Erdoğan ‘teneke diktatör’ Davutoğlu ise ‘soytarı’
15.10.2015 08:50 GÜNCEL
Tarık Ali, Erdoğan’ın bir ‘teneke diktatör’ gibi davrandığını söylerken Davutoğlu’nu ‘soytarı’ diye eleştirdi ve Türkiye’ye istikrarsızlık getiren şeyin AKP’nin küstahlığı olduğunu ifade etti

ONUR EREM
@onurerem

Britanyalı yazar, gazeteci ve New Left Review editörü Tarık Ali, Türkiye ve NATO’nun Suriye politikasını savaşın başından beri yakından takip eden ve eleştiren, dünyanın en etkili Marksist düşünürlerinden. Türkiye’nin Pakistanlaşması tartışması ilk gündeme geldiğinde bu düşünceye itibar etmeyen Pakistan kökenli Ali, şimdi geriye baktığında “Durumu hafife almışım. Türkiye’nin de bu virüse bağışıklığı yokmuş” diyor. Ankara’daki bombalı saldırının ardından Tarık Ali ile Erdoğan ve AKP’nin saldırıdaki sorumluluğunu, yapılan skandal açıklamaları, Suriye politikasını ve Rusya’nın son hamlesini konuştuk:

Muhalefet partileri AKP’yi ve Erdoğan’ı Suriye politikasının, sınırları cihatçılara açmanın Türkiye’de yıkıcı sonuçları olacağı konusunda uyarıyordu. Bu uyarılar göz ardı edildi ve şimdi ülke içinde IŞİD’in sempatizanlarının yanı sıra Diyarbakır, Suruç ve son olarak Ankara’da bombalı saldırı düzenleyen hücreleri var. AKP ve Erdoğan’ın Suriye politikasının, Türkiye’de sokağın terörize edilmesindeki rolü nedir?

Erdoğan’ın ve NATO’nun bölgedeki stratejisi tamamen çökmüştür. Türkiye, Esad’ı devirmek adına IŞİD’in ana destekçisi oldu. Bu destek olmadan IŞİD bugünkü boyutuna bu kadar hızlı ulaşamazdı. Irak ordusunun ve rüşvetçi yöneticilerinin IŞİD’e karşı savaşmayı reddetmesi ve mevzilerini terk etmesi de bunda etkiliydi. Suriye ordusu ile Suriyeli Kürtler IŞİD’e karşı direndi ve savaş pat durumuna geldi. Ama Putin’in son hamlesiyle bu durum değişti.
Unutmayalım ki IŞİD basit bir şekilde Ankara veya Riyad’ın ordusu değil. İkisiyle de bazı amaçları paylaşıyor ama kendine koyduğu hedef Sünni bir halifelik yaratmak. Ve bu hedef bölgedeki hiçbir ülke tarafından hoş karşılanmıyor.
Burada kim kimi kullanıyor? Hem Erdoğan’ın hem IŞİD’in birbirlerini kullandığını söyleyebiliriz. Erdoğan’ın desteğine karşılık olarak IŞİD, AKP’nin muhaliflerini öldürerek Erdoğan’a ‘yardım ediyor’ görüntüsü veriyor. AKP’nin ‘derin devleti’nin IŞİD ile ne kadar ilişki içinde olduğunu bilmek zor. Bu konuda bir kanıt yok ama bir gün bunun belgeleri çıkarsa hiç şaşırmam.

Hem Erdoğan, hem Davutoğlu, hem de AKP’li diğer siyasetçiler “Bizi seçmezseniz kaos gelir”, “Bütün bunlar 400 vekil vermediğiniz için oluyor” gibi söylemlerle Türkiye halklarını tehdit ediyor. Seçimle başa gelen bir partinin yurttaşlarını böyle tehdit etmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Erdoğan, AKP’nin Meclis’te çoğunluğu ele geçirememesi ve HDP’nin sansasyonel bir şekilde meclise girmesi nedeniyle derin bir sarsıntı yaşadı. Mantıklı bir burjuva siyasetçisi PKK’nin ateşkes ilan ederek sorunun Meclis’te çözülmesi imkanını sunmasından, HDP’nin Meclis’te yasal siyaset yaparak çözüm için çalışacak olmasından (IRA ve ETA örneklerinde olduğu gibi) mutluluk duymalıydı. Ancak Erdoğan bunu bir prestij kaybı, gücüne yönelen bir tehdit olarak gördü ve ‘bir teneke diktatör’ gibi davranmaya başladı (Orijinali: tin-pot dictator. İngilizce’de ucuz tenekeden gelen ve aşağılık, değersiz, ucuz anlamlarında kullanılan tin-pot kelimesinden türetilen tin-pot dictator, herhangi bir güvenilirliği ve inanılırlığı kalmayan fakat kendisiyle ilgili ihtişamlı sanrıları olan diktatörleri tanımlamakta kullanılıyor. OE). Bu davranışlarını Gezi’de de görmüştük. Bu davranışları AKP içinde de çatlaklar yarattı. Ama şunu sormak lazım: Yüzünde yolsuzluğun izleri varsa, neden bunu sana gösteren aynayı suçlarsın?
Bugün ülkeye istikrarsızlık getiren şey AKP’nin küstahlığı ve giriştiği maceralardır.

AKP 7 Haziran öncesinde bir “güvenlik paketi” yasalaştırdı ve “makul şüphe” gibi hukukçuların eleştirdiği muğlak bir kavramı kullanarak solcuları, Kürtleri gözaltına almaya başladı. Ancak Davutoğlu önceki gün yaptığı açıklamada “Biz bir hukuk devletiyiz. Elimizde intihar bombacılarının listesi var ama onları eyleme geçmeden tutuklayamayız” dedi. Bu açıklama herkesi şoke etti. Bir diğer şoke edici açıklama da İçişleri Bakanı Altınok’tan geldi: “Patlamaya yol açan bir güvenlik zafiyeti yoktu”. Saldırının ardından gelen bu skandal açıklamalar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hükümetin yurttaşlarının yaşam güvenliğini umursamaması şok edici. Ama yeni bir durum da değil. Canlı bombaların eyleme geçmeden önce tutuklanamayacağı açıklaması o kadar tutarsız bir saçmalık ki bu iki soytarının hâlâ hükümette olmalarına şaşırıyorum. Herhalde koltuklarında oturmaya devam etmeleri, Erdoğan’ın düşüncelerinin de bu yönde olmasındandır. Her hâlükârda olayı örtbas etmeye çalıştıklarını söyleyebiliriz. Her hâlükârda olayı örtbas etmeye çalıştıklarını söyleyebiliriz.

Rusya’nın Suriye’deki hedefi...

Türkiye hükümeti herhangi bir hava sahası ihlalinde Rus uçaklarını vurmakla tehdit ediyordu, fakat iki ihlalden sonra bu tehditlerin içinin boş olduğunu gördük. Batı ülkeleri de Rusya’yı Suriye’deki hamlelerinden ötürü suçluyor. Rusya’nın Suriye’deki yeni hamlesinin Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

Rusların hedefi Suriye’de IŞİD’i yok etmek ve rejimi Esad ile veya Esad’sız bir şekilde devam ettirmek. Eğer Rusya bu hedefini gerçekleştirebilirse Türkiye, Suudi Arabistan ve NATO için bir siyasi yenilgi olacaktır. Ama bu hedefine ulaşıp ulaşamayacağını bilmiyoruz.

Türkiye’nin de bu virüse karşı bağışıklığı yokmuş

İki yıl önce Suriye Afganistanlaşırken Türkiye’nin Pakistanlaşması tartışması hakkında “Pakistan ile Türkiye arasındaki en büyük fark, Türkiye’nin sınırındaki cihatçı örgütlerde çok fazla yurttaşı olmaması” demiştiniz. Ancak aradan iki yıl geçti ve artık hem Türkiye’de hem Suriye’de pek çok Türkiyeli IŞİD’ci var. Türkçe görüntülü yayın yapıyorlar, Türkçe dergi çıkartıyorlar ve ülkedeki intihar bombacılarının listesi bile 20 kişi civarında. Türkiye’nin Pakistanlaşması konusunda bugünkü yorumlarınız nedir?
IŞİD’in Türkiye’deki varlığını ve Erdoğan’ın kitlesi üzerindeki çekiciliğini hafife aldığımı anladım. Erdoğan’ı destekleyip sonradan cihatçı köktendinciliğe kayan çok kişi var. Yani Türkiye’nin de bu virüse karşı bağışıklığı yokmuş. Devlet görevlilerinin IŞİD’e karşı resmi desteği ve toleransı da IŞİD’in işini çok kolaylaştırdı. Artık IŞİD yalnızca güç kullanılarak yenilemez. Türkiye’nin hem neoliberal ekonomik politikalara hem de NATO’nun müdahaleci politikalarına karşı çıkan, halka ait bir hükümete ihtiyacı var.