Reina kurbanları terör mağduru değil mi?
Bülent Mumay Bülent Mumay

2017’nin ilk saatlerinde yaşadığımız o vahşetin üzerinden 11 gün geçti. Yeni yılı Reina’da kutlayan 39 kişi korkunç saldırıda yaşamını yitirdi. Anayasa değişikliği paketinin toz dumanı altında unutmaya başladık bile.

O saldırıdan elini kolunu sallayarak kaçan, adı sanı belli terörist hala İstanbul sokaklarında! Ama olsun artık AVM’leri özel timler koruyacakmış, kendimizi güvende hissedebiliriz, dağılalım.

Yalnız merak ettiğim bir şey var... İsrail Devlet Başkanı Reuven Rivlin, Reina’da can veren Arap asıllı vatandaşının evindeydi önceki gün, başsağlığı dilemek için... Peki ya bizim büyüklerimiz? Başörtüsü yüzünden sahneye çıkarılmayan mağdur genç kızı bile arayan devlet büyüklerimiz, Reina’da ölen Türk vatandaşlarının kapısını çaldılar mı?

15 Temmuz’da darbecilere direnirken can verenlerin her birinin evine giden Cumhurbaşkanı, yılbaşı katliamında verenlerin ailesine de uğrar mı mesela? Yoksa Diyanet’in “değerlerimize uyuşmayan, gayrimeşru davranışlar” diye ilan ettiği yılbaşını kutlarken öldükleri için, onlar terör mağduru sayılmayacak mı?

Bekleyip, göreceğiz.

Umarım geç kalmayız. Çünkü Reina saldırısına oh çekenlerin peşine Lübnan’dan sonra düştük. Kendi vatandaşının ölümüne sevinenleri Lübnan yaka paça gözaltına alırken, biz laiklik diyenleri tutukluyorduk.

***

Meclis’te ‘Uçurtmayı Vurmasınlar’ sahnesi

reina-kurbanlari-teror-magduru-degil-mi-231977-1.

Bazı filmlerin tarihi yoktur. Bu topraklarda her zaman yeniden çekilebilirler. Ya da her izlediğinizde yeniden bugünü anlatırlar.

Uçurtmayı Vurmasınlar, tam da o cins bir film. Hatırlayanlar çıkacaktır anlatacağım sahneyi... Cezaevinde yapılan aramada “sakıncalı kitaplar” bulunmuştur. “Bombadan tehlikeli...” Anladınız siz.. Her neyse, cezaevi müdürü gardiyanlardan birini çağırarak kitapları teslim eder: “Git bunları yak...”

Birkaç dakika sonra bir başka gardiyanı çağırır yanına: “Bak bakalım, kitapları yakacak mı...”

Hemen ardından üçüncüsüne talimat verir: “İkinci gardiyan, kitapların yakılıp yakılmadığını kontrol ediyor mu, takip et...”

Meclis’te önceki akşam başlayan Anayasa oylamalarında aynısını yaşamadık mı... Tunç Başaran çekse, başka türlü olmayacak sahnelere tanık olduk. Bir oy kabininde 3 AKP’li. Cumhuriyet’ten Ayşe Yıldırım, 140 karakterde ne güzel özetledi o sahneyi: “Oy kullanana güvenme. Onu gözetle. Ama onu gözetleyene de güvenme. Onu da gözetle. Güven saçan parti!”

***

Yıldırım, koltuğu devirmekte haksız değil

reina-kurbanlari-teror-magduru-degil-mi-231978-1.

“Komşularla sıfır sorun” politikasıyla yola çıkan Davutoğlu’nun mimarlığında “Komşularla sırf sorun” dönemi yaşamıştık malum. Hoş, Hoca tek başına yapmamıştı bütün bunları. Ama AKP her zamanki gibi birini suçlayarak-harcayarak, elini yıkamayı tercih etti. Profil değişikliği ile Binali Yıldırım devraldı dümeni. Belki de son başbakan olacak, anayasa değişikliği geçerse...
Davutoğlu sonrası hızla çarklar başladı. Suriye’den Rusya’ya, Mısır’dan Irak’a birçok ülke ile sıkıntılar çözülmeye başladı. Ki herkesle kavgalı olmak gerçekten de doğru değildi.

Yalnız küçük bir sorun var. Bundan 3 ay kadar önce Erdoğan, Başika üssü nedeniyle çıkıştığı Irak Başbakanı İbadi’ye, “Sen benim kalitemde değilsin” diyerek rest çekmişti. İbadi’nin Manchester’daki master ve doktorasına falan hiç girmeyelim, “diploma” değil mesele.. Olaya Binali Yıldırım açısından bakalım...

Zaten “düşük profilli başbakan gelecek” açıklamasıyla koltuğa kavuştu. Şimdi Erdoğan’ın “Kalitemde değilsin” dediği İbadi ile el sıkışmak zorunda kaldı. Bütün bunlar başına geldikten sonra, başbakanlık koltuğunu Yıldırım devirmesin de kim devirsin.