Suriye’de barıştan uzaklaşıldıkça IŞİD güç kazanıyor ve masumlar ölüyor
07.05.2017 10:52 BİRGÜN PAZAR
Trump’ın saldırısının silahlı muhaliflerin arkasındaki başlıca hamilerden biri olan Suudi kraliyet ailesinin mezhepçi dünya görüşünü güçlendirdiğini söylemek önemli

VIjay Prashad

Birkaç ay önce, yerel ölçekte sağlanan ateşkes ve yeni jeopolitik konumlanmalar Suriye’de altı yıldır süren kardeşin kardeşi öldürdüğü iç savaşın sonunu getireceğe benziyordu. Suriye hükümeti ve silahlı grupların bir kısmının Türkiye merkezli liderliği Astana’da (Kazakistan) buluştu ve şiddetin azaltılmasının teknik hatları konuşuldu. Barış için kolay bir yol yok fakat sahici bir diyalog olasılığının işaretleri belirdi.

Bu sırada, Suriye’nin kuzeyinde ve Irak’ın kuzeybatısında, görünen oydu ki yakında IŞİD, küresel oyuncuların ağır ateş gücü altında ve bölgedeki çeşitli orduların altında ezilecek. Musul’daki kazanımlar ve Suriye çöllerindeki kasabalarda yaşananlar da gösteriyor ki IŞİD’in kendini ortaya koymak için birkaç seçeneği kaldı. Yok olmayacak– hala kendine biat eden çok sayıda savaşçı ve sempatizanı yönetebiliyor- fakat ciddi şekilde zayıflatılacak.

Astana’daki ateşkes diyalogu ve Birleşmiş Milletler’in (BM) Cenevre’de yürüttüğü süreç kesinlikle Suriye hükümetinin pazarlık masasında daha iyi bir konumda olduğuna işaret ediyor. İran, Rusya ve bölgesel diğer savaşçı unsurlarla desteklenen, Suriye güçleri isyancıları Halep’ten çıkarttılar ve ileride İdlib’te de zayıflatacak özgüvene sahip görünüyorlar. Suriye hükümet güçleri Palmira’dan IŞİD’i çıkarttı ve batıdaki Deyrizor’daki kuşatmasını da kıracak gibi görünüyor. Savaş alanında yapılan bir çalışmaya göre 1 Nisan 2016 ile 31 Mart 2017 tarihleri arasında Suriye ordusunun savaşının yüzde 43’ünü IŞİD’e karşı savaşı oluşturuyor. (Bu Şam hükümetinin IŞİD’e karşı savaşmadığı iddiasına ters bir bulgu.)

Rejim değişikliği

ABD Başkanı Donald Trump’ın 7 Nisan’da Suriye’ye ait hava üssüne roket saldırısı emrini verdiğinde bölge politikasında çok şey değişti. Bu, hava saldırılarının Suriye ordusu üzerinde büyük etkisi oldu, demek değil. Ancak bombardıman, bu kanlı savaşta dengeleri bulandırdı, savaşın alanını genişletmeye hizmet etti ve barış emarelerini ortadan kaldırdı.

Bu roket saldırısından hemen önce Suriyeli muhalifler İstanbul’da ABD’nin görüşmelere daha çok müdahil olmasını talep ettiler. Muhalifler ABD’nin, Esad’a karşı askeri müdahalesi artık mümkün görmüyorlardı. Trump’ın roket saldırısı öngörülerini geçersiz kıldı. Şimdi silahlı muhaliflerin politik liderleri ABD’nin Suriye ordusuna kapsamlı bir saldırı ile Şam’ın kendilerine verileceğini düşünüyorlar.

Güvenli bölgeler

Silahlı muhalefet dördüncü turu yapılan Astana görüşmelerine bundan böyle katılmama kararı aldı. Şimdi Şam’da rejim değişikliği ihtimalinin kokusunu aldılar. Trump’ın hareketi belirli koşullarla zafer beklenti olarak kalacaksa barışa gerek olmadığı yönünde.

Rusya Devlet Başkanı Putin 2 Mayıs’ta Trump ile görüştü. Putin, Trump’tan Rusya’nın Suriye’de yaratacağı “güvenli bölge” teklifine desteğini istedi. Eğer bir bölgede güç baskın ise orada barış garanti edilecek ve böylece farklı güçler kontrollerindeki bölgelerdeki saldırıları azaltmış olacaklar. Dört “güvenli bölge” Rusya, İran, Türkiye ve ABD tarafından yönetilecek. Bu 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın Müttefikler tarafından işgaline benziyor. Telefon konuşmasından anlaşılan, Beyaz Saray, Rusların “uçuşa yasak bölge” ve “güvenli bölge” teklifini Amerikan politikacılarına “güvenli ya da hafifletilmiş bölge” şeklinde tercüme ediyor. Aslında, Putin “güvenli bölge”nin “uçuşa yasak bölge” olduğunu açıkça dile getirdi.

Silahlı muhalifler güvenli bölge teklifini reddetti. Ahmet Ramazan, delegasyon lideri, AP’ye silahlı muhaliflerin bölgesel ateşkes fikrinden mutlu olmadıklarını anlattı. Ulusal ölçekte bir politikanın sağlanmasını istiyorlar. Ramazan’ın delegasyonu masaya gelmese de Astana’da. BM Temsilcisi Steffan de Mistura, Ramazan’a ve ekibine masaya dönmeleri ve “konuyla ilişkili güzel haber olasılığını yok etmemeleri” için ısrar ediyor.

Trump’ın saldırısının silahlı muhaliflerin arkasındaki başlıca hamilerden biri olan Suudi kraliyet ailesinin mezhepçi dünya görüşünü güçlendirdiğini söylemek önemli. 2 Mayıs’ta Suudi veliaht prensi ve Savunma Bakanı Muhammed bin Salman Suudi medyasına İran’la asla bir diyalog içerisinde olmayacaklarını bildirdi; “Prensipleri radikal olan bir kişi ya da rejim ile mutabakat sağlanabilir ki?” İran, dedi, İslam dünyasını kontrolü altına almak isteyen Şii arayışı temsil ediyor. Prens Salman’ın iddiası İran’ın durumuyla uzaktan ancak Suudi hükümetinin paranoyasıyla yakından ilgili.

İran, Suriye’de ya da başka yerlerdeki çatışmanın tansiyonunu düşürecek bir yol bulmak için Suudilerle görüşmeyi umuyordu. Katar ile buna benzer bir görüşme için çalışmaları sürdürüyor ve Astana’da aktif rol üstleniyor. Kontrolsüzlük, İran’da olduğundan çok Suudi Arabistan’da var. Suudiler, iliklerine kadar işleyen inatçılıklarının Washington tarafından destekleneceğini biliyorlar. Prens Salman’ın yorumları Suriyeli silahlı muhaliflerce işitildi. Bunu hem Trump’ın hem de Prens Salman’ın barış istemediğinin tasdiki olarak algıladılar. Her ikisi de savaşın devam etmesini istiyor.

Çeviri: Ömür Şahin Keyif