ağırlaşan ekonomik koşullar altında her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor. Suriye’de devam eden iç savaşın neden olduğu ekonomik, kültürel kargaşa hayat koşullarını daha da zorlaştırıyor.

Aç yığınlar, kendilerini kurtarmasını umduklarının kendini kurtarma derdinde olduğunu fark ederlerse, açlıklarının sorumlusunu bulmakta güçlük çekmezler.