Mültecinin intiharı
AYÇA SÖYLEMEZ AYÇA SÖYLEMEZ

Herkesin farklı hayalleri var. Kimininki çocuğunu iyi bir okula göndermek, kimininki okulu bitirip iş bulmak, ayakkabı almak, Küba’ya gitmek, dondurma yemek, ay sonunu borçsuz çıkarmak…

Hiç kimse her istediğini her istediği zaman elde edemese de, hayal kurmak sahip olmak değil, umut etmek zaten. Hayat tekdüze giderken hayaller büyür, sorunlar büyüdükçe hayaller, hayatın gailesine yakınsar.

Büyük hayallerle sıradan ve mutlu bir hayatı yaşarken, bir anda tüm hayatınız darmadağın olur, sevdikleriniz, hatta tanıdığınız herkes ölür, eviniz, okulunuz, işiniz yıkılıp yok olur, açlık ve susuzlukla tanımadığınız bir ülkede, bilmediğiniz bir dille kalırsanız ne olur peki? Hayalleriniz de değişir herhalde değil mi? Ya da hayalleriniz o yıkıntıların arasında kalır.

Ülkesinde savaş çıktığı için kaçmak zorunda kalan her mülteci, aşağı yukarı bunları yaşadı, yaşıyor. Gittikleri yerde eşya ya da köle muamelesi görüyor, memleketinde doktorken burada tekstil atölyesinde emeği sömürülen işçi ya da evsiz bir dilenci oluyor, ne evi ne ailesi ne işi ne de hayali kalıyor.

Belki bir daha hiç mırra içemeyecek, belki bir daha hiç kendine ait bir odası olmayacak. Terk edilmiş yıkık bir binanın bodrumunda ya da naylon bir çadırda barınma, güvenlik, hijyen gibi temel haklardan mahrum, her türlü saldırıya açık şekilde yaşamaya çalışacak.

Bir de o ülkenin İçişleri Bakanı kalkıp, “[Avrupa’ya] Çok arzu ediyorsanız bir Geri Gönderme Anlaşmamız var, isterseniz size göndermediğimiz her ay 15 bin mültecinin önünü açalım da aklınız bir şaşırsın” diyecek.

Ne yapardınız?

“Bu insanlar yoğun şiddet ve işkenceden kaçmış, son derece tehlikeli yolculuklara rağmen hayatta kalabilmeyi başarabilmiş insanlar. Yasal statüleri konusundaki bilgi eksikliği ve olumsuz yaşam koşulları anksiyete ve depresyonu tetikliyor. Daha güvenli ve daha iyi bir geleceğe dair umutlarını tamamen kaybetme noktasına gelmiş durumdalar. İntihar etmeyi düşündüğünü söyleyen ya da kendine zarar veren hastalarım var.”

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) ile Yunanistan’ın Sisam/Samos adasında psikolog olarak çalışan Jayne Grimes, AB-Türkiye arasında yapılan ‘mülteci takas anlaşmasının’ birinci yılına dair hazırladıkları raporda, mültecilerin ruh durumunu böyle anlatıyor. (MSF geçen yılki AB-Türkiye mülteci takas anlaşması nedeniyle AB ve üye devletlerden gelen yardım fonlarını kabul etmeme kararı almıştı.)

Midilli Adası’nda çalışan MSF psikologları da ‘AB-Türkiye Anlaşmasının Birinci Yılı: AB’nin Alternatif Gerçekleriyle Yüzleşmek’ adlı raporda, anksiyete ve depresyon belirtileri gösteren hastaların sayısında 2,5; travma sonrası stres bozukluğu görülen hastaların sayısında ise 3 kat artış yaşandığını anlatıyor.

Doktorlar, artan psikoz belirtileri, ağır travma, kendine zarar verme ve intihar teşebbüslerini daha sıklıkla gözlemliyorlar. Uluslararası tıbbi insani yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar, “Göçmenler ve sığınmacılar anlaşmanın bedelini sağlıklarıyla ödüyor” diyor.

Bir süredir hayal kurmayı bırakmış olan mülteciler için zaman, savaşın başladığı altı yıl önce durdu, Türkiye ile AB de bir yıldır cinayet işlemek de dahil her türlü suç pahasına sınırları ‘koruyor’ ve ‘insan takası’ üzerinden anlaşma yapıyor. Anlaşma yürümeyince de ‘mülteci göndermek’ tehdidinde bulunuyorlar veya mülteci gelmesin diye her şeyi sineye çekiyorlar.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda bir kez daha, insanların ve tüm canlıların ‘gönderilip - alınıp satılamayacak eşya olmadığını’ söylemek zorunda kalmak utanç verici.