Kırmızı Kaplumbağa: Bu filme ihtiyacınız olabilir
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ
Doğanın tarafsızlığını ve gücünü vurgulayan film zaman algısını yerle bir ederek, bakış açımızı doğaya mühürlüyor. Sığlığın, ucuzluğun, yalanın, ahlaksızlığın başımıza illet gibi yapıştığı bu günlerde bu filme koşarak gitmeniz gerek. Sinemaya sığının

Kırmızı Kaplumbağa aslında yalın bir fabl. Film, ıssız adaya düşen bir adamın Robinson Cruose benzeri hayatta kalma mücadelesini biraz daha farklı ve anlamlı masalsı bir hikâyeye taşıyor. Bu evrilen masalsı hikâye ile felsefi soruları da beraberinde getiren film doğa-insan ilişkisine dikkat çekerek çevreci bir mesajla son buluyor.

Hayatta kalma ahengi
Japon manga ve anime sanatçısı Hayao Miyazaki’nin isim babalığını yaptığı Japonya merkezli Studio Ghibli Oscar ödüllü Hollandalı illüstratör olan film yönetmeni Midhaël Dudok de Wit ile Kırmızı Kaplumbağa (The Red Turtle) isimli bu animasyon filme beraber imza attı. İsmini bilmediğimiz bir adam bir felaket sonucu denizde savruluyor ve ıssız bir adanın sahiline vuruyor. İçinde bulunduğu bu durumla barışmaya çalışan adam bambulardan sal inşa ediyor ve bu salla adadan ayrılmak için her denize açıldığında, sal gizemli bir şey tarafında alabora ediliyor ve adam gerisin geri adaya geri dönüyor. Önce bu gizemli şeyin kırmızı bir kaplumbağa olduğunu anlıyoruz ancak hemen sonra bu kaplumbağanın sıradan bir hayvan olmadığını keşfediyoruz.

Stil ve içerik uyumu
Kırmızı Kaplumbağa’nın bir yönüyle alegorik bir film olduğu söylenebilir. Özellikle biraz fazla bariz bulduğum ekolojik mesajı olduğu aşikâr. Modern hayattan tamamen izole bir şekilde insanın doğanın tam kalbinde kendisi ve doğa ile önce savaşı ardından barışının anlatıldığı hikâyesi küçük ama anlamlı. Hikâyesi bu denli basit olmasına rağmen izleyicide bıraktığı etki bir o kadar büyük ve kalıcı. Kırmızı Kaplumbağa çocukların da izleyebileceği ama daha ziyade yetişkinlere yönelik bir film. Tatlı ekşi finali ile Disney dünyasından fazlasıyla ayrılıyor. Film diyalogsuz ama sessiz değil. Hatta doğanın sesi ve ateş böcekleri başrolde. Film müzikleri ise seyirciye diyalogsuz bu filmde öncülük edecek derecede başarılı. Filmin en sevdiğim sahnesi, tsunami sonrası sahilde yakılan büyük ateş oldu. Bu sahne ile bütün elementler birleşti ve bir büyük final yaşandı. Özellikle o kadar yeşil ve mavi renklerin ardından kocaman bir ateş eşliğinde portakal rengi sinema salonunu sardı. Bu sahne bir felaket sonrası gayet iyi düşünülmüş dramatik bir kapanış hissi yarattı. Bundan sonra film yine yeşile bürünebildi.

***

Animasyonu işin ehline sormalı

kirmizi-kaplumbaga-bu-filme-ihtiyaciniz-olabilir-260912-1.

Filmin çizim tarzı, Fransız çizgisine yakın tarzı olan Berat Pekmezci’nin çalışmalarında da göze çarpıyor. Bu özel tarzı ve filmin animasyonun teknik yönlerini daha iyi keşfedebilmek için illüstratör, tasarımcı, çizer Berat Pekmezci ile konuştum.

» Film en büyük reklamını Stüdyo Ghibli ismi ile yaptı. Filmin sanat tarzını nasıl tarif edersin?
Studio Ghibli filmi olarak tanıtımı yapılmış olsa da Kırmızı Kaplumbağa görsel olarak tam bir Frankofon animasyonu. Karakter tasarımlarından arka planlara, renk paletinden figür hareketlerine, ‘Ligne claire’ (temiz çizgi) olarak bilinen Fransız çizgi tarzının tüm karakteristik özelliklerini taşıyor.

» Doğa o kadar detaylıyken, insanlar çok sade ve ayrıntısız çizilmiş. Neden sence?
Aslında bu detay farklılığı teknik bir nedenden dolayı. Klasik cell animasyonlarda arka plan çizimleriyle ön plandaki hareket eden figürler ve objeler ayrı ayrı hazırlanır. Arka planlar sabit olduğu veya daha ufak hareketler içerdiği için daha detaylı çizimler halinde çizilir. Ön plandaki figür ve objelerin ise her hareketi kare kare çizildiğinden, devamlılığı ve tabii ki çizimleri kolaylaştırmak için daha sade çizgiler kullanılır.

» Türkiye’de böyle bir animasyon yapılabilir mi? Yönetmenin animasyoncu olması şart mı?
Teknik altyapı ve çizer yetkinliklerine göre değerlendirirsek, evet yapılabilir. Reklam sektörü için çok sayıda iş yapılıyor. Ama gerçekçi olursak kimsenin böyle bir film için yatırım yapmayacağını tahmin edebiliriz. Yönetmenin animasyon deneyimi de olmalı tabi. Teknik olarak klasik sinema üretiminden çok farklı bir süreç izleniyor ve işi ‘yönetmek’ için bunlara da hakim olması lazım.
Doğanın tarafsızlığını ve gücünü vurgulayan film zaman algısını yerle bir ederek, bakış açımızı doğaya mühürlüyor. Sığlığın, ucuzluğun, yalanın, ahlaksızlığın başımıza illet gibi yapıştığı bu günlerde bu filme koşarak gitmeniz gerek. Sinemaya sığının... ve buna, aslında ne kadar küçük olduğumuzu gösteren bu dev filmle başlayın.