Sendikacılığa ‘yargı’ darbesi
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK

Akıllara durgunluk veren bir “yargı” darbesi ile daha yüz yüzeyiz. Bu kez hedefte sendikacılık var. Tüm Taşıma İşçileri Sendikası’nın (TÜMTİS) Ankara Şubesi yöneticileri sendikal faaliyetlerinden dolayı hapis cezasına çarptırıldı, cezaları kesinleşti ve şu anda cezaevindeler. Horoz Kargo işyerinde sendikalaşma faaliyetinin bedeli hapis cezası oldu.

2007 yılından bu yana devam eden dava süreci hukuk ve sendikacılık tarihine bir ibret belgesi olarak geçecek nitelikte. Horoz Kargo’da sendikalaşma faaliyeti yürüten TÜMTİS Ankara Şube yöneticileri 2007 yılında bir gece yarısı operasyonu ile gözaltına alınmıştı. İşveren işçileri işten çıkarmıştı. Daha sonra işten atılan 20’den fazla işçinin işe iadesine karar verilmişti. Bu durumda yapılması gereken Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 118’inci maddesine göre işveren hakkında sendikalaşmaya engel olmaktan ceza davası açılmasıydı.

TCK 118’i görmeyen yargı
Çünkü TCK 118’e göre bir kimseye karşı, bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ayrıca cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Eğer hukuk işleseydi Horoz Kargo yöneticileri hakkında sendikal haklarının kullanımını ihlalden dava açılmalıydı. Cezaevinde olması gerekenler sendikalaşma faaliyeti yürüten sendikacılar değil, sendikalaşmayı engellemeye çalışan işverenler olmalıydı. Oysa öyle olmadı. TCK 118’i görmeyen yargı aygıtı, TCK 117’deki “iş çalışma hürriyeti” maddesine sarıldı. Horoz Kargo’nun yaptığı şikâyet; savcı, emniyet ve adalet mekanizması tarafından derhal dikkate alınmış ve sendikacılar derdest edilmişti.

Üye sayısını çoğaltma suçu!
Sendikacılar çıkarıldıkları Özel Yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandılar ve 6,5 ay tutuklu kaldılar. Yıl 2007 idi ve yargıda “paralel” işgal vardı. Tahliye sonrası dava devam etti. Beş yıl süren davada sendikal faaliyet “suç örgütü kurmak” olarak değerlendirildi ve TÜMTİS şube yöneticileri 1 ile 6,5 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı. İşin tuhafı Yargıtay 16. Ceza Dairesi de yerel mahkemenin kararını onadı. Daha sonra özel yetkili mahkemeler kapatıldı ve ayrıca bu kararı veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti FETÖ/Paralel Devlet Yapılanması (PDY) gerekçesiyle işten el çektirildi.

Türkiye’nin yargı sistemini ve bürokrasini çürüten paralel yapı sadece demokrasiye değil, sendikacılığa karşı da darbe yapmıştı. Mahkeme kararında yer alan ve suç örgütü kurmaya ilişkin gerekçeler ise akıllara durgunluk verici nitelikte: “TÜMTİS üyesi işçilerin sayısını çoğaltmak, bu şekilde aidat gelirini artırmak” ve tatildeki işyerinin çalışmasına mani olarak “iş ve çalışma hürriyetini engellemek.”

Türkiye’de yıllardır işçiler sendikalaştığı için işten atılır. İşten atılan işçilerin önemli bir bölümünün sendikal nedenle işten atıldığı yargı kararı ile kesinleşir. Diğer bir ifadeyle, işverenlerin sendikalaşmayı engellemek amacıyla işçileri attığı yargı kararı ile saptanır. İşverenler ise bunun karşılığında sendikal tazminat ödeyerek kurtulur. Bunun bir başka izahı Anayasa’nın 51. maddesindeki sendikalaşma hakkını ihlal eden işverenlerin para cezası ile kurtulmasıdır.

Şimdiye kadar çok az işveren hakkında TCK 118’den dava açıldı. TCK 118’den hapis yatan işveren bildiğim kadarıyla yok. Oysa yargının öncelikle görmesi gereken madde TCK 118’dir. Sendikalaşmayı engelleyen işverene veya vekiline caydırıcı ceza verilirse (hapis cezası) kimse kolay kolay sendikalaşmayı engelleyemez. Ancak yargı sistemi TÜMTİS örneğinde de görüldüğü gibi çağdışı bir yaklaşımla sendikacılığı suç örgütü olarak görmeye devam ediyor.

Yargılanma yenilenmeli
TÜMTİS yöneticilerine sendikal faaliyet nedeniyle verilen ceza, yargı sisteminin iki büyük hastalığını ortaya koyuyor: Birincisi paralel veya yandaş yargı mensuplarının hukuku yok etmesi, ikincisi ise yargı aygıtının hukuk normlarının lafzı ile yetinmesi, şüphe durumunda işçi lehine ve özgürlük lehine yorum ilkesinden (in dubio pro libertate) bihaber olmasıdır. Yasa maddesi ezberleyerek hukukçu olunmaz. Hukukçu hukuk felsefesi, hukuk sosyolojisi, hukuk tarihi bilmeli ve nihai ölçütü vicdanı olmalıdır.

Şimdi yapılması gereken sendikacılığa vurulan bu “yargı” darbesine son verilmesi ve yargılanmanın yenilenmesidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı sendikacılığa yönelik bu “paralel” darbeyi ve lekeyi ortadan kaldırmak için harekete geçmelidir. TÜMTİS’in üyesi olduğu Türk-İş, Başsavcılığı göreve çağırdı. Bu çağrı dikkate alınmalıdır.

TÜMTİS’e yönelik yargı darbesi bütün sendikaları tehdit ediyor. Bu ateş herkesi yakar. O nedenle ayırım yapmadan bütün sendikalar ve konfederasyonlar sesini yükseltmeli ve TÜMTİS ile dayanışma içinde olmalıdır. Mesele sendikacılığın savunulmasıdır.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız