‘Karanlıklarda mum yakmaya devam ediyoruz’
15.02.2017 08:24 KÜLTÜR SANAT
Okurlarına sunduğu 1000’inci kitabıyla, 30 yıla 1000 kitap sığdırmayı başaran Ayrıntı Yayınları’nın kurucularından İlbay Kahraman ile başarı öyküsünü ve yayıncılığı konuştuk

BURAK ABATAY - @abatayburak
[email protected]

Ayrıntı Yayınları Türkiye’nin uzun ömürlü saygın yayınevlerinden. Dile kolay 30 yıldır sektörde faaliyet gösteriyor. 30 yıllık ve 1000’inci kitaba gelen serüveni yayınevinin kurucularından İlbay Kahraman ile konuştuk.

» 30 yıllık serüven... Nasıl geçti bunca süre?
Sorunlu bir başlangıçtı bizimkisi. 12 Eylül’ün karanlığının sürdüğü bir dönemdi. İnsanlar karanlıkta yürürken bazen el yordamıyla yürür. Bazen ışık hüzmelerinden yararlanır. Yolunu bulmak için de birtakım deneyimler sağlamaya çalışır. Bizimki de öyle bir şeydi. Karanlıkta yürümemizi kolaylaştıracak bir şeyler arıyorduk. Geçmişimizde yayıncılık yoktu. Ama o karanlıkta bize yardım edecek bir yardımcı olarak yayıncılık yaptık. Bir rehber olarak göründü. O zaman bu işi yapanlar arasında kardeşim vardı. Bu işi onlar planladı. O zamanlar devlet memuruydum. Fikri biliyordum, onlara destek oluyordum. O dönemde sol yenilmişti ve yeni çıkış kapıları arıyordu. Dünyada da yenilmenin işaretleri vardı. Kendine yeni yeni çıkış kapıları arıyordu sol. Birtakım post-modern akımlar ve sola yönelik eleştiriler vardı. Ekolojik hareketler bunlardan birisi oldu mesela. Onların Türkiye toplumuyla tanışmasını istedik. Böyle bir yayın politikası başladı. Yolculuk öyle yürüdü. Bunun için de öyle bir isimle, Ivan Illich ile Şenlikli Toplum kitabıyla başladık.

» Bu 30 yıllık uzun bir süreç. Kendinizi yayınevi olarak nerede konumlandırıyorsunuz?
Daha tecrübeli olarak görüyoruz. Evet, 30 yıl çok uzun bir süre değil ama birtakım deneyimlerden yararlandık. Türkiye’de geçmişte yapılan yayıncılıktan, deyim yerindeyse, el aldık. Kendi deneyimlerimizi oluşturduk ve bugüne geldik. Butik, sadece çeviri kitaplar yayımlayan bir yayınevi iken bugün daha farklı alanlarda faaliyet gösteren, telif kitaplar da yayımlayan, daha geniş yelpazeli bir yayınevi haline geldik.

Ayrıntı Yayınları, Türkiye yayıncılık tarihinde adından sık sık söz ettirmiş saygın bir yayınevi. Bu yıl 30. kuruluş yılını kutlamanın mutluluğu içerisinde

» 30 yıl önce yayıncılık nasıldı, bugün nasıl?
30 yıl önce okumaya daha aç bir kitle vardı. Biraz önce tarif ettiğim gibi, karanlıkta insanlar el yordamıyla yürürken, gösteri yok, demokratik bir ortam yok ve insanlar da sadece okumaya yöneliyordu. Dolayısıyla, o zaman yayıncılık biraz daha kolaydı. Hele hele bizim seçtiğimiz yolda, çok fazla rakibimiz de yoktu, dolayısıyla daha rahat yürüdük. Ama bugün öyle değil. Yayıncı sayısı arttı. Buna paralel olarak okur sayısı da artıp çeşitlendi. Bugünün ortamında “bugün oku yarın unut!” türü bir okur kitlesinin oluştuğu da söylenebilir. Biz de bu tür bir okura adapte olmak istemiyoruz aslında. Yapmak istediğimiz yayıncılık, bilgiyi ve birikimi çoğaltan, buna önem veren bir yayıncılık.

» Okur sayısı üzerinde etkili olan bir parametre olarak eğitimden söz edebilir miyiz?
En başta eğitim. Neden eğitim? Çünkü biz kültür yayıncılığı yapıyoruz. Belli bir bakış açısı gerektiren yayınlar üretiliyor. Bunun bir yan dalı da politika. Yani dünyaya politik bir bakış açısıyla bakmalısınız ki, bizim yayınlarımıza ilgi duyasınız. İnsanlar giderek politikadan soğutuluyor, politikadan korkar hale geliyor. Babalar böyle düşünüyorsa, çocukları da bundan azade yetiştiriliyor. Üçüncü bir şey, devletin kültür politikaları da buna uygun değil. Devlet daha çok tebaa yetiştirmeye çalışıyor. Bu dönemlerde de çok rahat görebiliyorsunuz. Bir işaret verildiğinde sürüye katılacak koyunlar istiyor. Biz hiçbir zaman koyun istemiyoruz. Tam aksine başkaldıracak, kendisi olacak ve hayır diyebilecek bir okur kitlemiz olsun istiyoruz. Bu da bu sistemle çelişen bir şey.

» Yayınevlerinin bu konuyla alakalı bir özeleştirisi var mı?
Mutlaka vardır. Diğer yayınevleri de bunu değerlendiriyorlardır. Biz de birtakım çıkış noktaları arıyoruz. Okur kitlemizi genişletecek stratejiler oluşturmaya çalışıyoruz. Demin söylediğim okur kitlesine ulaşabilecek yayın politikası geliştiriyorlar. Bestseller yayıncılığı bu yüzden var. Ama biz bunu yapamayız. Bizim okurumuz biz bunu yaparsak yargılar. Yaptığımız diziler bu yüzden önemli.

İdea diye bir dizi yaptık. Düsturumuz şuydu, inananlar neye inanıyorlar bilsin, inanmayanlar da neden inanmıyorlar onu bilsin istedik. 5 ciltlik bir dizi olan İhvan-ı Safâ Risâleleri de bu yüzden önemli. Abbasiler döneminde yazılmış bir kitap. Darwin’den bin yıl önce, İslam’da evrimin tartışıldığını görürsünüz. Bin yıl önce İhvan-ı Safacılar evrimden bahsedebildi. Bugün bu yazılanları bir camide söyleseniz sizi linç ederler. 900’lü yıllarda bir şey denmezken 1050’li yıllarda bu kitapların birçok nüshası yakılmış. Bizim yakmak istediğimiz ışık da, bu karanlıkları aydınlatmak için. Karanlıklarda mum yakmaya devam ediyoruz.

» Yayıncılığın maddi sorunları neler?
Devlet, elmastan KDV almazken, kitaptan KDV alıyor. Kâğıt fiyatları altın gibi. Aldı başını gitti. Peşin parayla kâğıt alınıyor. Ya da en fazla 3 ay vadeli. En fazla 3 ay vadeyle kâğıt alıp, en az 5 ay vadeyle kitap satıyorsunuz. Arada böyle çelişkiler var. Yayıncılığın kendi içinde çok ciddi sorunları var. Bir tek yayıncı kuruluşla biten bir durum yok. Grafikerinden redaktörüne, yazarından son okumacısına herkesin farklı problemleri var bu sürecin içerisinde. Kültür yayıncılığında farklı, eğitim yayıncılığında farklılık arz eden bir durum bu.

» Bu süreç içerisinde basmak istediğiniz ama basamadığımız kitap ya da yazar oldu mu?
Marx’ın, Lenin’in bütün eserlerini basmak isterdim. Bir okuru olarak ben onları okumak isterim. Ben istersem, birileri de muhakkak isterdi.

» Yakın zamanda hayata geçirilmesi planlanan istekler var mı?
Peyderpey hayata geçiriyoruz. 999. Kitap olarak Marx’tan seçmeler yayımladık. O kitabı seçerken iki şeyden hareket ettik. Bir, bizim kuşağımız, çok fazla kitap bulabilen ve kaynaklara çabuk ulaşabilen bir kuşak değildi. Şimdi en azından Marx’ı Marx’ın ağzından öğrensinler. Orada Marx’ın hemen hemen bütün kitaplarından parçalar var. Oradan öğrensinler istedik. Hegel’i ve Kant’ı Marx’tan öğrendik. Bizim dönemimizde ne Hegel’in Fenomenolojisi ne de Kant’ın kitapları vardı. Şimdi var ama keşke hepsi bir arada olsa. Bunun için de böyle bir felsefe dizisi yaptık. Kant’ın, Hegel’in kitaplarını ve sözlüğünü yayımlamaya çalışıyoruz ve daha pek çok önemli çalışma...