Kahrolsun insan hakları
KAAN SEZYUM KAAN SEZYUM

Haklarını aramak için yapacak hiçbir şeyi kalmayıp da açlık grevinde ölümü bekleyenleri gelin önce güzelce bir tutuklayalım. Bakın bunlar sonra ortamlarda insanları gaza getirmesinler diye bir de hücrelere koyalım. Çok fazla ses çıkartmasınlar diye de vitaminini, ilacını filan eksik veririz. Nasıl olsa artık içerideler. Vatandaşı içerideyken daha emniyetli şu ülke gerçekten.

Sadece açlık grevindekileri darlamakla olmaz. Onların annesi, bababası, eşi, dostu vardır. Onlar da hak aramak isteyecekler. Onları da darlayalım. Bir sokakta oturmak mı istiyorlar, hemen bir bahane bulup paketleriz onları da. Maksat sesleri çıkmasın, boğazları düğümlensin. Haksızlık mı? Bırakın bu işleri. Yeterince görmezsek, kafamızı iyice sıcak kuma gömersek o kadar iyi. Yasaklarla gerçeklerden kaçabileceğini sanan bir yapıyız biz. Gerçekleri görmezsek, gerçekleşmezler. Tabii sadece bizim için geçerli bu. Başkaları görüyor, onları da çok yakında engelleyeceğiz. Ülkemiz hakkında tek bir satır olumsuz yazı bulabiliyor musunuz Vikipedya’da? –Hayır, çünkü erişimini engelledik. İşte adam gibi refah, işte modern gibi modernlik. Adamlık bunu gerektirir…

Sadece açlık grevindekilerin eşini, dostunu, akrabasını, sevenini ya da destekleyenini darlamak da yetmez. Orada sokakta bir heykel var. İnsan hakları heykeliymiş… Biz size bir şey söyleyelim mi? İnsan haklarının ne olduğunu biliyor musunuz da heykeline tapıyorsunuz? Neyse ki sağduyulu davrandık heykeli de gözaltına alacaktık, alamadık, kaldırmak filan zorladı. Bir iki arkadaşımız heykeli kolundan bacağından çekiştirmeye çalıştı ama bir tanesininin fıtığı çıktı, diğerinin de bacağına inme indi. Bi arkadaşımız sonra heykele daha fazla taşkınlık yapmasın diye yakın gözyaşartıcı sprey sıktı, maalesef onun da kendisi etkilendi gazdan.

Hal böyle olunca kamuoyunu karıştıran, sokaklardaki insanların huzurunu bozan sözde insan hakları heykelinin çevresini bariyerlerle sardık. Artık kimse bu heykellerin provokasyonuna gelemeyecek.

Ya bu arada insan hakları demişken, bunların hepsi ajan ajan. Mevzuyu, insan haklarını bizden iyi mi bileceksiniz? Alın size iki günlük insan hakkı, bozdurup bozdurup harcarsınız. Gazeteci gazeteciliğini yapacak bu memlekette, heykel heykelliğini bilecek, öğretim görevlisi de öğretim görevlisi gibi davranacak. Nedir derdiniz? Elinizden işinizi, sosyal haklarınızı filan almışız.

Savcım sordu “Ölüm orucu eylemi yapmanız konusunda size ne tür menfaatlar sunulmaktadır?”… Savcım işini biliyor. Bu insanlar ölerek nasıl bir rantın peşindeler. Zihin çekiç gibi olunca her şeyi çivi gibi görüyor. Biz ise her şeyi rant ve kazanç olarak görüyoruz… Sor savcım, sor iyice sor: “İhraç edildiğiniz halde nasıl geçinebiliyorsunuz?”… Savcım ezberleri bozuyor, insanlık insanlık görsün. Savcım aslında şunu demek istiyor “Sizi beş kuruşsuz, çaresiz bıraktık, buna rağmen nereden geliyor bu derenin suyu?”… Ya biz sizi beş parasız, sosyal güvencesiz bıraktık “İhraç edildikten sonra ekonomik zorluk içinde olmanız gerekirken siz eylem yapıyorsunuz.”… Biz sizi meteliksiz ve çaresiz bıraktık ama kimsesiz bırakmamız da gerekiyor demek ki. Neyse, kısa sürede göz göre göre siz ölüme giderken biz boş boş başka yerlere bakacağız. Bir soru soran olursa da “Türkiye’de en süper demokrağsi var, insanlar insanca yaşıyor, kimse bize kelime konuşmasın, en iyisiniz biz biliriz” deriz. Zaten unutulur bir iki güne…

Bak mesela, sokakta dövüle dövüle, vurula vurula öldürülen çocuklarımızın katillerine de gerekiyor insan hakları. Çocuklarımızı unuttuk ama onları da düşündük. Hayalimiz ne biliyor musunuz? Limitsiz sorumsuzluk… Ama bir yandan da her şey bizden sorulacak. Her şeye biz karar vereceğiz ama hiçbir şekilde sorumluluk almayacağız. Bir yerde bir şeyler yanlışsa vatandaş önce kendine çeki düzen verecek. Otoriteye itaat edecek ki, dik durabilsin otorite. İktidar demek bizimki dışındaki tüm fikirleri ezmek, herkesi hemfikir yapmak demek. Biz bu ülkenin birleştirici harcıyız. Biz bu ülkenin betonuyuz. Biz betonuz bizzat.