Olmak ya da olmamak
ERK ACARER ERK ACARER

Osmanlı İmparatorluğu'nun en çok toprak kaybettiği dönemlerden birinde tahttadır. Rusların Yeşilköy'e kadar gelip diktikleri Ayastefanos Abidesi adeta çöken bir imparatorluğun en somut halidir. Kıbrıs, İngilizlere peşkeş çekilir.

Dönemi; 'memleketin satışı' kadar 33 yıllık baskı rejimiyle de bilinir. Korkusundan, günde saraya gönderilen 2 bin jurnali bizzat okur.

Tehdit unsuru gördüğü zaman kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Öyle suçlu suçsuz da ayırmaz. Zindan ve sürgün hüküm sürdüğü yılların geleneği olmuş, 'Fizan'a sürülmek' lafı bile onun devrinden kalmıştır. Özlemi, hasbelkader bir arpa boyu yol alınan monarşiden, tek adamlığa geri dönmektir. Yani, Meclis filan sevmez, kapatır. 'Hürriyet', 'eşitlik', 'vatan', 'beynelmilel', 'hal etmek' kelimelerini yasaklamıştır.

Sözcük manası neyse 'o anlamda' burnu büyüktür. Bu yüzden 'burun' lafının da kullanılmasını men etmiştir.

•••

Yeni Türkiye'ye yaraşır, 'yeni nesil' bir babadır. Şortla da gezer fantazi ayakkabı da giyer. Botoks da yaptırır tespih de çeker. 'Rambo piçağı'yla insan derisi kesip tadına bakmışlığı vardır. Fakat vakti zamanı gelince pamuk gibi kalbini de sergiye çıkarır, bir tomar parayı fakire uzatır. Ama 'balık tutmayı' öğretmeyi sevmez. Zaten kendi de bilmez. Oldubittiye getirir. Şovla balık verir.

Bol bol video çeker. Bir nevi kanaat önderidir. Tehdit eder, fantazişinastır; kan banyosunu över. 'Rabia' ve 'bozkurt' işaretini aynı anda yapıp, aynı anda Kâbe’yi tavaf etme yeteneğine sahiptir. Mesajı açıktır: Bir olun, akıllı olun, aklınızı alırım!"

•••

Mekândan içeri girer, küfreder, bağırır. Diğer insanları takmaz. Ezikliğinin, uyumsuzluğunun acısını kahve tezgâhındaki kızdan çıkarır. İlle çay içecektir. Kurallara uymaz, kuralları kendi belirler. Yozdur, hoyrattır, hantaldır. Değişime açık değildir, değişim sevmez. Kendisi dışında kalanları 'elitistler hassasiyetiyle' yerden yere vurur. Mesele elitizm filan değildir. Çukurdan çıkmayı değil, çukura çekip eşitlenmeyi ister. O çukurda, düzenin çarkına çomak sokup, yeni bir düzen kuracaktır. En azından bunun olabileceğini müjdeler. 'Hakkını vererek' hakkını almak değil 'bir anda olmak' fikrinin pratiğidir.

•••

AKP'nin evet kampanyasında vurgu yaptığı mesajlar; "Güçlü Türkiye, demokrasi, birlik ve refah..."

"Daima millet; kararımız evet."

Peki içerik...

"Dik dur eğilme, ümmet-i Muhammed seninle."

Yani içerik yok. Daha doğrusu içerik, tuhaf bir şekilde yerli yerine oturan bir ucube.

Televizyonda 'payitaht', sosyal medyada Sedat Peker, sinemada Recep İvedik. Tesadüf değil. Rol modeli, figüranı, tabanı önceden belirlenmiş tuhaf bir sistem. Ülkenin değişen, değiştirilmek istenen şifrelerinin bir harmanı.

•••

Bir acayip piramit; tepede Abdülhamit... Ki tanıdık geliyordur herhalde.

Ortada Sedat Peker.

Tabanda Recep İvedik.

'Yersen kavlinden', "ülkeler fethettik ama indirdiniz" vurgusu.

'Ya bizimle olacaksınız ya Rambo piçaklarına geleceksiniz' tınısı.

Demokrasi 'sandık'la birlikte, kadın tokatlama hürriyeti, 'artistlik yapma lan' hüviyetidir göndermesi.

•••
Ezikliğin yalan, dolanla, gerçekdışılığın çakma kahramanlık öyküleriyle örtüldüğü, ülkeyi her an felakete götürme potansiyeli olan çağdışı, demode tek adam yönetimi.

Kendinden olmayanı, dışarıda bırakan, 'benden değilsin'i açıkça söyleme cüreti bulan, dahası iten, kavga eden, saldıran 'birlik' anlayışı.

Sığlığın; kuralsızlık, hukuksuzluk ve laçkalıkla birleştiğin, ahlâkın, değerlerin lastik gibi oynandığı içi boş yaşam tarzı.

•••

16 Nisan'da epey zamandır havanda dövülüp birleştirilen, adına da Yeni Türkiye denilen bu ucube 'durdurulsun mu? yoksa kurumsallaşsın mı' bunu oylaşacağız işte.

Konu, rejim değişikliğini de ötesinde.

Çamurun dibine batmak ve orada kalmak ya da kafamızı kaldırıp biraz olsun nefes almak...

İşte bütün mesele bu!

***

Demokrasiyi bırak, ayıp ve günahı da bilmiyorlar
Son derece demokrat bir havada geçen referandum sürecine tanık oluyoruz!!! Elbette stantları tarumar edilen gençleri, salon verilmeyen vekilleri, bildiri dağıttıkları için tartaklananları, kesilen pankartları saymazsak.
Önceki gün Üsküdar'da gördüklerimizi haberleştiriyoruz. CHP, AKP ve MHP stantları neredeyse yan yana. Rabia-Bozkurt kardeşliği sırayla seçim şarkılarını çalıyor, halka propaganda yapabiliyor. Oysa CHP standı sessiz. Nedeni şöyle anlatılıyor: "İki parti elektriği şehir şebekesinden çekiyor. Ancak bu, bize yasak. Yandaki büfeden ricacı olup biz de elektriği kabloyla oradan aldık. Ancak biri şikâyet edince Üsküdar Belediyesi büfenin elektriğini kesti."

Sadece özgürlüklere darbe değil, işe, ekmeğe, esnafa da saygısızlık. Hollanda ve Almanya'ya demokrasi satıyorlar... Ancak demokrasiyi geç, ayıbı ve 'sözde yaşamlarının ortasına koydukları' günahı bile bilmiyorlar.