Hormonlu sendikalaşma: Üye var, sendikacılık yok!
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK
2013’te bir milyon olan sendikalı işçi sayısı yüzde 62 artışla 1 milyon 624 bine yaklaştı. Peki, sendikalı işçi sayısı artmış ama nasıl artmış? Neden artmış? Bu artış kime yaramış?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2017 Temmuz dönemi işçi sendikaları istatistikleri, 27 Temmuz 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. İstatistikler, Türkiye’de sendikalaşma düzeyinin ve sendikalaşmanın gelişiminin önemli göstergelerinden biri. 2013 yılının ocak ayından bu yana yayımlanan istatistikler - önceki dönem istatistiklerine göre farklı olarak- nispeten güvenilir nitelikte ve bir seri oluşturmaya imkân veriyor.

Sendikalaşma istatistiklerinin gösterdiği en çarpıcı gerçek, işçi sendikacılığının 2013’ten bu yana nicel olarak büyüdüğüdür. 2013 Ocak ayında bir milyon olan sendikalı işçi sayısı yüzde 62 artışla, 2017 Temmuz ayında 1 Milyon 624 bine yaklaştı. Üç buçuk yılda 620 binden fazla işçi sendikalara üye oldu. Bu azımsanacak bir sayı değil. Nedenleri üzerinde iyi düşünmek ve bu nicel artışın nitel açıdan ne anlama geldiğine bakmak lazım.

Sendikalaşma nicel olarak artıyor ama..
Sigortalı işçileri esas alan –kayıt dışı işçileri dışarıda bırakan- resmi sendikalaşma oranlarına bakıldığında, 2013 Ocak ayında yüzde 9,2 olan resmi sendikalaşma oranının yüzde 12’ye yaklaştığı görülüyor. Kayıt dışı işçileri hesaba kattığımızda ise fiili sendikalaşma oranı yüzde 10,3 düzeyinde. Hem sayısal hem de oransal açıdan işçi sendikacılığında bir büyüme olduğu yadsınamaz. 2013 Ocak ayından bu yana sigortalı işçi sayısı yüzde 28 artarken sendikalı işçi yüzde 62 artmış.

Sendikalı işçi sayısı artmış ama nasıl artmış? Neden artmış? Bu artış kime yaramış? Bakanlık verilerine biraz daha yakından bakalım. Sendikalı işçi sayısı 1,6 milyona yükselirken, bu işçilerin 500 bini toplu sözleşme kapsamında değil. Diğer bir ifadeyle 500 bin işçi, sendika üyesi olduğu halde toplu iş sözleşmesi yapamamış. 500 bin işçi sendikalara üye olmuş ama üye oldukları sendikaları bu işçiler için toplu iş sözleşmesi yaparak onlara bir fayda sağlamamış. Nafile üyelik anlayacağınız! Toplu iş sözleşmesi kapsamı genel olarak yüzde 7 civarında, özel sektörde ise yüzde 5,5. Ortaya çıkan tablo budur.

Halbuki Avrupa’da bunun tersi olur. Toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı sendikalı işçi sayısından çok daha yüksektir. Avrupa’da sendika üyesi olmayanlar da toplu iş sözleşmesinden yararlanırken, memlekette toplu iş sözleşmesinden yaralanmak için sendika üyesi olmak bile yetmiyor. Bir tuhaf sendika üyeliği artış! Hormonlu büyüme! İşçiye faydası olmayan bir artış.

Sendika üyelerinin üçte biri toplu iş sözleşmesiz
Dünyanın en saçma ve engebeli toplu iş sözleşmesi yetki mekanizmalarından biri yüzünden sendika üyesi üç işçiden biri toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında bırakılmış durumda. Çünkü ülkemizdeki yetki mekanizması sendikal örgütlenmeyi zorlaştırmak esası üzerine kurulu. İşçi üye olsa bile bu tuhaf ve saçma toplu iş sözleşmesi yetki mekanizması yüzünden işverenle toplu sözleşme müzakere edemiyor.

Son üç buçuk yılda 620 binden fazla işçinin sendikalara üye olduğunu söylemiştik. Peki, bu 620 işçi hangi konfederasyonlara üye olmuş? İş burada biraz tuhaflaşıyor. 2013-2017 arasında, Türk-İş’in 709 bin olan üye sayısı 198 bin artarak 907 bine, Hak-İş 166 bin olan üye sayısı 378 bin artarak 545 bine, DİSK’in 100 bin olan üye sayısı 46 bin artarak 146 bine yükseldi. Hak-İş üç buçuk yılda yüzde 220 büyürken, yılların konfederasyonu Türk-İş ise sadece yüzde 28 büyüyebilmiş. DİSK’in üye artışı ise yüzde 46 olmuş.

Türk-İş’in temsil gücü 2013’ten bu yana yüzde 71’den yüzde 56’ya gerilerken, Hak-İş’in temsil gücü yüzde 16,6’dan yüzde 33,5’e yükselmiş. DİSK’in ise yüzde 10’dan 9’a gerilemiş. Hak-İş özellikle Türk-İş’in egemenliğini ciddi bir şekilde sarsarak büyüyor. Türk-İş ve Hak-İş arasındaki makas ciddi biçimde daralıyor. Memur-Sen’den sonra bir “Hak-İş mucizesi” yaşanıyor.
Memur-Sen’den sonra Hak-İş mucizesi!

Hak-İş neden bu kadar hızla büyüyor? İşçi haklarını için çatır çatır mücadele ettikleri için mi? İşçi haklarında herhangi bir geriye gidiş yaşandığında hükümetin ve sermayenin karşısına dikilip işçi haklarını amasız fakatsız savundukları için mi? Türk-İş ve DİSK’ten çok daha iyi toplu iş sözleşmeleri bağıtladıkları ve işyerlerinde işçilerin işveren karşısında çok iyi korudukları için mi? Sendikal hareketi az buçuk tanıyan hiç kimse bu sorulara olumlu yanıt veremez. Hatta Hak-İş yöneticilerinin de bu sorulara olumlu yanıt verebileceğini sanmıyorum.

Peki, nedir bu sendikalaşmadaki artışın, aslında Hak-İş’teki olağanüstü tırmanışın sırrı? E-devlet yoluyla üyeliğin sendikalaşmayı artırdığı malum. Ancak e-devlet, bunca hacimli ve asimetrik büyümeyi izah etmeye yetmez. Aslında ortada sır yok. Memur-Sen’in 2002’den bu yana kamu görevlileri arasında örgütlenirken sağlanan kolaylıklardan, koruma ve kollamadan şimdi de Hak-İş de bolca yararlanıyor. Diğer bir ifadeyle Hak-İş, işçi konfederasyonları arasında “en çok müsaadeye mazhar” konfederasyon haline geldi.

Hak-İş üyesi Hizmet-İş Sendikasının 2013’teki üye sayısı 51 bin idi. Hizmet-İş şu an 207 bin üye ile Türk Metal’i de geçerek en büyük işçi sendikası oldu. Hak-İş’in esas olarak belediyeler, kamu taşeron şirketleri ve kamu finans kurumlarında büyüdüğü gözleniyor. Bütün bunlar tesadüf olabilir mi? Elbette değil! Yetki alma ve toplu iş sözleşmesi konusunda kamu taşeron şirketlerde çalışan işçiler için 2015’te getirilen değişiklikler kamu taşeron işçilerin sendikalaşmasında patlama yarattı. Bu işçiler büyük ölçüde Hak-İş’e yönlendirildi.

Sonuçta üye sayıları patladı, kamu taşeron şirketlerde Yüksek Hakem Kurulu tarafından farkını devletin karşıladığı müzakere edilmemiş toplu iş sözleşmeleri bağıtlandı. Üyelikler şişti, aidatlar arttı. Ama bütün bunlar sendikalaşmada yaşanan artışın, hormonlu olduğu gerçeğinin üzerine örtmeye yetmiyor.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız