Venezuela’ya eleştirel destek
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
Unutulmasın ki, ülkede 20 bin mahalle meclisi bulunuyor. Onların iradesini hiçe sayarak Washington’dan, Brüksel’den hüküm vermenin sonu 2002’de olduğu gibi hüsran olur

Hafta sonu Venezuela’da cılız bir darbe girişimi bastırıldı. Ne var ki Chavez’in ülkesinde suların durulacağını, istikrarın kısa sürede sağlanacağını, ülkenin “21. Yüzyılın Sosyalizmi” doğrultusunda yoluna sorunsuz bir şekilde devam edeceğini ummak fazla iyimserlik olur.

İsterseniz bugüne gelmeden önce kısaca 2002’yi hatırlayalım. 12 Nisan’da ABD destekli olduğu aşikar askeri bir darbe gerçekleştirilmiş, Hugo Chavez rehin alınmıştı. Başkanlığa geçici olarak Venezuela’nın en önemli sermaye örgütünün başkanı Pedro Cormona Estanga’nın getirilişi de operasyonun sınıfsal karakterini net biçimde ortaya koyuyordu. Estanga hemen Ulusal Meclis’i kapattı, Chavez hükümetinin ele geçirebildiği üyelerini tutukladı…

Derken, “Bolivar Devrimi”nin asıl toplumsal gücü, gecekondu mahallelerinin yoksul halkı Caracas’a doğru kitleler halinde yürüyüşe geçince alçakça plan çöktü, Chavez kontrolü yeniden ele geçirdi. Barriolarda yaşayan aynı yoksul kitleler, önceki Cumhurbaşkanı Perez döneminde gaz yağı fiyatlarının ikiye katlanması üzerine “Caracoza” adı verilen isyan dalgasını başlatmış, Chavez işte bu devrimci dalganın üzerinde yükselmişti.

Başta New York Times, Fox TV emperyalist merkezlerden estirilen yaygın propaganda, Chavez’in politikalarının işlemediği, halkın özlemlerini karşılamadığı yolundaydı. Halbuki Chavez koltuğuna tekrar oturduktan sonra, 2013’te ölümüne kadar popülaritesini korudu, meşruiyeti bir daha tartışmalı hale gelmedi.

Politik çevrimlerde petrol belirleyici
Bu arada Venezuela’da politik çevrimlerde, petrol fiyatlarının seyrinin belirleyici bir rol oynadığını hatırlayalım. Chavez 1998’de petrol fiyatlarının 70’lerden beri en düşük noktasına indiği, toplumsal hoşnutsuzluğun tavan yaptığı bir noktada başkan seçildi. 2002’ye uzanan süreçte fiyat hareketlerinde bir toparlanma gözlemlense de, bütçe gelirleri Chavez’in ekonomik programını hayata geçirecek ölçüde artmamıştı. Derken, 2008’de patlak veren küresel krize kadar petrol fiyatları dolu dizgin yükselince, ihracat gelirlerinin yaklaşık %95’i petrole bağlı Venezuela ekonomisi de hızla büyüdü, sosyal programlar hayata geçirilebildi. 2009’da ani düşüşün ardından petrol yeniden toparlandı ve Chavez’in ölümüne kadar tatminkâr bir düzeyde kaldı. Maduro’nun belki de en büyük şanssızlığı, iktidara geldikten hemen sonra petrol fiyatlarının düşüşe geçmesi, ihracat gelirlerinin dibe vurması, zorunlu bütçe kısıntılarının ortaya çıkmasıydı.

Bugün Venezuela’da ekonomi 2013’e göre %35 daralmış, kişi başına gelir %40 gerilemiş durumda. Maduro yönetimi, dış alemde daha fazla tecrite uğramayayım diye ne pahasına olursa olsun dış borç servislerini aksatmayayım kararı verince, haliyle ithalat daraldı. Özellikle gıda ve ilaç sıkıntısı baş gösterdi. Halkın memnuniyetsizliği arttı. Özetle, aslında Maduro’nın halk desteğinin ana akım medyada propagandası yapıldığı gibi popülizm kaynaklı değil, aksine uluslararası sermayeye verilen tavizler sonucu gerilediği söylenebilir.

Muhalefetin hamisi ABD
Batı medyasında, demokrasi güçleri diye pohpohlanan muhalefetin temiz bir sicili olduğu söylenemez. 2009’da Honduras’ta, Venezuela-Bolivya-Ekvator “iyilik eksenine” yanaşan meşru yönetimi CIA darbesiyle deviren, Brezilya’da Dilma Rousseff'i azleden “sağ rüzgarlar” Venezuela’yı da vuruyor. Sağın lideri Leopoldo Lopez kriminal bir şahsiyet, zaten sokak çatışmalarında ölenlerin yaklaşık yarısının Kolombiya destekli paramiliter güçler olduğunu görülüyor.
ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Maduro’nun geleceği olmadığını söyleyerek açıkça bağımsız bir ülkenin demokratik yollarla seçilmiş başkanını gözden çıkardıklarını ifade etti. ABD’nin gerileyen hegemonyasına karşın, öteden beri arka bahçesi gördüğü Latin Amerika’dan elini çekmeye niyeti olmadığı açık. Venezuela, “katılımcı ve demokratik 21. Yüzyıl sosyalizmi” arayışı diye özetlenebilecek Chavismo’nun merkez ülkesi olduğu için de hedef tahtasında. Uzun yıllar Exxon Mobil şirketinin CEO’su sıfatıyla ülkenin petrol yataklarına ağzı sulanan, Amerikan şirketlerinin Venezuela’da at oynatması için lobi yapan Tillerson fırsatın sonunda ayaklarına geldiğini düşünüyor olabilir. Çünkü bilindiği gibi Venezuela 300 milyar varille, Suudi Arabistan’ın önünde dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi.

Zulmün vebali ağırdır
Kimse unutmasın, Venezuela’yı ekonomik yaptırımlarla, ithalatına ambargo koyarak daha derin bir sefalete sürüklemenin vebali ağır olur. Muhtemel bir iç savaş çok daha vahim bir insani tablo ortaya çıkarır. Tam tersine, bu zor süreçte ülkenin ekonomisini ayağa kaldıracak, yaşamı normale döndürecek bir yardım uluslararası toplumun sorumluluğudur.

Ne zaman Venezuela’da taşlar yerine oturur, çok ciddi bir sosyo-ekonomik şok yaşayan halkın geçim koşulları istikrar kazanır, ancak o zaman toplum özgür iradesiyle sağlıklı siyasal kararlar verebilir. Kimse unutmasın ki, ülkede her biri 200 ila 400 aileyi barındıran, 20 bin mahalle meclisi bulunuyor. Onların iradesini hiçe sayarak Washington’dan, Brüksel’den hüküm vermenin 2002’de olduğu gibi sonu hüsran olur.

Anti-emperyalistler olarak Maduro yönetimine, “eleştirel desteğimiz” sürmeli. Eleştirilerimiz (ucu Chavez’e de dokunan) petrolün yüksek seyrettiği zamanlarda yeniden bölüşüm politikasının yanına yatırım projelerini ekleyip, ülkeyi dengeli bir kalkınma rotasına sokamadığı için; “boliburjuvazi” abartmalarını reddetsek bile yolsuzluk, bürokratikleşme iddialarını tamamen yalanlayamadığı için; yönetimi sivilleştirip, askeri vesayeti kıramadığı için; özgürlükleri genişletmeyi başaramadığı için…

Chavez yenilgilerde, hep “şimdilik” diye kayıt düşüp tekrar doğrulabilmesi sayesinde tarihe mal oldu. Maduro da bu mottoyu unutmayıp durumu toparladığı ölçüde Chavez’in mirasını ileriye taşıyabilecek…