Korku vakti
ALKAN AVCIOĞLU ALKAN AVCIOĞLU
Her yaz olduğu gibi bu yaz da sinema salonları korku filmleriyle dolup taşacak. Henüz tarihi açıklanmayanlar bir tarafa, önümüzdeki 3 ay boyunca vizyona gireceği açıklanan korku filmlerinin sayısı 22’yi bulmuş durumda

‘666 Cin Musallatı', 'Sinsiran: Yasak Aşk', 'Nefrin', 'Deccal 2', 'Büyü 2', 'Bezm-i Ezel', 'Cinayet-i Aşk', 'Semur', 'Alem-i Cin', 'Siccin 4'... Önümüzdeki aylarda vizyona girecek yerli korku filmlerinden bazıları. Neredeyse her hafta bir yabancı ve bir yerli korku filminin vizyona gireceği Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında vizyona girecek korku filmi sayısı 22. Bu filmler izleyiciyi ne kadar korkutacak bilinmez. Fakat geçmişte yazları vizyona giren korku filmlerinin eleştirel karnesini göz önüne alırsak, bu rakamın eleştirmenleri korkuttuğu kesin.

Yukarıdaki rakamı son 5 senenin verilerine yerleştirince ortaya açık bir trend çıkıyor. Yaz aylarında vizyona giren korku filmi sayısı 2013'te 12, 2014'te 13, 2015’te 19, 2016’da 17, 2017’de ise şimdilik 22 olarak gözüküyor. Trend nereye kadar devam eder bilinmez ama yerli devam filmlerinin sayıyı önümüzdeki senelerde daha da yukarı çekeceği kesin.

Bu hususta şunu vurgulamak gerekiyor; bu trendin dünyadaki trendlerle bir ilgisi yok. Global düzeyde sinema için üretilmiş korku filmlerinin sayısı aslında düşüş eğiliminde. Yerli korku filmlerinin üretim sayılarındaki ve toplam izleyicisindeki artış, bu trendin buraya özgü dinamikleri olduğunu işaret ediyor. Lakin başka ülkelerde vizyona bile girmeyen ve DVD pazarı için üretilmiş yabancı korku filmlerini Türkiye vizyonuna mıknatıs gibi çeken de aynı dinamik. Bu yaz 20’nin üzerinde korku filmi vizyona girecek başka bir ülke daha bulmak zor. Üstelik de bu filmlerin yarısından fazlası yerli yapım olan.

Yerli korku furyası
Yerli korku sinemasının ilk dikkat çeken özelliği sinema salonlarıyla hayat bulabilmesi. Pek çok korku filminin DVD’si piyasaya çıkmıyor ve bazıları bir daha TV’de bile karşımıza çıkmıyor. Yaz aylarında sinemalara uğrayan bir hayalet gibi gelip geçiyorlar. Korku furyasının yegane pazarının sinema salonları olması, genç bir izleyici kitlesine işaret ediyor. Bu janra özgü filmlerin tüketiminde, büyük perde ve karanlık salon önemli bir rol oynuyor.

Yerli korku filmlerinin evrimine baktığımızda ikinci dikkat çeken nokta, anlatı dünyasında çoğunlukla dini referansları merkeze alıyor ve mitlerden besleniyor olmaları. Motifler farklılaşsa da genellikle korkunun ana kaynağı gündelik dünyadan değil, diğer boyutlardan geliyor. Çıkış noktaları ve hikayeleri farklı olsa da anlatım stratejileri nedeniyle, çoğu film benzer bir küme altına toplanabiliyor. Dramatik yapı modeli, çoğunlukla Amerikan ve Asya sinemasından ödünç alınan, kısa süreli yerinden sıçratan korkutma taktikleri etrafına kurulu. Atmosfer, prodüksiyon değerleri, dramatik derinlik gibi kriterler genelde ikinci plana atılıyor. Çok kısa sürede yapılan çekimler, vizyon tarihine ucu ucuna yetiştirilen son kurgular, bu kriterlerde niteliğin daha da azalmasını beraberinde getiriyor. Özel efektler ve makyaj ise üzerine en fazla ağırlık verilen ve geliştirilmeye çalışılan unsurlar. Fakat sadece “korkutan” sahnelere odaklanmak dramatik temellere karşı bir miyopluk yaratıyor. Sadece çarpıcı fragmanlarına umut bağlayan pek çok örneğin, dünya sinemasındaki günümüz standartlarından uzak düşmesinde bu durum önemli pay sahibi.

Hemen hemen tüm filmlerin pazarlama stratejileri, film isimleri, afiş ve fragman gibi izleyiciye ulaşmak için kullandıkları araçlardaki dilleri de çok benzer. Farklılaşmak yerine tekrar edici olmak yerli korku sinemasının en kötü alışkanlıklarından biri. Ticari kaygılar ve üretim süreci, yaratıcı veya yenilikçi olmayı destekler nitelikte değil. Furyadaki başka filmlere benzeyerek ticari potansiyelini kolaylıkla arttırabilen yerli korku filmlerinin, bu döngüyü kırması zor. Hal böyle olunca, korkuyu biçimsel yollar aracılığıyla yaratmakla pek ilgilenmeyen bir yerli korku sinemamız oluyor. Yerli korku furyasının önündeki en büyük engellerden birisi de bu: Anlatı motifleri açısından bir karakteristiğinden söz edilebilmesine rağmen, dramaturjik açıdan kendine özgü bir stili ve dili olmaması. Nicelikteki artışın niteliğe de yansıması için, hikayenin sinema dilindeki karşılığını biçimsel olarak aramak anahtar niteliğinde.