Umutlu öykülerden yanayım
11.01.2017 10:22 KÜLTÜR SANAT
Gülşah Elikbank’ın yeni romanı ‘İhtimal’ okurlarıyla buluştu. Umut veren öykülerden yana olduğunu söyleyen yazarın hayata ve kadına dokunan bu romanı, toplumun kural gibi gözüken yalanlarına isyan eden bir kadının hikâyesini anlatıyor

ÜLKÜ BURHAN

Gülşah Elikbank’ın yeni romanı İhtimal, aşkın karanlık yüzüne ışık tutan farklı bir kitap. Yazarın daha önce Aşkın Gölgesi, Yalancılar ve Sevgililer romanlarını okuyanların oldukça seveceği bir tür. Elikbank, aşkı, hayatı, kadınlık hallerini satırlarına coşku ve tutkuyla geçirebilen yazarlardan. İhtimal, birçok kadın okurun kitaplığında kendine özel bir yer edinecek belli ki.

» Yeni romanın İhtimal, Doğan Kitap etiketiyle raflarda. Diğer romanlarına nazaran farklı bir tarzla karşımızdasın sanki. Nedir bu fark söyler misin?
Edebiyata ilk olarak fantastik bir üçleme ile başladım. Fakat fantastik kurguyu seçmemin özel bir nedeni yoktu. Yazmak istediğim konu hangi tarz ile daha rahat anlatılabiliyorsa onu seçiyorum. İhtimal daha çok hayata, kadına dokunan bir öykü oldu. Yaşımın ilerlemesi ile birlikte daha dişi, daha cesur oluyor kalemim sanırım. Kurallara daha az uymak istiyor insan, büyürken. İhtimal de toplumun kural gibi gözüken yalanlarına isyan eden bir kadının hikâyesi.

» Romanların arasında fark olduğu kadar ortak noktalar da var. Bu ortak noktaları çok seviyorum. İlla ki toplumsal bir yaraya dokunuyorsun. “Yalancılar ve Sevgililer” romanında çocuk istismarı, takıntılı ruhlar, zalimler ve tarikatlar gibi konulara değinmiştin. Bu kitapta hangi toplumsal yarayı işaret ediyorsun?
İhtimal, sahtelikler çağında gerçek olmaya çalışan ve bunun bedelini ödeyen bir kadının öyküsü. Yaşadığımız bu çılgın zamanların en temel sorununun herkesin önce kendine yalan söylemesi olduğunu düşüyorum. O yüzden romanın çıkış cümlesi; “Yalancıları iyi tanırım ben; birine her gün aynadan bakıyorum çünkü.” Hep birlikte sahtelik ve yalan sosuyla, balon hayatlar yaşıyoruz. Mutsuzluğumuzun nedeni, sürekli bir arayış içinde olmamız. Kimse kendi yalanını görmüyor ama herkes bir diğerini sahtekâr olmakla suçluyor. Masum değiliz işte hiçbirimiz. Bunu gören ve çekeceği acıya rağmen, gerçeklerin tarafını seçen bir kadının başına neler gelir, sorusundan yola çıktım bu romanı yazarken. Yaralı ruhlara, aşkı savaşmak sananlara ayna tuttum biraz.

» Aşk, sıra dışıdır aslında. Edebiyatta aşkı sıra dışı yaşayan kadın kahramanlar genelde erkek yazarlar tarafından mutsuz sonlarla ya da ölümle cezalandırırlardı. Sen kadın bir yazar olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsun?
Doğru, Madame Bovary, Anna Karenina ya da Aşk-ı Memnu… Hepsinde kadınlara biçilen bir bedel, derin bir mutsuzluk vardır. Elbette yazıldıkları zamanları da hesaba katmak gerek fakat çok da bir şey değişmedi aslında. Oysa neden kadın suçlu sadece? Bir aşk tek kişi yaşanmıyor ki. Bunun iki tarafı var. Ama kadının daha cesur olan yüreği, bir yanıyla da daha kırılgan. Kadın bir yazar olarak, ayakta dimdik duran bir kadın karakteri anlatmak istedim. Çünkü bu da mümkün. Hayatta her şey bir ihtimalden ibaret. Ölüm dışında her şeyin de bir çaresi var. Umutlu öykülerden yanayım ben. Kadınların içindeki o asi yana güveniyorum galiba.

» Yazarların iyi gözlemciler olması gerektiğini düşünüyorum. Bu anlamda sen İhtimal romanında en kolay neleri gözlemledin ve bize göstermek istedin?
Öncelikle internet çağının yani kolay ulaşılabilir olmanın getirdiği bir tatminsizlik var. Herkes ulaşılabilir, gizem yok artık. Ama bunun yanında kendini hiç olmadığın biri gibi göstermen de mümkün. Biraz buna değindim. Bir de ihanetin iki yüzü oluşuna değindim. Erkeklerin ve kadınların bu durumu farklı yaşamasına ışık tutmak istedim. Toplumsal çürümenin toplumun en temel müessesesi ailede ve evlilikte nasıl başladığının altını çizdim. Elbette bu kadar yalan dolandan dürüst, mutlu yaşamlar çıkmıyor. Sevmeyi bilmeyen erkeklerin, sahip olma ile aşkı birbirine karıştıranların hikâyesi, İhtimal. Mutlu olmak için önce insanın kendi gerçeğiyle yüzleşmesi gerekir. Derin bir yüzleşmenin romanı, bu.