Normal şartlar altında asla yürüyemezsiniz!
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Norm kalıplarını üst üste dizerek hiyerarşik kuleler inşa eden ve kendini en tepeye yerleştiren iktidarın dengesini bozmak için kalıbınızın dışına çıkmanız ve açık havada yürümeniz yeterli

Hep normal şartlar altındaki (NŞA) problemleri koydular önümüze. Oysa normal şartlar, basıncın ve sıcaklığın sabitlendiği, basıncın 1 atm, sıcaklığın 0 derece olduğu koşullardır ve bu koşullar, ilişkilerin ikinci bir emre kadar dondurulduğu olağanüstü hal koşullarıdır. Olağanüstü hali normal olarak yaşayan kuşaklarız. Bu koşullar altında bir deneyi, diyelim ki seçimi tekrarladığınızda, hep aynı sonuca ulaşırsınız. Normal şartlar, parametrelerin sabitlendiği ve kontrol altında tutulduğu, hep aynının durmadan geri döndüğü bir durumu tanımlıyor; yani kapalı, denge halindeki bir sistemi. Hani, gençlerin birbirlerinin omuzlarına çıkarak kule oluşturdukları denge gösterisi var ya, o gösterinin toplumsal versiyonu. Tabanında geniş halk yığınları, onların omuzlarında yükselenler ve en tepede iktidar. Bu dengeyi sürdürmek isteyen kim? Kim bu dengeden yararlanıyor? Denge gösterisini sürdürebilmek, ancak normal şartlarda mümkün olabilir, yani dengeyi bozacak yaşamın dinamik kuvvetlerinin dışarıda tutulmasıyla. Normali tanımlayan iktidar, denge bozucu yaşamı anormal olarak dışarıda bırakmıştır.

Normal şartlar, normalleştirme toplumunun şartlarıdır. Foucault’nun tanımıyla, 17. yüzyılda ortaya çıkan ve tek tek bedenlerin kapatılarak biçimlendirildiği 'anatomo-politika' ile 19. yüzyılda ortaya çıkan ve norm etrafında nüfusların biçimlendirildiği 'biyo-politika'nın birbirine eklemlenmesi. Denge devam etsin diye bedenlerimizi ve toplumsal bedenlerimizi durmadan kalıba sokuyorlar. Ve sırtımızda yükselenlerin onca ağırlığı. Bu koşullara tahammül etmeyi ancak bir yük hayvanı becerebilir, Nietzsche’nin deyişiyle bir deve. ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’de sözünü ettiği ruhun üç evriminde deveden sonra gelen hayvan aslandır; yük taşımaya “hayır!” demiştir. Ama “hayır!” demek de yetmiyor. Bir çocuğa, kendi kendine dönen bir tekerleğe dönüşmek ve yaşamı değersizleştiren yüklerden kurtulmak ve yeni değerler yaratabilmektir asıl mesele. Biraz kımıldasak, kalıbımızın dışına çıksak denge bozulacak. Hele bir de yürüdüğünüzü düşünün, durmadan dönen bir tekerleğe dönüştüğünüzü. Yürüdüğünüzde, normal şartlarda sırtınıza istiflenen yüklerden sıyrılacak ve hafifleyeceksiniz; yaşamın dinamik kuvvetleriyle dans ederken bulacaksınız kendinizi.

Normallik bir kurgudur, tıpkı mutlak dengenin de bir kurgu olması gibi. Yaşam, mutlak denge değil, denge ile dengesizlik arasındaki bitimsiz bir danstır ve dengenizi sürekli bozandır. Yürümek de öyle. Yürürken, fark etmesek de attığımız her adımda dengemiz bozulur ve bir sonraki adımda yeniden kurarız dengemizi. Ve yaşam yürür, bıkmadan usanmadan, dallanıp budaklanarak. Kimi zaman yavaş, kimi zaman hızlı. Norm kalıplarını tuğlalar gibi üst üste dizerek hiyerarşik kuleler inşa eden ve kendini en tepeye yerleştiren iktidarın dengesini bozmak için kalıbınızın dışına çıkmanız, açık havada yürümeniz yeterli. Her karşılaşma bir denge bozumudur ve yeni bir denge durumu. Yürümek, karşılaşmaları çoğaltır; birbirimize doğru ve birlikte yürümek, yeni dengelere gebe.

Farkında mısınız? Yürümeyi unuttuk. Kalıba sokulanlar yürüyemez çünkü. Kalıpları taşımak için taşıma bantları (konveyör) var. Taşıtlar, asansörler, yürüyen merdivenler, yürüyen bantlar. İktidar yürüyenlere yürümeyi bırakmalarını ve taşıma bandına, trene binmelerini önerdiğinde kutsalı da değersizleştirmiştir. Kutsala doğru yapılan hac yolculuklarında, varılacak yerden daha çok yolculuktur önemli olan. Yürüyerek yapılan ve çoğu zaman aylarca süren hac yolculuğunda kişi, yaşadığı deneyimler ve karşılaşmalarla kendi bedeninin nelere muktedir olacağını keşfetmiş ve kâmil bir insana dönüşmüştür. Taşıma bantlarında taşınanlar, kalıplarını kıramaz. Bu yüzden her yürüyüş biraz da hac yolculuğudur; yaşamın dinamik kuvvetleriyle birlikte devinirken kalıbınızı kırmış ve yeni değerler yaratabilecek bir çocuğun olgunluğu sinmiştir ruhunuza. Ve yürüdüğünüzde, boşluğu adımlarınızla bir ağ gibi örüp kendi mekânınızı yaratırsınız. Yürümek, hafiflemektir, normal şartların dışına çıkmak, yaşama açılmak, yeni yaşam olanakları keşfetmek. Yeni değerler yaratabilenler, hafifleyenlerdir, bedenlerini ve düşüncelerini açık havada yürütenler.