Kapitalistler, İslamcılar ve 1 Mayıs…
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

1 Mayıs, sömürüye ve zulme karşı, kapitalizme karşı emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü…

Şimdi sadece kapitalizme değil aynı anlamda İslamcı faşizme de karşı…

• • •

Dün Cumhuriyet gazetesinde Aslı Aydıntaşbaş’ın “İslamcılık mı dediniz?” başlıklı yazısını okudum. Aslında bir bütün olarak sıkıntı yok. Yenilen haltlara bakıp haliyle “hayranım bu pragmatizme” diyen ironisinden sonra dikkatimi çeken, İslamcılık ile kapitalistlik arasına koyduğu çizgi: “Yıllar yılı Türkiye’de olan biteni ‘İslamcılık’ etiketi altında açıklamaya çalışan bütün analizler, birer birer çöktü. İslamcılık sadece Başakşehir ve Sultanbeyli içinmiş.” Belki bu sözler de bir ironidir lakin şu tespit hiç matah bir şey değil: “[Erdoğan] İslamcı değil son derece pragmatik bir siyaset arayışında. Bunu da bir tek bizim İslamcılar anlayamadı.”

İslamcılık ve kapitalist siyaset birbiri karşısına konulabilir mi? İslamcılar tam da bu ikisinin mütemmim cüz olduğuna iman etmiyorlar mı ki, olup biteni ‘anlayamamış’ olsunlar?

Şimdiki rejimin bir yanı İslamcılık ise bir yanı kapitalizm, hem de en vahşisinden… Elbette faşizm kapitalizmin rejimidir. Faşizmde her şeye ey- ey yine de ey-ey diye posta konulabilir. Ama faşizmde bir tek kapitalizme heyheylenilemez!

Tek adam rejimi olur, tek adam kapitalizmi olabilemez. Çünkü (Aydıntaşbaş’ın da altını çizdiği üzere) ellerindeki kapitalist devletin en önemli özelliği şirketleşmesi. İnşaatçılar nemalanacak, enerjiciler nemalanacak. Elbette Reis’e komisyon ödeyecekler o ayrı…

İşte bu şirkete de piyasa lazım. Hani küreselleşme diyoruz ya, küresel şirketlerin yani emperyalizmin suyuna gitmeyen bir faşizmi de, kapitalizmi de zinhar yaşatmazlar.

Bakmayın ikide bir Haçlı ordusuna karşı cihatlar açmalarına… Onu hakkını vererek IŞİD yapıyor! Ama yerli ve milli cihatçılar/İslamcılar sapına kadar kapitalisttir ve dolayısıyla elbette ‘pragmatisttir’ (bu kelimeye mim koyun).

Avrupa Birliği olmazsa bir vakitler ‘demokrasileri’ olmazdı, şimdi de faşizmleri olmaz ve hatta İslamcılıkları da… Çünkü yerli-yabancı bütün kapitalistlerin dinleri imanları, son çözümlemede paradır para…

Gördük işte… Rusya ile ilişkileri nasıl düzelttiler. İsrail’e temenna çektiler. AB ile flört yeniden başladı. Şimdi bütün her şey Trump’ı hatırlatıyor onlara, birkaç hafta sonra hele bir öpüşsünler, koklaşsınlar başka bir şey istemiyorlar yani…

Böyle yapınca İslamcılıktan vazgeçmiyorlar ki. Pragmatizm, İslamcıların da en baba silahıdır ve adıyla sanıyla vardır, ‘takiyye’dir! Önce bunu unutmayalım.

Hani şakşakçıları bazen “pragmatik bir liderdir, ileri görüşlüdür, şartlar neyi gerektirirse onu yapar” derler ya… İzlediğimiz ise hem İslamcı hem alaturka bir pragmatizm olsa gerek. Siyaset dilinde her zaman düpedüz “çıkarcı yaklaşım sergileyen”, düpedüz “yalancı” denilemediği zaman işte kibarca “pragmatist” denilebiliyor.

Mesela bugün 1 Mayıs. Önce mutlaka Nisa Suresi 59. Ayeti okurlar: “Ey iman sahipleri! … Sizin içinizden olan iş ve yönetim sahibine itaat edin.” Yani işveren kapitaliste ve devletin patronu Reis’e itaat edin. İslamcı olun, kapitalist olun ve fakat pragmatist/takiyyeci olmayı unutmayın. Böylece “İşçi bayramımız mübarek olsun” derlerse hiç şaşırmayız!

En son söylediği “bir gece ansızın gelebiliriz” şarkı nakaratı da bu türden, ama o şarkının Ümit Yaşar Oğuzcan’a ait güftesi şöyle bitiyor:

“Ya da unuturum kim olduğumu / Hatırlamam belki adımı bile / Belki de çıldırır, deli olurum…”

Çünkü bugün her yer 1 Mayıs marşımızla çınlıyor:

“Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır/ Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez/ Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde… / Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider/ Devrimin şanlı yolunda bir kâğıt gibi erir gider…”