İki 15 Temmuz: Darbe Girişimi ve Anayasa
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Başarısız darbe girişimi üzerinden 12 ay geçti. Terör örgütünü temizlemek için 12 aylık OHAL yönetimini yeterli görmeyenler, bu dönemin tam ortasında ve 6 aylık zaman diliminde, ‘anayasal düzen’lerini kurdular.

Çifte anayasal sapma

15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonrası, ‘Liyakat İlkesi ve Hukuk Geçerli Kılınmadıkça’ başlıklı ilk yazımın son cümlesi şöyle: “kamu görevlerinde bilgi, uzmanlık ve liyakat geçerli kılınmadıkça, Hukuk Devleti’nin asgari gerekleri yeniden tesisi edilmedikçe, ‘Türkiye barışı’, safça bir umut olmanın ötesine geçemeyecek.” (21 Temmuz 2016)

Anayasa değişikliği teklifinin TBMM Başkanlığına sunuluşu arifesinde kaleme aldığım, “15 Temmuz Anayasası’na doğru mu?başlıklı yazımı ise, şöyle sonlandırmıştım: “Özetle; evet, 15 Temmuz gecesi, darbeciler karşısında sivil siyaset kazandı; ama eğer rejim değişikliği için anayasa gündemi bu şekilde sürdürülürse, ‘demokrasi zaferi’nden söz edilemeyecek. ‘Yeni’ anayasal düzen ise ‘15 Temmuz Anayasası’ olarak anılacak.” (8 Aralık 2016)

İlk önerim havada kaldı; ama ikinci kaygım teyit edildi. Zaten, hukuk ve liyakat ilkesi geçerli kılınsaydı, ‘anayasal sapma’ söz konusu olmazdı. Hükümet, hukuka saygı çerçevesinde olağan anayasal düzene geçiş yerine, Anayasayı askıya alarak, ‘milli ve yerli’ anayasal kazanımları ortadan kaldırmayı hedefleyen bir metnin hazırlanması ve halka kabul ettirilmesi için emek harcadı: “70 günde yüzde 30’u 51.4’e çıkardık.” (Başbakan, 6 Haziran, Hürriyet)

15 Temmuz Anayasası

Bu nedenle, ‘kişiselleştirilmiş anayasal halkoylaması’ (plebisiter anayasa referandumu) birinci ayında, yani 16 Mayıs’ta ‘15 Temmuz Anayasası’ kitabı yayımlandı; 15 günde tükendi ilk bası ve haziran başında 2. Bası yapıldı. 15 Temmuz’da ise, 3. Bası için güncelleme çalışmam nedeniyle, belki meydanlara çıkmayacağım; ama bu anayasa emeği, 15 Temmuz şehitlerini anmanın ve gazilerine saygının bir gereği olarak da görülebilir.

Eğer onlar, demokrasi için 15 Temmuz’da öldü ve yaralandıysa, izleyen aylarda tam tersi uygulama ile, demokrasiyi askıya alan bir anayasa yapımı değil, buna karşı çıkmak, şehit ve gazilere saygıdır.

“İki 15 Temmuz’a da karşıyım”

15 Temmuz Darbe Girişimi’ne karşıyım, 15 Temmuz Anayasasına da. 15 Temmuz ve benzeri gecelerin yaşanmaması için bir daha, hukuk ve liyakatin geçerli kılınması gerektiğine inanıyorum; aynı şekilde, 16 Nisan 2016’da oylanan 6771 sayılı Kanun yerine, insan haklarına dayanan çoğulcu demokrasi için, hukuk devleti ortak paydası ekseninde hazırlanacak ‘yerli ve milli anayasa’ya acil ihtiyaç olduğuna da içten inanıyorum.

Bu mümkün mü? Şu temel çelişkiyi açıkça teşhirle yola çıkabilirsek, neden olmasın?; 15 Temmuz darbe karşıtlığı ile 15 Temmuz Anayasası savunuculuğu birbiri ile bağdaşmaz. Darbe karşıtlığı, darbe ürünü olan anayasa savunuculuğu ile bağdaşmaz. Darbe girişimi, vatana ihanetti; bu nedenle, doğrudan darbe ürünü olan anayasa savunusu, yurtseverlik olamaz.

45 gün dendi; 45 hafta yetmedi

Eğer asıl hedef, hukuk yoluyla Cemaat yapılanmasını temizlemek olsaydı, makul bir süre yeterdi. Ne var ki, bu temizlik harekâtının gizlediği ve araç-amaç sözcükleri ile özetlenebilecek iki hedef var: kendilerinden olmayan ‘demokratik muhalefet’i tasfiye(araç) ve kendi ‘anayasal düzeni’ni kurmak (amaç).

Cemaate karşı mücadele, neden göstermelik? Çünkü cemaatler ile devlet yönetimi arasında mesafe koymak yerine, kötü cemaat-iyi cemaat ayrımı tercih edildi. Bu durumda, birçok eski cemaatçi için, ‘iyi cemaat’, bir tür etkin pişmanlık sığınağı oldu.

Olan, hukuktan başka bir güce inanmayan, ‘fikri muhalif’ kesimlere oldu; bir de, Türkiye’nin anayasal geleceğine.

Anayasal bilgilenme hakkı, yaşamsal...

Aradan geçen üç ay, Anayasa değişiklik amacının, tek kişi iktidarını sürekli kılmak için ‘partiyi kurtarmak’ olduğunu gözler önüne serdi.

Bu nedenle, anayasal bilgilenmeye dördüncü halka eklendi: 15 Nisan sonrası uygulamaları çok yakından izlemek.

İlki neydi? OHAL ortam ve koşullarının Anayasa değişikliğine elverişli olmayışı.

İkincisi, elverişli olmayan ortamda bile, değişiklikte anayasal usule uyulmamış olması.

Üçüncüsü, içerik olarak, hukuk devletinin asgari güvencelerini ortadan kaldırılmış olması.

Uygulamanın yarattığı ‘anayasal kaos’ dönemi, ilk üç halkanın damgaladığı meşruluk sorununu derinleştiriyor.

Adalet Yürüyüşü, ‘15 Temmuz Anayasası’nın gayri meşru özelliğini bütün açıklığıyla gözler önüne serdi. İktidar sarhoşları ise, bunu maskelemek için, yeni sapma ve saptırma yollarını arayadursunlar; artık bu öyle kolay olacağa benzemiyor.