Taliban’dan kaçan forvet
ALİ MURAT HAMARAT ALİ MURAT HAMARAT
Her şey başta oyundu, ardından yaşam biçimi! Sizin de aklınıza o malum klişe mi geliyor? Evet, futbol asla sadece futbol değildir; bazen umuttur, hattâ yaşamın ta kendisidir. İşte Taliban’dan kaçan Nadia Nadim’in öyküsü

Futbola âşıktı baba. Bir gün evine dönerken yanında bir top getirmişti. Kızları başta onunla ne yapacağını bilememiş, voleybol oynamışlardı. Eğleniyor, gülüyorlardı. Günler kısa süre sonra kararacaktı. İşte o meşin yuvarlak önce o çocuklardan birinin hayatını aydınlatacak, ardından uzaktaki bir ülkenin kaderini değiştirecekti.

Avrupa Kadınlar Futbol Şampiyonası Hollanda’da tüm hızıyla sürüyor. Çeyrek finalde Danimarka, bu organizasyonda 22 yıldır yenilmeyen Almanya’yı geçerek büyük bir sürprize imza attı. Turnuva tarihinde en son 26 Mart 1995’te kaybeden, araya altı şampiyonluk sıkıştıran Panzerler sonunda sahadan boynu bükük olarak ayrıldı. İskandinav ekibi adına ağları sarsanlardan birinin öyle bir hikâyesi var ki...

Bilmiyorum, Nadia Nadim adını hiç duydunuz mu? Başka bir diyarda yaşasak, onun öyküsüne sadece spor sayfalarında, spor kanallarında rastlamazdınız ya neyse...

Afganistan’da dünyaya gelen Danimarka’nın yıldızı, aslen Taliban’ın hayatını etkilediği milyonlardan sadece biri. General olan babası bir gün rejim tarafından çağırılmış, asla eve dönememişti. Çölde ertesi gün idam edildiyse de haberi evine aylar sonra ulaşabilmişti. Ailenin tek bir şansı vardı; o da kaçmak!

Çocukları için bir gelecek isteyen Hamida, kadınları yok sayan Taliban rejiminden bir an evvel kurtulmayı amaçlamıştı. Beş kızıyla birlikte önce sınırı geçip Pakistan’a gitmişti. Orada hazırlanan sahte pasaportlarla İtalya’nın yolunu tutan Nadim Ailesi, İngiltere’deki akrabalarının yanına gitmeyi hedefliyordu.

Bir kamyonun arkasındaydılar. Yanlarında hiç tanımadıkları başkaları da vardı. Gece karanlığında araçtan indirilmişlerdi. Gördükleri binalar hiç Londra’ya benzemiyordu. Gün ağırırken rastladıkları bir adama Hamida kötü bir İngilizce ile nerede olduklarını sorduğunda, Randers cevabı geliyordu. İnsan kaçakçıları onları Danimarka’ya bırakmıştı.

Bir mülteci kampına götürülen Nadim Ailesi, çok da şikâyetçi değildi. Kızlar için erkek çocuklarla beraber oynamak, sabahları okula gitmek yepyeni bir hadiseydi. Boş geçen öğleden sonraları, 12 yaşındaki Nadia için bir anda futbolla dolmuştu. Başta küçük bir sorun vardı, nasıl oynaması gerektiğini bilmiyordu. O yüzden topla tek başına gidip kaleyi gördüğünde tüm gücüyle vuruyordu. Yıllar sonra yıldızlaştığında da o günleri tebessümle anlatıyordu.

Kampın hemen yanında bir futbol sahası vardı. Mülteci çocuklar için idman yapan yaşıtlarını izlemek bir eğlenceydi. Bir gün cesaretini toplayan Nadia antrenöre gidip oynamak istediğini söylemişti. Ayağında krampon bile yoktu. Fakat hoca kızı kırmak istememişti. Beğenilmiş, bir sonraki gün yine gelmesi söylenmişti. Bunun üstüne bir ikinci el dükkanına giden annesi, ona eski bir ayakkabı almıştı. İlk maçında savunmadaydı, o gün üç gol atmıştı.

Ronaldo, Figo, Zidane, Beckham gibi devleri izlemek Nadia’yı büyülemişti. Giderek babasının aşkına aşık oluyordu. Fakat tüm bunlar yaşanırken, aslında zorlanıyordu. Danimarka’da kadınların erkeklerin yapabildiği her şeyi yapmasına, aynı haklara sahip olmasına aklı bir türlü ermiyordu. FIFA’ya verdiği bir röportajda, “Futbol oynarken, sanki yasaları çiğniyordum” diyen forvet, annesi sayesinde yeni yaşamına da tutunuyordu.

İltica için gereken üç yıllık süre geçiyor, Afgan ailenin hayatı giderek normale dönüyordu.

O kadar yetenekliydi ki kimi zaman onu durdurabilmek için kulağına ırkçı şeyler fısıldanıyordu. Kimi kendini bilmez ailelerin söylediklerine kulağını tıkayan oyuncu, bildiği yoldan şaşmıyordu.

Kanunlar gereği Danimarka vatandaşlığına 18 yaşını bitirdiği gün başvurabilen Nadia, 20’sinde muradına ermişti. FIFA kurallarına göre milli takım için uzun süre daha beklemesi gerekiyordu. Yeteneğine bir an önce kavuşmak isteyen Danimarka Futbol Federasyonu, dünya futbolunun patronuna istisna yapılması için başvurmuştu. FIFA’dan beklenen izin çıkmış, 2009’da milli formayla tanışmıştı.

Kulüp düzeyinde çabuk yükselen forvet, 2014’te kapağı Amerika’ya atmıştı. O tarihten bu yana da orada. “Yüzde 100 Müslümanım. İnanıyorum. Dua ediyorum” diyen Nadia, her fırsatta Taliban’a saydırmaya devam ediyor. Bir yandan tıp eğitimine devam eden yıldız oyuncu, yeşil sahalarda veda edeceği günden sonrasını da planlıyor. Danimarka’da bir arkadaşıyla kurdukları kulüp, yıllardır spor yapacak imkânı olmayan çocukları futbolla buluşturuyor. Kent de bu projeye uzun zamandır destek veriyor. Kimi topraklarda bir adım atılınca devamı geliyor.

Her şey başta oyundu, ardından yaşam biçimi! Sizin de aklınıza o malum klişe mi geliyor? Evet, futbol asla sadece futbol değildir; bazen umuttur, hattâ yaşamın ta kendisidir.