Snowden: Hain kahraman
CÜNEYT CEBENOYAN CÜNEYT CEBENOYAN
Stone’un diğer filmlerinin aksine sakin bir tarzı var Snowden’ın. Sanki Almodovar’ın Julieta’da yaptığı gibi Stone da son filminde çılgınlıklarından arınmış ve sadece hikâyeye hizmet etmek için kamera arkasına geçmiş

Snowden’in kim olduğu biliniyor olsa da hatırlatmakta yarar var. Edward Snowden, National Security Agency (NSA; Milli Güvenlik Kurumu) için çalışırken, kurumun bütün dünyayı ama özellikle de Amerikan vatandaşlarını bir mahkeme kararı olmadan dinlediğini ve izlediğini ifşa eden Amerikalı bilgisayarcı. Amerikan hükümetlerine (geçmiş ve gelecek) göre bir vatan haini, başkalarına göre bir kahraman. Snowden hakkında ‘Citizenfour’ adlı çok başarılı bir belgesel çekildi ve bizde de gösterime girdi. Laura Pointras’ın bu belgeseli 2014’te Oscar’ı kazandığında henüz Trump tehditi yoktu.

Türkiye’de bu hafta, ABD’de geçen eylül ayında gösterime giren ‘Snowden’ filmi de Edward Snowden’i anlatıyor. ‘Snowden’ kanımca başarılı bir film. Hatta bir gazetecilik sürecini anlatması açısından geçen yıl Oscar’ı alan ‘Spotlight’ı çağrıştırdı bana. Ama ‘Snowden’in şimdiden ne ‘Citizenfour’un ne de ‘Spotlight’ın başarısına yaklaşamayacağını söylemek mümkün gibi gözüküyor. Gerçi daha Oscar adayları açıklanmadı ama ‘Snowden’a şans verilmiyor. Eleştirmenler filmi vasat buldu, film gişede de başarılı olmadı. Konu artık eskidiği için mi? Zaten bu konuda çok başarılı bir belgesel yapıldı diye mi? Yoksa artık Trump’ın ayak seslerinin korkutacak kadar yakına geldiğinden mi? Kasımdaki seçimlerden bir buçuk ay kadar önce vizyona giren ‘Snowden’ doğrusu Obama başkanlığındaki Demokrat Parti iktidarına sempatiyle bakmıyor.

Bence, film bugüne kadar gördüğü ilginin daha fazlasını hak ediyor.

‘Baş katil’
‘Snowden’ filmini yöneten Oliver Stone ile filmin kahramanı Snowden’in Obama dönemi hakkındaki görüşleri benzer. Snowden, Obama’nın insan hakları ihlalleri konusunda bırakın iyileştirici yönde önlemler almayı, tam tersi yönde hareket ettiğini söylerken, Stone, Obama’nın drone savaşlarıyla “baş katile” dönüştüğünü söylüyor. Stone’a göre Amerikan politikasında savaş karşıtı bir parti yok, Demokratlar da, Cumhuriyetçiler de savaş yanlısı.
Trump’a karşı safları sıklaştırmaya çalışan liberal Hollywood ve basın için ‘Snowden’ın zamanlamasının iyi gelmediğini söylemek mümkün. Ama film, en baştan itibaren güçlüklerle karşılaşmış. Büyük stüdyolar filmi yapmayı reddetmiş. Sonuçta görece küçük yapım firmalarıyla film gerçekleştirilmiş. ‘Citizenfour’ da muhtemelen büyük firmalardan finansman sağlayamazdı. Neyse ki buna ihtiyacı yoktu.

Sonuçta korkulan oldu ve Trump başa geldi. Çekilecek. Ama “Yes, we can” diyerek sistemi değiştireceğini vaad eden sonra da sistemin kurbanlarını yüzüstü bırakıp, failleri (bankaları) kurtaran Obama yönetiminin bunda büyük suçu var. Obama değiştirmiyorsa, birisi değiştirir umudu Trump’ı başa getirdi.

Stone ve değişim
Stone ile Snowden’in benzer görüşleri olduğunu söylemiştim. Başka açılardan da benziyorlar. Oliver Stone, tıpkı filmin kahramanı Snowden gibi bir yurtsever. O kadar ki Vietnam’da savaşmış, madalyalar almış. İmkânı olsaymış Snowden de Irak’a gidip, Amerikan ordusu için savaşmaya gönüllü olurmuş. Ama çelimsiz vücudu buna izin vermemiş. Oliver Stone daha sonra bir tür asi yönetmene dönüştü. Sisteme sert eleştiriler getiren filmler çektiği gibi, kahramanları öven filmler de yaptı.
Snowden’in yaşadığı değişim de vatan için hayatını feda etmekten, devlet sırlarını ifşa etmeye kadar gidiyor. Ama Snowden açısından aslında çelişen bir şey yok. Snowden, ABD vatandaşı olmanın temel niteliklerinin, yani birey hak ve özgürlüklerinin tecavüze uğradığını düşündüğü için kendini feda ediyor. Devlet sırlarını açık ederek, hapsi göze alıyor. Hapse girmese de şu anda Moskova’da sürgünde yaşamak zorunda Snowden. Yurtseverliğinin karşılığında ağır bir bedel ödüyor.
Filmin üç izleği var: Snowden’ın kız arkadaşı ile bir internet sitesinde başlayan ve birlikte yaşamaya kadar giden ilişkisi; Snowden’ın CIA ve NSA’de yavaş yavaş yaptıkları işin kapsamını keşfediş süreci (Snowden, sadece herkesin izlendiğini değil, kendi yazdığı bir programın drone’larla yapılan savaşı olanaklı kıldığını da anlıyor) ve Snowden’in Hong Kong’da yönetmen Pointras ve gazeteci Greenwald’a bilgileri aktarışı.

Kazanılmış sükûnet
Stone’un diğer filmlerinin aksine sakin bir tarzı var Snowden’ın. Sanki Almodovar’ın Julieta’da yaptığı gibi Stone da son filminde çılgınlıklarından arınmış ve sadece hikayeye hizmet etmek için kamera arkasına geçmiş. Kimileri alıştıkları yönetmeni arıyorlar, ben bu yeni kazanılmış sükûneti daha çok seviyorum.
Sonuçta, ‘Snowden’ izleyin derim. Bence, film bugüne kadar gördüğü ilginin daha fazlasını hak ediyor.