Kar, gazeteciliği felç etti
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

“Tarihi günlerden geçiyoruz” cümlesi bile artık klişe oldu. Oldu olmasına da sahiden tarihi günlerden geçiyoruz. Bir defa OHAL koşullarında apar topar yangından mal kaçırırcasına anayasa değişikliği referandumu için mecliste oylamalar yapılıyor. Bu görüşmeler yapılırken Meclis Tv’ye yayın yaptırılmıyor. Hayrola neyi gizliyorsunuz diye sormak yasak hatta meclisteki oylamada “gizli oy” koşullları bile ihlâl ediliyor. Bu sırada dolar rekor üzerine rekor kırıyor. İleride bu tarihi dönemin filmi / belgeseli çekilse yönetmen için müthiş bir metafor olsun diye mi bilmem o sırada durmaksızın kar yağıyor ve bu kar, zaten gazetecilik yapma gibi bir niyeti olmayan ana-akım medyanın imdadına yetişiveriyor. Bırakalım ana-akım medyayı, umutsuzluk içindeki sosyal medya eşrafının da imdadına yetişiyor. Doğanın rövanşı da diyebiliriz ama konu gazetecilik olunca işin boyutu değişiyor. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda “kar” örneği başta olmak üzere gazetecilik yapmama yolları üzerine bir seçki sunmak istiyorum.

Kar hayatı felç etti
Bu yoğunlukta kar yağışının haber değeri yok mu? Elbette var. Ancak böylesine önemli bir anayasa değişikliğinin oylandığı günlerde bütün derdiniz “Kar” olduysa sizin yaptığınıza gazetecilik değil olsa olsa 5n1kar gazeteciliği denir. Açılan yollar, kapanan yollar, karın tadını –en çok- çıkaran çocuklar, kayan arabalar. Her yerde kar var, kalbim senin bu gece durumu yani. Tabii medyanın kâr etmesi için bu da şart. Her neyse karın tadını bence en çok çocuklar değil gazetecilik yapmak istemeyen gazeteciler çıkartıyor bu kez.

Ölenlerin hikâyeleri
Bombalı terör saldırıları kabusumuz oldu. Her saldırının ardından da içimizi acıtan hayat hikâyeleri çıkıyor. İster istemez etkileniyor insan. Böyle anlarda “yayın yasağının” olay yeri görüntülerine geldiğini sanıyoruz ama asıl görünmez yayın yasağı başka. Çünkü zaten olay yeri görüntüsünün toplum psikolojisine de haberin ana unsurlarına da faydası yok. Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden Prof. Dr. Çiler Dursun’un Twitter’da yaptığı bir uyarı çok yerinde: “Medyada terör haberleri, kurbanların hikayelerine odaklanıyor. Çünkü olayların tarihselliğini, dolaylı ve doğrudan aktörleri konuşamıyorlar.”

Hatırlayacak olursak, tüm bu bombalı saldırıların bir başlangıcı sayılabilecek 11 Mayıs 2013’teki Reyhanlı saldırısından sonra, doğrudan bir muhatap aranmış ve bulunmuştu: “Reyhanlı saldırısının ardından yayın yasağına rağmen Bugün, Habertürk, Hürriyet, Sabah, Yenişafak ve Vatan gazetelerinin manşeti aynıydı. Bombaların parasının Esad’dan geldiği vurgusu, katillerin Suriye’ye kaçtığı gibi detaylar birbirine benzer vurgularla sunuluyordu. Hürriyet gazetesi “Bombalara Esad parası”, Habertürk gazetesi “130 bin liraya 50 can” başlığıyla olayın parasal boyutuna giriyor ve habere inandırıcılık katıyordu.” (italik kısım 24.08.2016 tarihli yazımdan) Belli ki bu istihbarat bir noktadan tüm gazetelere ulaştırılmış ve böyle işlenmesi istenmişti. Bugünün sert muhalifleri arasında yer alan Cengiz Çandar o günlerde Radikal’de yazdığı bir yazıda “Reyhanlı’daki patlamaları ve şimdiye dek herhangi bir benzeri olayda görülmemiş yükseklikteki can kaybını, Ortadoğu politikasında ‘etkili bir aktör olmanın ‘kaçınılmaz maliyetlerinden biri’ olarak görmek gerekiyor” diye yorumluyor ve şöyle ekliyordu :“Türkiye’nin ulaştığı gelişme düzeyi ve uluslararası sistemin içine girdiği kalıp, Ortadoğu’da ‘etkili bir aktör’ olmaktan öteye ona bir şans tanımıyordu.”

Yaklaşık 3,5 yıl sonra bugünün Türkiye’sinden bakınca her şey çok farklı. Bir zamanlar “Ortadoğu’da etkili bir aktör olmanın maliyeti, ulaştığımız gelişme düzeyi” dediğimiz şeyler üzerine pek konuşamıyoruz. Daha eskiden nasıl her şey Ergenekon’a bağlanıp şıp diye çözülüyorsa bugün de FETÖ’ye bağlanıp şıp diye çözülüyor. (bkz: Dünkü Star manşeti) Nedeni, nasılı üzerine bir gazetecilik çabası ufukta görünmüyor. Göründüğü yerde engelleniyor zaten. Kar küreme araçlarının nasıl çabaladığı üzerine yarım saat haber gireriz olur biter. Kar bir şeylerin üzerini örtüyor. Bembeyaz, tertemiz bir örtü ama kuşatıldığımız yalan beyaz bir yalan değil maalesef . Ne diyelim, kar gazeteciliği felç etti diyelim en iyisi.