“Erkekler kadının canlı doğasından korkuyor”
19.03.2017 09:36 BİRGÜN PAZAR
Tiyatro oyuncusu Laçin Ceylan, BiTiyatro’da sahnelenen “Etna- Bedendeki Kuyular” oyunuyla izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. Oyunda, öldürülen oğlunun intikamını almak için yola düşen Sophie karakterini canlandıran Ceylan, muhteşem performansıyla izleyiciyi büyülüyor

MELTEM YILMAZ

Muhteşem performanslara imza atıyorsunuz. Peki tiyatro hayatınızda ne zamandır var?

Kendimi bildim bileli. Bir kere ailemde tiyatroya gitme alışkanlığı vardı. İyi oyunlar ve tiyatrocular hayranlıkla anlatılırdı ve muhakkak oyuna gidilirdi. Bir de çocukken benim gitmediğim ve ailemin önceden gittiği oyunlar oyunculardan çok sık söz edilirdi. Ama beni etkileyen en önemli şeylerden biri de, babam ve teyzem başta olmak üzere, ailemde mükemmel hikaye anlatıcıları vardı. Bir olayı, bir durumu yüksek mizahla ve yaşayarak, yorumlayarak anlatma geleneği... Ve daha ilkokula gitmeden önce oyuncaklarımla salonda aileye gösteri yapmak en sevdiğim şeydi.

» İlkokulda evin salonundaki sahnenin yerini ilerleyen yıllarda gerçek bir sahne aldı öyleyse. Bugüne kadar rol aldığınız oyunlardan unutamadıklarınız hangileri oldu?

Bugüne kadar kaç oyunda rol aldığımı saymadım ama aklımda etkili olarak kalanlardan Ferhat ile Şirin, Arka Bahçe, Etna, Kırmızı Siyah ve Cahil , Vurgun oyununu sayabilirim . Bir de yönetmenliğim var. Yaptığım her bir oyun bana çok şey kattı. Ama Yen’i Kiracı yı ve yönettiğim Machbet’i ayrıca anmak isterim .

» Kadınları işleyen oyunlarda rol almak gibi özel bir tercihiniz var mı? Ve en fazla hangi temalara odaklısınız?

Kadın temasını iyi işleyen bir oyun geçerse elime elbette ilgisiz kalamam. Kaldı ki, şu an Bİtiyatro’da sahnelediğimiz, Christine Sohn’un kaleme aldığı, benim de rol adlığım ETNA (Bedendeki Kuyular) adlı oyununun tematik cümlelerinden biri “kadının kurban değil fail olduğu oyun”dur. Yazılma nedenlerinden birisi de, tiyatro eserlerinde kahramanların hep erkek olmalarına karşı bir tepki oyunudur! Sophie karakteri kurban olmayı reddeder. Dolayısıyla bir kadın oyunu oynuyorum zaten.

Ama kadın- erkek diye ayırmadan insana odaklıyım. İnsanın insana birebir uyguladığı faşizm, insanın önce kendi içinde başlattığı faşizm, konu bakımından en çok ilgimi çeken konular arasında. Sömürünün çeşitleri, kapitalizm, şiddet, ırkçılık, emperyalist kuşatmalar... Aile de çekirdek olarak çok ilgilendiriyor beni. İlk sömürü ve şiddet orada başlıyor çünkü çoğu zaman .

» Sizin de sözünü ettiğiniz ETNA – Bedendeki Kuyular adlı oyununuza gelmek istiyorum. ETNA’yı sahneye taşımanızın, Sophie karakterini canlandırmanızın gerisinde ne gibi nedenler yatıyor?

İlk olarak oyunun yazar ve yönetmeni Christine Sohn’un dünyasından ve zekasından, klişeleri hunharca parçalayan cesaretinden etkilendim. İlk çıkış noktası buydu. Sophie’nin ruhu bir sanat icra etmeye çok uygundu. Sophie’nin kumaşında kendimde daha önce fark etmediğim renkler ve özelliklerimle tanıştım. Muazzam bir keşif süreci oldu. Şimdi tüm kadınları, bu oyun aracılığıyla, bu keşif yolculuğuna davet ediyorum.

» Oyunda şöyle bir cümle geçiyor: “İnsan, korkunç şeylerin kılıfıdır”. Sizce de insan, gerçekten de, korkunç şeylerin kılıfı mıdır?

Hiç beklenmedik, aklın hafızanın almadığı korkunç olayları kim yaratıyor bu dünyada? Kediler mi? Ne yazık ki insanlar. İnsan zeka ve birikimini kötülük üretiminde olağanüstü bir çirkinlikle kullanabiliyor. Ama insanlar iyi şeylerin de kılıfı elbet, iyiliği, vicdanı da saklıyor içinde . Ama dünyanın şu anki durumu insanın içindeki korkunç eğilimin daha fazla peşinde olduğunu gösteriyor.

Geçen günlerde sizin kaleme aldığınız bir pasajla karşılaştım: “Kadınların sonunu Ophelia gibi nehirde ölü görmek arzusu var . Onun gibi anasız babasız, delirtmeye uygun, ölüme yatkın.” Ben de bu fikre katılıyorum ancak neden böyle düşündüğünüzü sizden öğrenmek istiyorum.

Aslında cümle kendini yeteri kadar açıklıyor bence, Ophelia’yı bilmeyenlere dahi. Ophelia, içten ve aşık bir genç kadının temsilidir benim için. Erkek gücünün baskın olduğu bir dünya içinde hayranlık duyduğu babası ve aşık olduğu Hamlet vardır. Aşık olduğu için kırılgandır, iktidar ve intikam duyguları karşısında şirazesi kaymış Hamlet’in etkisi altında delirir, çok sevdiği babasını da sevdiği adam öldürür. Acıdan ve çıkışsızlıktan delirir ve bir nehirde ölü bulunur. Cesedi şairane bir tablo oluşturur nehrin içinde. Ve Hamlet’ten sağlığında duymak isteyeceği güzel sözler, ölü bedenine söylenir. Sanki kıymeti cansız kalınca verilir. Ophelia hoş ve çekici bir ceset olarak asıl şimdi güzel, asıl şimdi aşık olunasıdır!!! “

Kadından böyle bir cansızlık bekleniyor erkekler tarafından. “Güzel ve cici ol ama canımı sıkmayacak ideal bir tabloya yerleş”. Ölü doğaya methiye ve kadının canlı doğasından bir korku var erkeklerde. Kadına karşı bir hınç var. Hele ki bizim toplumumuzda!

» ETNA’yı izleyen kadınlardan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Açık söyleyeyim, erkekler oyunla ilgili yorumlarda kadınların karşısında 10-0 yenikler! En ucuz , ortalama ve düz yorumlar onlardan geliyor ne yazık ki. Bir kadının dişli adalet arayışında çılgınca davranması erkekleri rahatsız ediyor belli ki içten içe. Onlar güzelliğiyle cansız Ophelia istiyorlar, dişli ve atak Sophie rahatsız ediyor onları. Ama kadınlar gerçek bir ayrıntı avcısı; satır üstü, satır arası hiçbir şeyi kaçırmıyorlar! Şöyle söyleyeyim; oyunun metnini isteyen onlarca insan oldu, içlerinde bir tane bile erkek yok. Hepsi kadın yoldaşlar.

» Bugüne kadar çok istediğiniz ama canlandıramadığınız bir rol var mı?

Strindberg’in Matmazel Julie’si... Absürd veya grotesk bir oyun yapısı içinde de olmayı çok isterim. Bir de fantastik bir filmde rol almak isterdim iyi bir rol ama. Gözümün kaldığı fazla bir şey yok. Bir de müzikallerden çok haz etmem onlarla gırgır geçen bir oyun hayalim var.

* ETNA -Bedendeki Kuyular- 23 Mart 20:30, 7 ve 27 Nisan 20:30
#bitiyatrobisahne'de